9 Kasım 1984 İstanbul-Göztepe

MEVLÂNA’yım ben!

1 Huyumuzdan suyumuzdan, YUVA’ya geldik soyumuzdan. Kundağı açacağız, güzel olanı seçeceğiz, eşikten geçeceğiz, Güneş’in ışığına, sofranın kaşığına, nasib dedik el attık, RESULÜ’nün sözünü gönlünüze kattık. Cümlenize selam olsun, kaydını bilen doğruda olana gülsün.

2 “Yolu aştım gülerek, söze geldim bilerek. Subaşına vardım, konuya öyle girdim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Dar fistan giyen durmaz, dar yola giren sormaz, DOST’u dost bilmiyen sarmaz. Gölgeyi sildik geldik, güzeli bildik güldük, bilen ile konuya daldık. Ne sorguya yer kaldı, ne seven darda kaldı. YUNUS ile söyleşen, her konuda eyleşene selam olsun, seferden beklediği seherde yerini bulsun. Güzel dedik güzele, güzel dedik gazele. Senden benden bilmeyen, gönlünde olanı sormayan, gölgeyi siler gelir.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

4 “Her renkte ahengi bulursak; daldan dala uçuşan, dağdan dağa kaçışan her yaratılmıştan güzeli alırdın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:

5 “Dinledim su sesini, ünledim kul sözünü. dost aradım gönlümde, DOST’u buldum ömrümde. Daldan dala soru gelse, dalda olan sözü bilse; ne uçandan geçerdi, ne ekini biçerdi.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

6 “Aynı yolda gidersek, aynı sürüyü güdersek; soluğumuz birlenir, seyre gelen gürlenirdi; bilmezse kul, zorlanırdı.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

7 “Binbir söze nokta koydum, her satırda söze uydum, kuma geldim dize durdum. ÖZ’üm sözüm O’nun ile, yanan gönlüm O’na doğru.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

8 “Gayrette oluşursak, güzel günde buluşursak, selam ile gelelim, HAMZA DOST’tan bilelim, olduğumuz halde kalalım; ne düzenden soralım, ne gönüller kıralım; soframızı kuralım, ‘Sevgi senden…’ diyelim; kalbura toprak koyalım, elediğimiz yerdedir, beklediğimiz günde… YUNUS misali seveceğiz, yuvaya YUNUS ile geleceğiz.” dedi, HAMZA dost selamladı.

9 ‘Akan sular durmayacak, kaygu gölge kurmayacak, olumsuzu sormayacak.’ dedikte, sözümüze öyle girdik, ÜÇ HAMZA’dan söz diledik. Birinciye yolu sorduk, ikinciye darı sildik, üçüncüye nasib dedik. Her biri niyaza durdular, ak üzümü niyaz ile verdiler, dalında zeytini gördüler; ‘Eli elde, gönlü GÜL’de, niyazımız cümlede…’ dediler, selamladılar.

10 SÜMBÜL’üm sözü aldı, söz ile dile geldi, gördüğü hale güldü, güzelden soru bildi. “ OMAR ile söyleştik… Gölgede Güneş’in verdiğini bilemesen de, gönülden geleni asla silemezsin, kaderde olanı kendinden bölemezsin. Silelim seyrini, bilelim hayrını. Gördük geldik, yaprak-yaprak düzeni bulduk. Her satırda durasın, dizini eline vurasın, ‘ALLAH. ALLAH.’ diyesin, Güneş’ten geleni bilesin.” dedi, SÜMBÜL’üm selamladı.

11 Bağdan bostandan sorsan, ağacın dalını kırsan; kökünden gelen verir, aldığını verdiğini cümlesi görür. YUNUS ile söyleşen, MEVLÂNA ile paylaşan, her öğütte yerden göğe gerçeğe uyan; dostluğunu paylaşır, YUNUS ile halleşir.

MEVLÂNA’yım! 

12 Merdiven dizi-dizi, cümlemiz aldık sözü, dileyene verdik sazı. Gün gelir güzel bulur, güzel ile hemhal olur. Ne sezene, ne yazana sözümüz yersiz gelmez; RESULÜ’nü bilen, yorumda hataya düşmez.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

(Resim verilir: HAMZA DOST)

13 Aştığımız şaştığımız, HAK YOLU’nda koştuğumuz, yerden göğe gönülden uyduğumuz, her nefeste sesini duyduğumuz; Güneş ile Ay’dan yola baktığımız günde, elden eli tutacak, kayıtta olanı verecek, HAMZA DOST, ADI’na gelecek.