26 Ekim 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 Niyet kurduk, DOST SOFRASI’na geldik, gölgeyi sildik; ‘Nerden verdin?’ diyen ile, örtüyü sorana, ‘YEMEN’den.’ dedik, YÜCE AĞAÇ’ın meyvesini cümlemiz yedik. Selam olsun, her satırda bilen bilmeyen, gerçeği bulsun. YEMEN’den aldık diye; gönülde oluşana, bilgide bulaşana yerli yersiz sormadık.

2 “Öyle uyduk ki söze, çıkmaz sokağa girmedik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Bağladığım düğüm çözülür, okuduğum her satır çizilir, gerçekte bağdan bağa gezilir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Bağda asmayı buda, YUNUS misali su başında dur da, ‘Benden mi? Senden mi?’ diye sor da; daldan dala alacağın, GÜL yaprağında bulacağın, beni seni silecek, gerçek olanı uyan bilecek.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

5 “Kar tepeyi sardığında, tepede sofrayı kurduğunda, yiyeceğin aş daldan aldığındır; giyeceğin fistan, NUR’dan bildiğindir; DOST ile DOST’luğu bulursan, güzel çirkin böldüğündür. Çevreyi sardım başa, kaşığı vurdum aşa, oturdum koca taşa. Ne verse yiyeceğim, ‘Şükür ALLAH.’ diyeceğim, bağlı atı çözeceğim, ayak ile gideceğim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

6 “Tavrımın düzenini bilirsem, senden duymam; atımın dizginini elde tutarsam, kayguyu almam; ‘YA ALLAH.’ dediysem, asla darda kalmam.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

7 “ ‘Söz ustası, saz hastası…’ deseler, uymaz; ‘Yol ehli, YUNUS halli…’ deseler, duymaz; kozu elinde olsa, dileyene vermez. ‘Öyle ise, yolu bilsin, kendini bulsun, öylece sofraya gelsin.’ dediler, altın ağı yol üstüne serdiler, selameti gerçeğin ışığında buldular.” dedi, KAYGUSUZ kendi ölçüsünü cümlede birledi.

8 “Ay’dan gedik açsalar, yıldızdan yıldıza geçseler; gölgesini sorarlar, bildiklerine yorarlar. Ne Ay’da, ne yıldızda, bilgince bulamazsın; almayı dilemezsen, söz ehli olamazsın.” dedi, KAYGUSUZ ile YAHYA EFENDİ söyleşti… “ Ne yorum yeterlidir, ne sorun biterlidir; RABB’im ne YAZDI ise, kulu için o geçerlidir. (KUR’AN-I KERİM mi Efendim?) YAZAN’ın YAZDIĞI gibi, okuyanın aldığı kadar… Boynumuz, yozan ile değil uyan ile dizdedir; gönlümüz, sevgi ile hazdadır; her birimiz, günü-günü sözdedir. Çiçekler dizi-dizi, böcekler yüzü güzü, cümlenin görsün gözü. Bir kanat, bin kanaat; bilirsen EYVALLAH, bilmediğin olayı bu yana at; diledik RESULÜ’nden, esirgemesin ŞEFAAT. Gül yüzümüz gülecek, gönülden bilen hali ile aldığını verecek; ‘Yol bizimdir.’ derlerse, HAKK’ın SESİ gelecek. Diyecek ki, ‘BEN’DEN SANA YOL AÇIK. SENDE, HANİ NİYET?’ YÜCE’ye diyelim ki, ‘Geldiğimiz, bilmeyi dilediğimize uyacak; duyduğumuz an, düzende yerini alacak. O zaman, niyetimiz SANA gönlümüzden gelecek.’ Bayram, o gündür.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. (ŞEYH YAHYA EFENDİ mi?) EYVALLAH.

9 “Su verdik tarlamıza, yer bulduk ocağımıza. Gönülden sevinç aldık, cümlede gerçeğe özlem gördük. Her adıma niyette miyiz, ‘YA ALLAH.’ diyerek sohbette miyiz? Gün güzel, yol güzel, cümlede hal güzel. Öylece kalalım, her yaprakta geceyi silelim. Gök kubbe gölge almaz, bilen yorumdan kalmaz, duman arasa da bulmaz, çevreyi aşandan desteyi sormaz.” dedi, dayandığı ağacın gölgesinden MERYEM sözü aldı:

10 “Deste-deste ip aldım, ipi kuyuya saldım; yerde kalmasın diye bebeği beşiğe koydum; gönlümü, arınsın diye bilgime soydum; her nimetin mihnetine, şüphesiz katlandım. Güzel ne güzelmiş RABB’im, SEVGİN ile sevgilin yücelmiş; duman yersiz diye, kendinden kendine gerçeği bulmuş, ‘MERYEM buymuş.’ diyen ile niyaza durmuş; dağlar eğilmiş de kulağına sormuş, ‘Nerden? Kimden?’ Nesneyi zerrede var eden, zerre ile HİKMETİ’ni gösteren RABB’im ne YÜCE’sin. Yorumda hataya düşülmesin. Dağların MERYEM’e sorduğu, gerçeği nerden bulduğudur, İSA’yı değil. Nemli toprak verimlidir, bilen kulu sorumludur.” dedi, MERYEM her zerresinin cümleniz için niyazda olduğunu söyledi, selamladı.

11 Bilgimiz bilen için noktadır, YAZAN için noktanın milyonda biri… Bilen ile öğünelim, bilgimize değil kaygumuza örtü koyalım. Açık gelen bilgiyi, asla yokuşa sarmayalım. ‘YEMEN’den gelen bilgi de, nokta mıdır?’ denilir; her alınan bilgiye, bilgi eklenir.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH