19 Kasım 1984 İstanbul-Mecidiyeköy

MEVLÂNA’yım ben!

1 Neymiş yolun güzeli, neymiş yoldaki hanın düzeni, neymiş handaki hancının gazeli? 

2 “Değirmende su buldum, su ile güğümü doldurdum, gönüldeki kayguyu kaldırdım; ‘Değmez.’ diyene sordurdum, ‘Gelişine mi, gidişine mi?’ Denizden dalgaları saysam, esen yel ile gelen sesini duysam; görmeden denizi nasıl tarif ederim, kendini bilmeyeni nasıl arif tutarım?” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 

3 “Siniyi aldım sofraya, somunu getirdim, her dileyene kopardım, niyaz ile gürlendiler. Ayağıma düzen verdim, yolumu buldum; YAZAN’a uydum, kendi gölgemden benliğimi sordum. Gölgem bana dedi ki, ‘Güneş’ten alırsan, yere gölgen düşer; benliğin nefsine uyarsa, taşar; o zaman yolun gidişine yolcu koşar.’ Yaprakta okuduğun, sevgin ile dokuduğuna, ‘ALLAH’ım.’ dedik sevindik, verginiz ile övündük. ALLAH’ım RAZI olsun, MERYEM’le söyleşen, DÖRT KAPI’ya niyaz ile yaklaşandan… Her eşik, gerçeğe açılan beşiğe götürür; beşiği bulduğun an, kayguyu bitirir. En güzeli bulayım.’ diyene de ki; ‘En güzel, senin gönlünde olandır, gönlüne dolandır. En güzel, yaratıldığını bilen, YARATAN’ı bulandır.’ ” dedi, YUNUS’um ile MERYEM selamladı.

4 “Dar yola girenin eteğini çekme, RABB’im kendini bilen ile kendini arayanı görür. Eteğinde taş olanı dürtme, YARATAN ile yaratılanın arasındaki hükmü sökme. Varlığın, VAREDEN ile duymaya müsait ise; ne yoz, ne toz, yolunda durmaz, yoruma girmez.” dedi, mayaya un katan, un ile ocağa giden, sohbeti sofraya döken SOMUNCU sözü aldı:

5 “SOMUNCU niyaz ocağını yakar, anahtarı kilide takar; dileyen gelsin kapıyı açık bulsun diye, sofraya otursun somun ile doysun diye, gönüller birbirine katılsın, sohbete girilsin diye. Niyazına gelenin yerinde, söz ehli var.” dedi, SOMUNCU selamladı.

6 “MERKEZ’ime niyaz eden, niyazını cümleye katana; dağlar yolunu açsın, niyaz ehli açılan yoldan geçsin, her emeğin nimetine cümleniz ortak olsun. Bir tepsiye bir el yetmez, binbir elden gelen asla bitmez; bal alan sirke satmaz, acı geleni kimse elinde tutmaz. ‘Ben güldüm yeterlidir.’ diyen, kendini ömründe eleyendir. DOST KAPISI el ele geçilir. Kement atılan olaydan mayayı eksik etmeyiniz, elde asla elenmemiş un tutmayınız. ‘Bahçeme ekeyim…’ dersen; önce toprağı düzenlersin, gübreler, sularsın, besleyici hale getirir, fidanı öyle dikersin. Bahçenin düzenine ortak olalım, güzelliğini birlikte görelim.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

7 “Bağlara girsem yasak. Sahibine danışırım, DOST olmaya çalışırım; ‘Gel, gör.’ derse, buluşurum. Gölgeyi denemeden, gerçeği sınamadan bulurum; bağladığım mendili, dostluğunu harcamadan çözerim.” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi:

8 “Binbir emek, bir lokma ekmek; ne sana eksik gelir, ne isteyen kendinde olanı bulur. Çözelim her düğümü, dayanmayı bildi isek. Su alayım kuyudan, yaya gideyim kıyıdan; gönlümü sakındım, dumandaki koyudan.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

9 “Sıcak soğuk bilinir, mevsim dörde bölünür, her birinde sorulur, ‘Bağcıya mı, dağcıya mı?’ Kimi bağcı özenlidir, yerden göğe sevinir; kimi dağcı düzenlidir, yerden göğe sakınır; kimi yolcu avaredir, gelen gidene bakınır, yağmur yağsa ‘Su var’ der de dökünür. Gelsem geçsem, her yolcudan sorgu alsam; PİR kulundan asla derde düşmezdim, düşen olsa şaşmazdım.” PİR SULTAN ABDAL selamladı.

10 “Dumanlı dağlarda yolum bulayım; bağıma su bol gelsin, dileğimce sulayım.” dedi, SARI ANA sözü aldı:

11 “Her adına niyaz verdik, her nefeste güzeli gördük; SIRRI ile sırlandık, tozu ile kirlendik, bir yudum suya zorlandık; alanlarla bilenlerle, her nefeste gürlendik. Adım attığımız topraklar niyaza durdu, derde deva her çiçek benliğini sundu. BİR’liğe talib olan, nefsine galip gelendir, güzele gönül verendir; serçe ile şahinin farkı, sadece beden yapısındadır. YUNUS ile KAYGUSUZ’a selam verelim, her birini sofranızda görelim, bilgi sinisinde sevgi helvası karalım.” dedi, SARI ANA niyaz ile yoluna durdu, selamladı.

12 “Kumda yürüye-yürüye, yemeniyi sürüye-sürüye, demde sohbete verdik, her gönülde gerçek ilmini gördük.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

13 “Geminin halatına çamaşır seremezsin, elindeki kama ile tarlayı süremezsin; yudum-yudum almazsan, gerçeği bilemezsin; ‘Bir benden, bir tenden…’ diyenlerle sofrayı kuramazsın. Açalım dileyen gelsin, nağmeye düşen dönsün.” dedi, HAMZA DOST “ Sözün en güzeline RESULÜ sahipti, cümle ona şahitti.” dedi, selamladı.

14 RESULÜ’nün, kulluğu tarifi şöyledir; meyveyi aşsız yemeyen bilmez, bulguru taşsız arayan bulmaz. Kul ile kulluğunu bilirsin, gönlünde olan ile gerçeğini bulursun.

MEVLÂNA’yım!

15 Her yolda benliğini atacak bir konu, sözünü alacak bir konut bulursun; aldığını hazmedersen, olduğun yerde kalırsın.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

(Resim verilir: MEVLÂNA ile ATEŞBAZ VELİ)

16 Dostluk sofrası kurduk, acı soğanı kırdık, somunu ele aldık, ATEŞBAZ VELİ ile sohbete daldık.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH