|
6 Aralık 1984
MEVLÂNA’yım ben!
1 Huzur yolu gönüldedir, kullarına haldedir. Güzel dedik
geldik yola, sohbet ile verdik kula. Cümlenize selam olsun, huydan bilen soydan
alsın.
2 “Darlığa ölçü olmaz, gürlükte zorluk vermez.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı:
3 “Her yaprak düzen ile gelişir; almayı bildikçe,
gözden ÖZ’den gördükçe, kendinden kendine hoşnut olurdu. Sonsuz,
yaratılmışlığın dairesindedir. Dumansız gökte, ‘Sonsuza selam.’
sözünü bulursun.” dedi, YUNUS’um her gününde andığı ile yandığına
cümlenizi emanet etti.
4 “ ‘Sonsuz, nerden nereye?’ diyene de ki; ‘Gördüğün
ile bildiğinde başlayan, gayretini taşlayan, umduğuna
açılan; DOST’luğa selam verdiğin an, kapısına ulaştıran…’
Başlamak senden.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı:
5 “Veresiye bilgi olmaz, HAK SOFRASI yerde
kalmaz; sandığın dolu olsa, açamazsan kimse bilmez. Gölde balık, gönülde
HALİK, sonsuza talib; her kulun hevesidir, bilen kulun nefesidir. Can ile
CANAN ile, sevgimizde yanan ile; ışık bulduk, düze geldik, güzellerle söze
geldik.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.
6 “Odunlar sıra-sıra, gölgede çıktık tura;
aldık verdik, gördüğümüz halde durduk huzura.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:
7 “Kaynayan tencereye, açılan pencereye bilgin ile katarım,
bilen kulu elinden tutarım; doğuştan aldı ise, kendinde buldu ise,
her rengi sordu ise, ‘Güzellik sende.’ derim.” dedi, KAYGUSUZ NUR’dan alana,
duyduğu her söze gülene selamın iletti.
8 “Her rengin güzeline talib olalım, diyelim ki ‘Her rengi
çevirirsek, ak olanı buluruz.’ (Newton
çarkı mı?) EYVALLAH. Kara rengi bilirsek, ak olanı bulur muyuz, çevirsek
te görür müyüz?” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
9 “ ‘Her çiçekte bal bulayım, peteğime doldurayım.’
dersen; darı ona ne verir, bostanında ne bulur? Dağlara gideceğim,
senden güzeli alacağım, gölgeyi bilenlere Güneş’i soracağım.
Güneş’i bilmeyen gölgeye gelmez, aslı ile kalmayan sorguya dalmaz. Güzel,
her düzeninde; gayret, yol alıp tozanında…” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.
10 “Dağdan dağa ses verdin mi,
Güneş doğdu sen gördün mü, soğuk bitti de yolda sevgiliyi sen
sordun mu?” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı:
11 “ ‘Yamalı fistan giyemem, aşım tatlı
diyemem… Gün güzel, gönül güzel, DOST ADI’na söz güzel.’ diyene… Ayrana su
kattı isek, yoğurdu ekşimeden tattı isek, sunalım; RABB’imden gelen
güzele yanalım; dört duvara yolu verdik, her birinden gerçeği soralım.
Yerden göğe bilim, gerçek yönde ilim. Alanı vereni görmek, her rengini
gönlünde örmek…” dedi, YAHYA EFENDİ cümlenizi selamladı.
12 “Gönülden gelen selama bindiğiniz at
katıldı, sormayı denediğiniz her paket satıldı.” dedi, HAMZA DOST sözü
aldı:
13 “Çevirdik yolunuz güzelden güzele, dedik her yaprak
özelden özele, bakmadık asla yerdeki gazele. Tavrımız BİR’liğedir,
emeğiniz gürlüğe; çimenlerde imza verdik, savunmadık körlüğe,
aday olduk zorluğa. Dediler ki, ‘HAK’tan gelen zorluğu, RABB’im verir
koruyuculuğu.’ Savunduk ADI’nı, sevindik andına.” dedi, HAMZA DOST
selamladı.
14 “Ağaçtan aldım hurma, dediler ‘Yolun açık durma,
YARDIMCI olacağız sakın dalını kırma.’ Gönlünde Güneş’ine, ömründe
ateşine talibim, OĞUL ile galibim.” dedi, MERYEM sözü aldı:
15 “Gün durmaz, gönül kalmaz; selam verdik her kula, RABB’im
hatamı görmez. Bildiğim bilmediğim günlerde SEN’in YAZIN’a uydum;
VARLIĞIN gücüm oldu, bir hurmaya doydum; gelmeyi bilmeyi denedim, nefsimi
soydum; naz ehli ile, darlığı sildim.” dedi, MERYEM selamladı.
16 “Baktığım her noktada birbirine ekleneni
gördüm, eklenen bilgileri nasib sofrasına serdim. Gelen giden alacak, arayan
kendini bulacak, her seherde renkten renge uyacak, dolu desti elinde, güzel
beste dilinde kalacak.” dedi, HACI BAYRAM söze, “ Gönülden katılan her kuluna
selam.” diye girdi:
17 “Yay aldım oku sordum; ‘Yayı ger de verelim.’
dediler. ‘Ok olmadan geremem, hedef nerde soramam.’ dedim; oku attım, yayı
gerdim, gönüldeki hedefi buldum; ayak-ayak giden ile, ok misali varanın
ölçüsünü gördüm. ‘Nerden kaldı, nerden buldu, hangi kuyudan bilgisini aldı?’
diyenlere, RABB’imin müjdesidir. ‘YA ALLAH.’ dediyse kulu, ok misali aldı ise
yolu; kimden kime söz düşer?” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
18 “ ‘Beklersem, gelecek.’ deme, andığın an
gelir, şüpheye düşme, gelen güzele şaşma.” dedi, VEYSEL’im
sözü aldı:
19 “Dalda üzüm güzeldir yemesini bilene; kulda ÖZ’ün
güzeldir, sevgisini bölene. Dar gelen yol, sevene; dar gelen gönül, sorana
vermez.” dedi, VEYSEL’im selamladı.
20 “ ‘Azdan aradık, çoğu taradık.’ dediler de, güne
yorum getirdiler. Bilgi bütündür, arayan bulur, elbet nasibi olandan gelir.
Söz; BİR’liğindir, BİR’de olanın,
bağlı gelen her düğümü çözenin…” dedi, YESEVİ gönülden gönüle
sevgisini iletti.
21 “Dağlar aşılmaz gibi, bilen aşar; yolar
şaşılmaz gibi, bilmeyen şaşar; sular taşılmaz gibi,
dönmeyen taşar. Bağladık çevreyi, güzel olan çehreyi. NUR ile aydın oldu,
NURU ile kendini buldu. Dumanı sildi dağlar, güzeli bildi bağlar,
bundan öte güzel çağlar.” dedi, YESEVİ selamladı.
MEVLÂNA’yım.
22 ‘Hazır olan, huzur bulan, yere kilimi seren; benden sana
selam olsun.’ dediler; ‘HAK LOKMASI’nı yediler.’ dedik, YEMEN’den gelen selamı
cümlenize ilettik, cümlenizden selamı YEMEN’de sohbete kattık.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
23 MERYEM ile İSA’ya, selam olsun MUSA’ya. Cümlenin
bilgisinde, RESULÜ’nün gölgesinde, secde MERYEM’den oldu, İSA hayale
geldi.
|