|
21 Aralık 1984 MEVLÂNA’yım ben! 1 Her günümüz aydın olsun, söze geldik yolumuz açsın,
gölgeyi silenden gönlümü seçsin. Cümlenize selam olsun, göklerde uçan
kuşlar sohbetinize gelsin; sulardan balıklar, yollardan karıncalar nasiplerini
bulsun; her adımda kul kendi kendine dönsün, ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. 2 “Güle-güle geldim, seferden gelene sordum; ‘Kuşlarla
söyleştin mi? DOST KAPISI’nda HAK ADI’na bekleştin mi?’ ” dedi,
YUNUS’um her günün gecesine, gönlünü Güneş misali açtı: 3 “Gelmeyi diledikte, niyetini eledik te, kulun yolunda
taş kalmaz; gönlünü bağladıkta, kumda olsa dahi taşı görmez;
‘Taş var…’ diye, bahane sürmez; değişen olaydan, gelişeni
sormaz. Sorsa sormasa güleriz, HAK ADI’nı her öğünde anarız; soframız açık
ise, dileyene sunarız.” dedi, YUNUS’um gönülden gönüle selamını iletti. 4 “Al giysem boyanırım, şal giysem dayanırım, hal
aldım güvenirim; seyran güzelden gelse, sevgimde gerçeği görse, nazlanır
nazlanırım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı, bir kova suda, üç balık besledi; bir dal
ile, bağını süsledi; gönlünde EMRE uymayan varsa taşladı. 5 “Benden seni ayıramam, sen yok isen
gerçeği duyuramam. Haşlasan da, boşlasan da, seni beni çözmeden
gel, bir satırı çizmeden bul.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 6 “Soğuk sıcak, bir günün meselesi; güzel
çirkin, bir ömrün kasidesi… Gelsem senin emrine, desem ‘Ömrün rengi ne?’
Gölgeyi aşardım da, Güneş’te koşardım da, nefisten kaçardım da;
bir zerremden geçmezdim, biri ak biri kara diye seçmezdim.” dedi, HAMZA DOST
söze geldi: 7 “Dayandır ALLAH’ım, sevgim oldu silahım, günden
Güneş’ten saklar başımdaki külahım. El aldım sevindim, GÜL’e baktım
övündüm, SEN’siz bilgiden arındım, benden beni soranlara, BİR’lik diye
değindim. Saydığım, övdüğüm, sevdiğim, duyduğum
SEN’den YÜCE ALLAH’ım.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 8 “Bağda sepet aradım üzümü toplayım diye. Bağcı
geldi duvara dayandı, günün yorumu ile uyandı, beklediğim nasibi benden
diledi. ‘Elbet paylaşırız, DOST halinde uylaşırız.’ dedi de, PİR
SULTAN ABDAL aradığı sepeti buldu, mayayı tepsiye yaydı. Üzümler
toplanacak, yapraklar katlanacak; sorguya gelenlere, niyazdan diyenlere,
PİR SULTAN ABDAL selam verecek; kalanlar kutlanacak.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü KAYGUSUZ’a verdi: 9 “ ‘Bilen ile bilmeyene, KAYGUSUZ perde gerdi…’ dediler,
KAYGUSUZ’u yerdiler. Kimse kimseye perde germez, DOST KAPISI’na nasibi olmayan
gelmez, yanan ocağa elini aklı olan koymaz. Gel güzel gel, bildi isen
kendini; gel güzel gel, açtı isen bendini. KAYGUSUZ söze geldi, sözünde
gerçeği verdi, geleni kalanı gördü. Soframız aç olanın değil, muhtaç
olanın mekanıdır! Açlık, aradığı Dostu bulamayanın halidir; muhtaçlık,
DOST’u bulup doyamayanın halidir. Gayret kulunun emeği ise de, yapıya
hizmette kullanılıyor ise, gereğini bulmuştur.” dedi, KAYGUSUZ
selamladı. 10 “ALLAH’ım, O’nun hizmetini yüklenenlerden
RAZI olsun.” dedi, İBNİ SİNA sözü aldı: 11 “Bağırdım ER yoluna, ‘Yol bizim…’
dediler; bağırdım her kuluna, ‘Gönül dizin…’ dediler, yoluna gönül
verdiler, değirmene buğdayı taşıdılar. Sular akacak,
değirmen dönecek, nasibi olan ununu alacak.” dedi, İBNİ
SİNA DOST ADI’na üç öğüt verdi. Cümlenize. 12 “ 1- Sürüyü biliyor iseniz, ÇOBAN’a uyunuz! 13 “Buğday elde beklerse, bir avuç; toprağa
eklerse, bir ambar doldurur.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: 14 “Yağmur yağdı tarlana, elinden alan mı var? Sür
toprağı, ver yaprağı, yerden göğe güçlensin. Yaprak yerde
kalırsa; yolunu düzenden ayırana ibrettir, yolunu arayana HİKMET’tir,
yerden bekleyene nimettir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. 15 “ ‘Beklediğim; bilgim ile bu mudur?’ dediğim oldu,
kendimden gelene kendi aklım uydu; dar gelen yoldan meydana çıktıkta ancak,
gönül ile aklım BİR’liği kurdu, o zaman gerçeğe mantığım
girdi. Dedim ki; ‘Ben bana baktığım müddetçe, senden ayrı kalırım.’ Akıl
dilediğince yönelir, gönül beklediğince… Mantığım araya girerse,
aykırı giden aklımı dürterse, gerçeği bulur, seni beni birlerim.” dedi,
VEYSEL’im sözü aldı: 16 “ ‘Hani SENİ bana bulduran, hani
SENİN ile beni olduran, hani gönlümü AŞKIN ile dolduran nerde?’ dedim
de, nefsimi NEFESİN ile binbir zerreye böldüm. (Buradaki NEFES’ten murad ne?) Sana ÜFLEDİĞİ! Bir
adımda zalim idim, bir adımda alim, binbir adım attım da oldum kulun.” dedi,
VEYSEL’im selamladı. MEVLÂNA’yım! 17 Doğduğum güne baktım, her güne ayrı
çerağ yaktım; kandile aynı yağı döktüm, ışığı tez gelsin,
dileyen tez bulsun diye. ‘Işığına alıştık, kaderine
gülüştük…’ diyenlere öğüdüm olsun: Işığı gördüğün
sürece karanlığı bilmezsin, yağı bittiği anda aradığını bulamazsın!
Onun için, her an tazele! De ki, ‘Ulaşılmaz GÜZEL’e…’ Her günün ayrı
özelliği, her anın ayrı güzelliği vardır. ‘Güzelliğin tarifi?’
denilmesin, zordur! Ocağı yaktım ne güzel, pencereden baktım ne güzel,
doğruya niyet kurdum ne güzel… Her olaya güzel dersem, çirkini soframa
koymamış olurum. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
|