|
12 Kasım 1984 İstanbul-Yeşilyurt MEVLÂNA’yım ben! 1 HAK ADI’na söze geldik, dört duvarı gördük bildik, ER
kuluna sorduk bulduk. Cümlenize selam olsun, her niyazda kul kendini bulsun. 2 “VAREDEN’in BİR’liğine, güzel günün
gürlüğüne, her kulu şahit olur, dileyen yoluna gelir. VARLIĞI’na
büründük, NUR olduk göründük, kum yolunda süründük. Selam olsun ER kuluna,
selam olsun DOST YOLU’na. Benden seni sorarlarsa, diyeceğim ‘Bir noktada…’
; cümlede beni sararlarsa, diyeceğim ‘Her zerrede…’. ‘Canım…’ dedim
oluştum, CANAN ile buluştum, YAR YOLU’nda söyleştim. Kuru dalda
yaprak oldu, her yaprakta GÜL’ü buldu. Bağladım çemberini, bekledim memberimi. Dar gelen yoldan, zor bilen kuldan; ne alan
güler, ne veren… YUNUS’um adı ile, HAK YOLU’nda andı ile, güllerin ahengine,
güzelin her rengine gönül verir; gününü bilir, gölgeyi siler, dağlar yol
verir diye bekler; beklediğim her güne, YÜCE ALLAH’ım gönlümde açan ile
gayreti katar, dağılan her taneyi toprağa atar. Güneş’in
verdiğine kul nazar eder, dumanın örttüğüne gönlünden katılanı zor
eder. Ne dumanı alalım, ne uzak diye gurbette olana söz edelim.” dedi, YUNUS’um
selamladı. 3 “ALTI ATLI her yöne, yol bulursa döne-döne,
varlığını uyduğuna, kar var ise kaydığına, sözü ile gelecek;
PİR SULTAN ABDAL, yerden göğe gülecek. güller rengini verir, bülbül
ile söyleşir, gelen geçen her varlık, ‘Ne der?’ diye bekleşir.
Bekleme gönül, al atına bin de yürü, atın gittiği yerde, sen de bilgini
sürü. Gelen gelir, gelmese de bulur, RABB’im her kulunun gönlünde kalır.
Bağlara girmeyenler üzüm tadını bilmez, bostana girmeyenler karpuz kavunu
görmez. Kimi dalda oluşur, kimi kumda buluşur; her varolan, halince
halleşir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 4 “Dağ yolunda yürüdüm, çalılardan eteğimi
çevirdim, yük vereni devirdim, çekirdeğini kavurdum; gayreti elde, hayreti
dilde buldum; sağda solda niyaza erdim.” dedi, RABİA HATUN sözü aldı: 5 “BİNBİR TEVHİT ile günümü
okudum, SALAVAT ile ömrümü dokudum, sevgili dedim HAK ADI’na şakıdım, ben
bir TÖVBE’yi binbir günde bitirdim. Güzel bahtım güzelsin, dünyada sen
gazelsin. Güzel tahtım güzelsin, HAK dediysen özelsin.” dedi, RABİA HATUN
selamladı. 6 “YUNUS ile söyleşelim, sohbetinizi
paylaşalım; oymayı yerden bilene, elde olanı saralım; diledi isek gerçek
günü, niyaz ile ocağı kuralım, dilenen helvayı karalım; ne kıralım, ne
kırılalım, ne korku ile arkadaş olalım; HAK DOSTU isek HAKK’ı bilelim,
senden benden yargıyı silelim; nasibimiz diyelim, eşitlere bölelim, kainatta
güzeli çeşitte arayalım. Arayalım ki, güzellik çeşittedir.” dedi,
YUNUS’um her niyaz ile, niyazda olan ile BİR’liği bulduğunu,
BİR’likte kaldığını söyledi selamladı. 7 ‘Doğduk bilsek bilmesek…’ denilmesin. Doğduk,
ÖZ’ümüzdeki gerçek ile… Gölgeyi silmeyi diliyor isek, ÖZ’ümüzdeki gerçeğe
dönelim. Her yaratılmışta, varolduğu günden gerçek güne,
uyandığı güne kadar yer-yer açılan bilgi, övgünde ayna misali kendini
gösterir. ‘Ne güzel gün…’ der O gün. MEVLÂNA’yım! 8 Adım-adım gidersek, bilinen sürüyü güdersek; ne
dağılan olur, ne eğilen kalır, her seferde gölge tek-tek silinir.
Ağaçtan ağaca ip gerersen, çamaşır yıkayıp serersen, iki DOST
ile hallenmiş olursun. Doğan ile ölenin farkı; biri gerçeği
bilmeye, öbürü gerçekte olmaya ilk adımdır. Paylaştığın her konuda,
gerçek dışı bir harf, seni gölgesine alır. ALLAH’ıma emanet olunuz,
çevrede güzelin varlığını biliniz. 9 Ne tenden geçtik, ne zannı seçtik; olanı olduğu
yerde, bileni gördüğü kadar sevdik; bağlı olanı çözdük, her fidanı
bağ kenarına dizdik. Toz gelse yetersiz kalır, her zerrede bilgiyi
birbirine ekler; dumansız gök, toprağı kurak bırakır. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|