|
29 Kasım 1984
MEVLÂNA’yım ben!
1 Miyyar denildi ise sözde, güzel görüldü ise gözde, demde
alındı ise ÖZ’de, selam olsun cümleye.
2 “Gelmeyi deneyenler, gerçeği özleyenler; gölgeyi
silecekler, güzeli bulacaklar. Geldim güzel söz ile, bildim gerçek ÖZ ile.”
dedi, YUNUS’um sözü aldı:
3 “Sevgim merdiven olsa bulutlara götürse, bulutlar gemi
olsa soruları bitirse; almayı bilenlerle gezimiz tamamlanır, sevgimiz
tanımlanırdı. Rahmet oldu bulutlar, yerden göğe buluştu; çimenler
yaprak verdi, toprak ile konuştu, dallara özen verip çiçeklerle bezendi.
Deste-deste topladık meyveleri sepete, oturduk gölgesine, saymayı hep beraber
denedik.” dedi, YUNUS’um selamladı.
4 “Elden ayaktan buldum, seferden gelene sordum. Senin ile
alalım suyu, gönül ile bulalım huyu.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
5 “Saymayı denediğiniz, yaprak olsa
elediğiniz her olayda; önce kendinizden verdiğinizi düşünün,
sonra alacağınız ile ölçüye vurun, uyumsuz geldi ise durun. Elden ele bilginizi,
gönülden gönüle sevginizi aktarın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
6 “ ‘Ayrı gelen ezilmez, tortu veren süzülmez.’
diyene, de ki; ‘Ezmeyi deneyen kendinden, süzmeyi deneyen RABB’inden
aldığı ile bilinir, gayrı ile övülür.’ ” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:
7 “Mayayı hamurda çoğaltırız, hatayı bilgide
azaltırız; sözümüzde hata olsa, DOST SOFRASI’nda savunmayı deneriz, kayguyu
öylece sileriz.” dedi, KAYGUSUZ dikensiz gülün olmayacağını söyledi,
selamladı.
8 “Çayda çevreyi görmeye, nehirde deryaya varmaya özeniriz,
gördüğümüz her güzel ile bezeniriz. Ver elini tutalım, gerçeğe adım
atalım, bilgimize yenisini katalım.” dedi, MERYEM sözü aldı:
9 “Gölgeyi silen bilir, oğuldan oğula sözü
iletir; giden ‘Güzeli buldum, gelmem.’ diye diretir. Uzak yolun yolcusuna güzel
kulun desteği oluruz, her satırda asıl olana gerçek diye yöneliriz,
oğuldan oğula sözü iletiriz. Uzak yolda yolcusu olana, oğuldan
oğula söz iletene… Çevreyi açık bulduk, gerçek ile uyum kurduk. Ne derse
desin, gerçeğin sofrasını bulsun, yerden göğe hoşnut kalsın.”
dedi, MERYEM selamladı.
10 “Aynı ağaca ismimizi yazdık, aynı
satırda bilgimizi verdik, gönüllerde güzeli gördük, ‘Selamet SEN’den ALLAH’ım’
dedik, sohbet sofrasına geldik.” dedi, dayandığı bilgisinde
MUHİDDİN-İ ARABİ ile BİR’liği kurdu.
11 “GÜL dalında bülbül ötse, yeri de bellidir,
sözü de; dikenlerde sözü kalsa, günü de bellidir, yönü de; geldi isek dünyaya,
gelişi de bellidir, gidişi de… Her sofrada saydığın, her günün
sonunda soyduğun, yerden göğe bilinir, gönlünde olan cümle ile sevilir.
Saymayı dert diye değil renk olsun diye bilenler, kendinden kendine
dönenlerdir.” dedi, MUHİDDİN söz dileyeni selamladı.
MEVLÂNA’yım!
12 ER’den selam bekleyen, dört duvarda bilgisini
saklayan; gün gelir açar kapı, gün gelir biter yapı. Ağaya paşa
selam, dağlara taşlara kelam…
13 “Tur ile geldik yola topluca, yerden göğe sevilen
her kula, selam.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:
14 “Seyre gelsek de güne, soru desek de yöne; bilgimizi
bölerdik, yaprak ile dolardık. Bizi bizden sorsalar, deriz ki
‘SAHİBİ’nden.’ Sizi bize sorsalar, deriz ki ‘Yol ehlinden.’
Bağlı olanı çözdük, eğri geleni çizdik, uzun yolda olana sorduk;
‘Binbir düğüme el atmadıysan; yolun güzel, halin güzel, belleğinde
düzen güzel.’ ” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.
15 “Dayanmayı bilenlere, DOST SOFRASI kuranlara, HAK
YOLU’nda emek verenlere selam olsun. Ağaç gölge verdi de, Güneş
toprağı gördü de; akan su durur mu, olduğu yerde kalır mı? O da
akacak, toprağı nemli tutacak; Güneş’te yanan kulu, ağacın
gölgesinde oturacak, toprağı hazırladı, ekimi bitirecek.” dedi, HACI
BAYRAM sözü aldı:
16 “Soğuk sıcak demedik, pişmemiş
aşı yemedik, ham sözü bilmedik. Gelmek SEN’den, bilmek benden ALLAH’ım.
BİLDİRİRSEN gülerim, SEN’i SEN’den dilerim.” dedi, HACI BAYRAM
selamladı.
17 “Kapalı kapıyı açtık, soylu geleni seçtik. En
güzel dediler de olmuş meyveyi yediler, HAMZA DOST’a sözün ÖZ’ünü
sundular. Örülmüş duvara geldik, ALİ ile sohbete girdik, her öğünde
niyazını aldık, ALİ’nin üç öğüdünü cümlenize getirdik:
1- Geçen, ne olursa olsun bitendir, güne getirme.
2- Gün, ne getirirse şükret, de ki hayırdır.
3- Yarına asla sofra kurma, günden sergiye koyma.
‘Gün güzel, gelen gün bugünden güzel.’
diyelim, meyveyi gününde yiyelim. Gününden önce yenen meyve hamdır, yorar
burar; gün ne olursa olsun, almaz senden karar. Öyle ise, gönlünüz açık olsun,
gelen günde güzel sizi bulsun.” dedi, HAMZA DOST ALİ’nin selamını
cümlenize iletti.
18 “ ‘Dar geldi pabuç, sıktı kulu avuç.’ dediler,
gayrıya sözü attılar. Dar gelen değişir, eli sıkı ise her kulu açmaya
çalışır; kendinden kaygu var ise, ne desen çatışır. Geç diyelim DOST
ile, sadece Dostluğumuzu paylaşalım. Avucundaki kendinde kalsın.”
dedi, HOCA’nın (NASİREDDİN)
sözü sohbette kaldı:
19 “Ayrıya gayrıya şarkı söylemem, söylesem de
dinletemem sesim yetmez, kaval alsam sürüyü gütmez; avucu kapalı olan,
yoğurt alıp ayran satmaz. Bizde yoğurt göl kadar, bizde gönül çöl
kadar, giysi alsak çul kadar…” dedi, HOCA cümlenizi günde selamladı. Gönül
hoşluğunda kalmanıza niyaz etti, selamladı.
20 Cümle bağlar bir olsa, cümle kullar hep gülse, sevgi
ile kainat dolsa, işte cennet ordadır. Dost olalım, dost kalalım, her
varolanı dost bilelim. Diyelim ki, ‘Seni beni YARATAN, cümle yarattığını
GÖZETEN, SEN’sin ALLAH’ım. Yerde gökte anılan, her zerrede sanılan, SEN’sin
ALLAH’ım. San ile aldık, son diye bildik, zanda SEN’i bulduk ALLAH’ım.’ Cümlede
uyum gördük, niyaza öyle durduk. Selam olsun, RESULÜ’nün selamı cümlenizi
bulsun.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|