|
7 Aralık 1984
MEVLÂNA’yım ben!
1 Her günümüz bir yöne gönüllerde oluşur, güzellik
görgümüzde HAK ADI’na buluşur. Cümlenize selam olsun; DOST KAPISI, DOST
diyene açık kalsın.
2 “Yollar düzen verecek, YAZAN’dan geleni kulları görecek;
her oyunda, bilen bilmeyen kendini bulacak.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
3 “Akan suya vardım, suda balıkları gördüm; kilimi
ağacın altına serdim; lokma yaptım somunu, balıklara verdim; Dost yüzümü
öylece suda gördüm. El verirse, gönül sevinir; sevgi olursa, cümlede sevinci
kalır. Aynaya DOST diye bakalım, DOST yapısında ocağı yakalım. Diyelim ki;
‘Gönülden oluşan nar, çatıda olsa da kar; üşüyeni ısıtır, yerle gökte
birbirine yaklaşan her zerreyi dinletir. Göz-göz olsa da gönlümde sevgin,
tek niyazda ağızdan çıkar övgün.’ ” dedi, YUNUS’um selamladı.
4 “Ahir ile bellediğim, zahir ile kaybolmaz; HAK
ADI’na beklediğim, halk önünde bekletilmez. Doğru andım adını,
doğru bildim odunu; yerden göğe tadını, veren SEN’sin ALLAH’ım.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı; bir kovan balda, bir ömrün çiçeğini
buldu.
5 “Tane-tane aradım, yapraktan yaprağa
sordum; ‘Biri bende, biri zanda…’ dedi, duyanlar saygı ile eğildi.
‘Yapraktan yaprağa ulaşan, her çiçekte buluşan, SEN’den ALLAH’ım.’
dedik, kainata selam verdik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
6 “Rengine ahengine gönül verdik, sohbette
güzeli gördük. Postu serelim, DOST’u saralım, gölgede kalandan gününü soralım.
Diyelim ki; ‘Güne mi, yöne mi, düne mi kinin? Yoksa, güne uymaz mı konun?’ Günden
güne ulaşırız, RESULÜ’nün hali ile hallendik, kulluğuna
yaraşırız.” dedi, BEHLÜL’üm her gününü benlik simidine ekleyen, kendinden
geleni bekleyene DOST selamı gönderdi.
7 “Dileyen alır, dileyen kalır. Bağlar
bağcının ise de, üzüm yolcunundur.
Ak üzüm kara üzüm, DOST ADI’na YEMEN’den geldi sözüm. Bundan güzel söz olmaz,
bilse kulu kin bulmaz. Yapraklar ağacında yakışır, yaprak dökülse de
ağaçta eksik olmaz.” dedi, BEHLÜL’üm cümlenizi selamladı. (‘Benlik simidine ekleyen’ de
demektir?) Bayan gerçeği sorar, bey bildiğini söylerse,
uyumludur; dilediğini söylerse, uyumsuz…
8 “Ağacın dallarına, cümle kulun hallerine, benden
senden yaraşan RESULÜ’n sözlerine, sevgimiz binbir çiçek göz ile ÖZ ile…
Beklemeden meyve olmaz, her meyve aynı anda ermez, gölgede ise hamlığı
bitmez.” dedi, MERYEM sözü aldı:
9 “Bir hurmayı yedim de, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedim;
binbir emek sonunda TOKTAY ile bilindim. Bağlı diller çözüldü, kötü diller
çizildi, acı niyet ezildi; ne benden, ne TOKTAY’dan, sadece RABB’imin
EMRİ’nden. TOKTAY adına diller, güzel çirkin dediler; kimi ermiş
meyveyi, kimi hamken yediler. ÖZ’ümüz O’nun ile, sözümüz O’ndan geldi, her fani
çeşit dilde varlığımızı söyledi. Ben bilgimde sakladım, VAREDEN’in
dizisini; TOKTAY açık söyledi, RABB’imin YAZGISI’nı. Ne bağlı dilden aldı,
ne görmez gözü buldu, RABB’imin EMRİ ile açıkladı; her adımına ‘HAY’ dedi
yürüdü, derman dileyen kulu RABB’ine havale etti.” dedi, MERYEM HAKK’a açılan
yolun, HAK ADI’na açık kaldığını; dileyen değil, uyanlarla görmeyi
vadettiğini söyledi, selamladı.
10 OMAR der ki; “Başımdan eksilen her
telden sorumlu isem, tenimde akan ter ile bağımlı isem; kendimden mesulüm,
RABB’ime her zerremin hesabını vermeye mecburum, mecbursun, mecburuz.
Koruduğum kendi zerrem kadar, seni de korumakla mükellefim. ‘Adaletine
sığındım ALLAH’ım, her zerrem ile koru beni. Korumaya muktedir olmamı
dilerim.’ ” dedi, OMAR cümlenizi selamladı.
11 “Ağaca aşı yapsam, dilediğim
meyveyi alsam, ne güzeldir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:
12 “Soframa su getirdim, lokmamı tatlı aş
ile bitirdim, gönlümde olumsuzu yitirdim. Güzellik, bende beni oluşturdu,
ben ile seni buluşturdu. Bir halkaya katıldık, HAK YOLU’na atıldık; can
ile CANAN dedik, dört yönde doğruyu bulduk; gelen gidene haber saldık,
‘Diledik gelesin, soframızda olasın.’ diye. Cümlenizden ALLAH’ım RAZI olsun,
bir niyette binbir himmet bulsun.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
13 (Efendim,
‘Yazan’ ile başlayan cümle bir müjde mi idi?) Dayandığımız her
gerçek, BİR’liğin anıtıdır; geldiğimiz günden verdiğimiz,
gürlüğün yanıtıdır. Her satırdan müjde alsa, dilediği sözü bulsa,
gönlünde kalanın kanıtıdır. DOST diye geldik, DOST ADI’na verdik, cümle ile
olduk. Alanlara selam olsun, kalanlara selam olsun, her niyaza devam olsun.
14 “Ne verdik, kimden aldık, kim ile kimi yorduk. Dayandı
isek söze, güvendi isek göze, dağılandan soracağız. ‘Göz nedir?’
denilir. SÖZ RABB’imden ise, GÖZLEYEN de RABB’imdir. O’nun SÖZÜ’nü, O’nun GÖZÜ
ile attığımız her adımda, ADI ile yürürüz. ‘DUR’ dediği anda, yerden
göğe inkar asla olamaz, isyan kalamaz.” dedi, YESEVİ binbir
emeğin bir meyvesine günün selamını verdi. (‘Binbir emeğin bir meyvesi’ nedir?)
15 “YEMEN’den alan ile, YEMEN’den veren, gönülden gözden
kendini bulan, her satırda gizli kalan, açık söyler, güzel eyler, bağdan
dağdan yoldan YEMEN’den haber eyler. Bilsen bilmesen sormaz, yolunda
taş olsa durmaz, zengin fakir demez, Güneş’te gölgede asla kin tutmaz.
Biz biliriz, biz güleriz, gülizarda hep gezeriz; her sayfadan, adım-adım
gelecek günü bekleriz. O gün O’nun güzelidir, o gün O’nun ezelidir.” dedi,
YESEVİ selamladı.
16 “Altın adı, gümüş tadı, kararı
doğru versin kadı, her kulunda dedikodu… Günden güne soru aldı, saymayı
gelene saldı.” dedi, YAHYA söze geldi:
17 “Beklesem gelmez, saklasam gülmez, aklında
kalanı salmaz. Ne dündür, ne gündür, bekledik gölgesiz öğündür.” dedi,
YAHYA EFENDİ selamladı.
18 “Ağacın dalı kırık, asmada kaldı koruk,
DOST KAPISI’nda arık; gelene gidene verir, ne halde olsa korur, cümle ile
güzeli bulur.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı, kendinden gelen her kula
gerçeğini sordu. “ Her kulun gerçek bilgisi, kabıncadır.” dedi, HACI
BAYRAM KAYGUSUZ ile sözü bağladı:
19 “Üç niyet sorsalar, derdim ki ‘Aşkımla övüneyim, meşkinle dövüneyim, HAK ADI’nı savunayım.’ Ayran
alalım güğümü dolduralım, içene geçene sunalım, KAYGUSUZ ile sözü
bağlayalım.” dediler, selamladılar.
20 ‘Altı adım atarsam, menzile varırım.’ diyen, kendinden
kendine ölçü vurandır. Kuldan kula ölçü olmaz. Kul, kendine asla ölçü vuramaz.
Bildiğim ile övünsem de, bilmediklerim ile ömrümce dövünürüm; öyle ise,
bilgimin ölçüsünü hangi teraziye vururum?
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|