|
8 Kasım 1984 İstanbul-Göztepe
MEVLÂNA’yım ben!
1 Komşudan komşuya selam getirdik, gönülde olan
kavgayı bitirdik; dağlara yüklendik, ardına saklandık; dilenen suya
daldık, paklandık; dost haline büründük, sevgisine sarındık; yaprak olduk
toprakta süründük, güzeli öyle belledik. YUNUS ile söyleşiriz, ADEM deriz
halleşiriz; gölgeyi siler, gölgesiz kulu bekleşiriz.
2 “Bağlar üzüm verirse, bakan yaprağı korursa;
gelen gidene selam olur, bilen kendini Güneş’te bulur.” dedi, YUNUS’um
selamladı.
3 “At aldım tayı ile, kul sevdim huyu ile, güzel dedim boyu
ile. Gel el ele olalım, elde kumu bulalım, her gelene gülelim.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı:
4 “İğne iplik dikmeye, makas aldım sökmeye, suyu
buldum dökmeye. İndim kuyu başına, oturdum yolun taşına. Ne
gelenin sözünden, ne duyanın ÖZ’ünden kaygunuz kalmasın; huyu ile alanın,
konuda zoru vermesin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
5 “Binayı kuracağız, olumsuzu
kıracağız; yerli yersiz diyenden, sorguyu alacağız. Silelim el
terini, bilelim uyumlu olan serini, giden gelenin turunu. Almayı dilediğin
her varolan, YAHYA ile gür gelendir. Desteye su verelim, olanda olmayanda hür
olanı görelim, aynayı bilmeyene sürelim. Bildiği her konuda RESULÜ’nün
selamını alır, uyduğu her konuda YAHYA ile beraber olur. Malik olan.
Korkuyu sildiğiniz, dayandığınız günden bilinir; her nefeste geçen
silinir, gelene niyaz edilir.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.
6 “Duvarı öreceğiz, çatısını
göreceğiz, uzak yakın olana anında güleceğiz. ‘Ay’da güzel sözüm var,
yıldızlarda ÖZ’üm var…’ diyene HAMZA DOST ile güleceğiz, adından söz ettiysek,
yardımını göreceğiz. Adım-adım gelen bilir, yudum-yudum içen bulur, ‘ALLAH.
ALLAH.’ diyen kalır olduğu halde. Bulduğu GÜL’dedir, kaldığı
yolda… Yol, HAK YOLU’dur; YUNUS ile MEVLÂNA değil, cümlesi HAKK’ın kuludur.”
dedi, HAMZA DOST dayandığı ağaçtan meyvesini dileyene selamını
iletti.
7 “Akan su ile oluşan, deryada buluşan,
bağlı atı çözelim, güzel satırı çizelim, her satırda güzeli görelim. Kavak
ağacı diksem, köküne suyu döksem; ağaca mı, kendime mi hizmetteyim?
Elbet hem ağaca, hem kendime, hem cümleye…” dedi, RABİA HATUN sözü
aldı:
8 “Bir-bir ektim fidanı saymayı denemeden,
doğduğum günü bildim kimseyi sınamadan. Yoğurt yedik, sevdik
dedik; cümlede gayreti gördük, hayretten yakayı sıyırdık, kapalı kapıda durduk.
Seven sevilen orda, uymayan kalır zorda; gümüş tabak dilersen, günü gelir
olur hurda. Altın tabak dileyelim, elden ele gezdirelim, gülmeyi gönülden
bilelim, doğruya kemer giyelim.” dedi, RABİA selamladı.
MEVLÂNA’yım!
9 Benden sözü dilerse, kum alır elerse, YAR sözüne gülerse;
bildiğini alacak, bulduğuna sevinecek. Dağlar izin verirse, kul
yolunu görürse, TANRI’ya naz edilirse, niyaza ses gelecek. Yollar açıktır bize,
dileyen her kulu gelir söze; oturdu isek dize, gönülde izi kalacak. Seni beni
saklayan, akan suda paklayan RABB’imin İZNİ ile dost olalım, dost
bilelim, her konuya dost girelim.
MEVLÂNA’yım!
10 Ayna aldık elimize, ADI’nı verdik dilinize,
HAKK’ı koyduk gönlünüze, selam ile girdik konumuza. Her varolan O’nundur, var ettiği
senindir; varlığında bilenden olursan, olan her gün senindir.
11 “ ‘Doğuştan bahtım silik, bekledim
tahtım soluk. El oldum, güne doldum, gölgeden ayrı kaldım…’ denilir, YÜCE
AĞAÇ’tan ham meyve yenilir.” dedi, YESEVİ sözü aldı:
12 “Dünü günü dünya günü, kul bilirse alır yönü.
Ne dünü, ne bugünü kaderine ölçü alma, alıp da darda kalma. Mayaladık hamuru,
Güneş’te bıraktık çamuru. Yerden değil YÜCE’den bekle, gönülden
geleni sakla. Gün güzeli açacak, Güneş’e bakan gerçeği seçecek.”
dedi, YESEVİ selamladı.
MEVLÂNA’yım!
13 Altın anahtar alalım, altın kapıya varalım; gönülde
taş var ise; sevgi ile kıralım; kıralım ki kum olsun, ele gelsin, yol
bulsun; cümleniz ALLAH’a emanet kalsın.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|