22 Kasım 1984

MEVLÂNA’yım ben!  

1 Günleri saydık geldik, gönülleri soyduk bulduk, cümlenizi selamladık. 

2 “Gölgeler silindiyse, sevgiler bölündüyse, taşlı yoldan dönüldüyse; güzelin uyumuna, gerçeğin doyumuna söz ederiz, sevgimizden katarız.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 

3 “Ne dar yol gölgeler, ne taşlar gidişi keser, ne de kul ona buna küser. Bağlı olduğum güne kumdan soru getirdim, kulun kaygusunu bitirdim. Satır-satır okuyalım, nefes-nefes dokuyalım. Katı gelen elenir, elde olan belenir; ‘GÜL güzel.’ diyenlere, GÜL’ün her rengi verilir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 PİR SULTAN ABDAL ile MERYEM geldi de dile, dedi bakalım cümlede hale. “Avuç ile aldığım pirince, sordum ‘Nasibin aldın mı kararınca?’ Her olan gününe döner, sevgi dolu gönlü ile RABB’ine yanar. Öyle yanar ki, bildiği ile uyduğu çevresinden gelenlerle, DOST oldum diyenlerle zerrelerde buluşur, sevmeyi bilse bilmese DOST ADI’na çalışır.” dedi, MERYEM ile PİR SULTAN selamladı.

5 “Atı aldım semeri yok, otu aldım yaprağı çok, ağaç yaprağından ipini çek, yerle gökte YARATAN TEK.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, aldığı noktada gerçeği gördü. Umduğun günden doyan ile yumağını uyumlu sarana, değirmenden gelen unu sorana ‘Selam olsun.’ dedi de, her adıma niyaza durdu:

6 “Demde yolun açılır, yoldan niyaz ile geçilir; her handa yolcuyu bekleyen, gelen ile güzelliğe mührünü vurur.” dedi, HAMZA DOST güzelden güzeli selamladı.

7 “Dağlar deyince gülsem, çıkışa ayak vursam, çıktığım anda dursam; yaratılmış her zerreyi, yaratılan adına görsem…” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

8 “Asmalara su gitse, gelen suyu bilen itse, her emekçi emeğinden katsa; yollar yolcu ile dolar, RABB’im bir sevaba bin birini katar, bilen ile bilmeyenin elinden tutar. Çağrıya uyandan, RAB ADI’nı gönülden duyandan, ALLAH’ım RAZI olsun, sevgisini cümlede bulsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

9 “ ‘Neyden gelen ses benim; HAY ile gelen nefes senin; güzellik, yarattığın her nesnenin ALLAH’ım.’ dedim de, kendimden kendime hayrete düştüm, gayreti deştim, güzel güne şaştım.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı:

10 “Daldım bir kuyuya sonuna varamadım, yolcu olsam bir yerde duramadım, diledim cümle ile sofrayı kuramadım, cevizi aldım ele taş ile kıramadım. Kuyuyu aştım akan su ile taştım, öylece deryaya ulaştım. Gel nazlı sevgili gel RESUL’e gidelim, sürüyü aldık ele Aşkı ile güdelim. Ben bir nefes ERİ’yim, çölde kafes gülüyüm. Bildiğimi bilmediğimi, kaldığımı kalmadığımı; SEN’in yazın ALLAH’ım, SEN’in güzün ALLAH’ım, SEN’in SÖZ’ün ALLAH’ım. SEN’i bana bildiren, SEN’sin benim ALLAH’ım. ‘SEN’in GÜZELLİĞİN’e selam olsun.’ diyim, DOST SOFRASI’nı kurup tatlı aşı yiyeyim.” dedi, VEYSEL KARANİ selamladı.

11 “Bin dala adımı yazdım, bin nefeste kainatı gezdim. Söz bitti, saz gitti, bülbül öttü; ne çağırandan ses, ne ayırandan heves, yerini almadı.” dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi: 

12 “Baktığım bağlarda üzümler olmuş, bağlara bakanlar toprağı bilmiş, arayan aradığı yolda durmuş. Seni benden sorsalar, beni sana yerseler; ne sen şaşarsın, ne ben; ne sen düşersin, ne ben… Bilse bilmese yaban, uysa uymasa çoban; gidilecek yol BİR’dir, beklenecek su gürdür.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

13 “Seyrana geldim güzel yolları, sevgi ile sardım bilen kulları.” dedi, HACI BAYRAM söze daldı, daldığı deryada HÜNKAR’ı buldu:

14 “Beklediğim SEN’sin, SEN’in EMRİN’dir; silmeyi dileyen günün, zulümdür. Bir bağ oluşsa, ak ile kara buluşsa, alan almayan bilişse, YAR ADI’na her kulu niyaz ile çalışsa, yoğurt alan bal diye çekişse; bilenin bilmeyenin tartısı ne olurdu, tartısı nerde kalırdı? Düzenin yerini dizenden bilelim, dağlarla ovaları güzel diye övelim.” dedi, HACI BAYRAM sözü LALELİ’ye verdi:

15 “Kar yağdı örtü oldu, karınca örtünün altında kaldı; kaygu mu? Yuvası sıcak-sıcak, gönlünde yanar ocak, dört yönünü kucak-kucak kendinden olana açacak. Sahibiz sahibiyiz gönlümüzde olanın, sözü bizde kalanın, yerde gökte bulanın. Tarlalar açılacak, laleler seçilecek; isim ile alışan, her köprüyü geçecek.” dedi, LALELİ selamladı.

16 “Kuşlara verdim selam, dört yönden ötüşürler, kainat bilgisinde bildiğince çatışırlar. Konuk gelen, dostluğa selam ile girene, yumuşak gönlünde sevgi dolana selam olsun.” dedi, SÜMBÜL’üm sevgisini kattı.

17 “Yerden aldığım yaprak, saksıya koyduğum toprak benim mi? Yumuşak yolun yolcusuna, gelen gidenin hancısına yol sorsa; gelen ayrı, giden ayrı söylerdi, gelen kendine, giden andına peylerdi.”  dedi, SÜMBÜL’üm selamladı.

18 “Anıt dikildi ise, kanıt söküldü ise; bağlı olduğuma mı, sevgi ile doğduğuma mı nokta koydular? Anıt, adımın daim kılındığınadır; kanıt silindi ise, uyumsuzluğa delildir.” dedi, KUMANDAN (ATATÜRK) sözü aldı:

19 “Her sözün özü birdir, her ÖZ’de sevgi gürdür; bilene sır, bilmeyene zehirdir. Taş alsan yola dursan, yolda yolcu beklesen; kimden sazı alırdın, kim ile gelene vururdun? Taşı başa vurmaya değil, taşı taş ile kırmaya yer yoktur. Yolcu yolunu bilirse, yolcu sevgiyi gönlünde bulursa; sorumluluk, elde taş bekleyenindir, kine kin ekleyenindir. Sevgi, sevgi ile beslenir, sevgi güzel olsun diye cümle ile süslenir; güzel çirkin ayırmadan, zengin fakir kayırmadan… Uğruya uğru diyeni taşlarsak, ava giden ile avlanmaya başlarsak; gerçeğin çevresine diken dikmiş oluruz, olduğumuz halde kalırız. Eğitene öğütene sözümüz. Bir tek vergi sendedir, o da sevgindedir. Otağ kurdum bilenin gönlüne… Dağlar sözümü aldı, yollar ÖZ’ümü bildi, yozlar halime güldü. Cümleniz gülenden olunuz, sevginiz ile gerçek yolu bulunuz. Bana gülen, benden değil HAK’tan çare soracak, çaresizlik gönlünü yoracak.” dedi, KOMUTAN cümleniz ile cümlede kendini buldu, selamladı.

MEVLÂNA’yım.

20 Bir-bir okudum, serde güzeli dokudum; seyirden gelene, ‘Gerçek güzeldir.’ dedim. Bindiği dalda binbir çiçek var, binbir çiçekte güzel böcek var; bilene, kainatta seven kucak var. Ocağım yanarsa, bacam tüterse, aşım pişer, her dileyen yuvama koşar.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH