28 Ekim 1984 Konya

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kendi kendime sordum, her olayı hayıra yordum, cümlenizi sevgim ile sardım; dayandığımız halde, güvendiğimiz yolda her an sizlerle oldum. Seyre geldik düzeni, gölgesiz bulduk yazanı, duvarsız yorduk kozanı. Kendimi eğittiğim, benliğimi öğüttüğüm belge… (Kozanın cevabı mı?) EYVALLAH. Yoğurt aldık, layık olanı gördük, karıncadan serçeye selam verdik; ŞEMS ile sofrayı kurduk, ‘Bayram güzeldir.’ dedik, gelene görgümüzü verdik.

2 Gün güne eşit olmaz, yerden göğe çeşit vermez; hiçbir zerre bir yerde kalmaz, döner-döner, gönüllerde yanar-yanar, bir NUR ki sanılmasın bir an söner. Benden YAR’e selam olsun, yerden gökten selam alsın, niyazını cümlede bulsun.

3 Dayalı odunu ocağa koydum, kayadan kayaya adım atım, sevgi ile VARLIĞI’nı tattım; DOST SOFRASI’na, yerden gökten aldığım selamı kattım. ŞEMS ile söyleştiğimiz anda, gönlümüz her yanda… Gelene selam verdik, ‘Selamımızı ilet.’ dedik. Soframız dörtlü idi, sözümüz tatlı idi; ŞEMS, MEVLÂNA, gelen gülen HOCA. (HOCA NASRETTİN mi?) EYVALLAH. Üç sözcü, gelen gözcü, yoğun sohbete daldık; konuk demedik, selam verdik. MEKKE’de MEDİNE’de selamımız okundu, -(Niyazlarımızın cevabı mı?) EYVALLAH.- KABE’de niyetlerin gerçeği dokundu. Kamer gölgeyi sildi, yolunda kum olsun diye taşları böldü, dar gelen sohbete kendini sildi. DOST’luk adına söyleştik, kaygu vereni paylaştık. Söze söz katanı alacağız.

MEVLÂNA’yım!

4 Benzeri olmayan olayın dayanaksız yorumu, yanan ocağın bacasındaki kurumu sileceğiz; kendi adımızı verdi isek, asla gölge düşürmeyeceğiz. Yerden göğe gelen her niyaz, BİR’liğin temelinedir, oyunun emeline değil. Oyun diyen oyuncak olur, bilmeyenin elinde kalır. Ben sen değil, olayımız YÜCE’dendir. Bağladık sözü, NUR’ladık ÖZ’ü; sahifede, günün düzenini verdik. ‘ALLAH’ım. Oldukları gibi kalsınlar, umdukları gibi bulsunlar. Sevgileri sevgiliye yaraşır, her anları birbirine ulaşır, niyazımız cümlesine ulaşır.’ dedik, sevgi ile seyre daldık.

5 KABE’nin yorumunda, ilk ile sondan yoğun gelen akımın birbirine bağlandığı bilinsin. ADEM ile RESULÜ, halkanın bütününü bağladılar; orda, ‘YA ALLAH.’ dediler diz koydular, TEVHİD ile düze durdular. İşte O halka, gideni içine alır; yorum değil, giden gerçeği bulur.

MEVLÂNA’yım!

6 Mey ile özendiğim, ney ile uzandığım, gönül ile kazandığım der ki; ‘BİR’den gelen, BİR’de bilsin, BİR’i öylece bulsun.’ AŞK’ı ile bezendiğim RESULÜ’nden gelir bana, RABB’im niyazımı ettirir bana. Ben ki yeşil yapraktım, ben ki yerde topraktım; olmuşu olmamışı, kalmışı kalmamışı kendimden sildim attım, bilgimi cana sattım. Damla-damla verdiğini, ipi ağaca gerdiğini bildiğim her canlıya selam verdim yürüdüm; cümle sevgiliyi, sevgim ile sürüdüm. ‘Süresin her geleni, sevesin her bileni.’ dedi, ŞEMS bana. Dedim ki; ‘Nagünü açacak YÜCE MEVLÂ, o zaman sen ya ŞEMS?’ ŞEMS’in bana verdiğini cümlede göreceksin, seni beni cümleyi ağ gibi öreceksin. ‘Bayram bu gün.’ dedikte, selam diyenleri bildikte, cümlesini selamladık, selamet diledik. Umdukları buldukları olsun. ALLAH’ıma emanet olsunlar, selameti kainatta bulsunlar, geldikleri yere varsınlar.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH