|
25 Aralık 1984 Salı MEVLÂNA’yım ben! 1 Varolanın verdiğine, VAREDEN’in gördüğüne,
RESULÜ’nün sevgisi ile ördüğüne cümlemiz inandık, günüm var diye
kaydettiğine, gönülden katıldık. Cümlenize selam olsun, giymeyi
denediğimiz fistan yapımıza uysun, RABB’im niyazımızı duysun! 2 Benden senden söz alan, sözü dilinde bulan, seymen misali
savunsun, ‘Deryayı buldum!’ desin, soyunsun! ‘Her adımda buluşmaya
hazırız, seymen misali doluşmaya geliriz.’ diyene, de ki; ‘Seymen;
doyduğunu uyduğunu, aldığını verdiğini, giydiğini
HAK’tan bilir, halk ile bulur! Seni beni ayıran, her yaprağı birbirine
kayıran; seymen olamaz, benden geleni bilemez, aynayı eline alsa, ben diye
gülemez!’ 3 Bir-bir okuduk yaprağı, ekelim diye dokuduk
toprağı. Attığımız her tohumda beklenen nasibi göreceğiz,
RAHMET’i gelecek biliriz; zahmetten uzak duranın, sepetini eline veririz!
Komşuya su versen hizmettir; suyu elinde bulsan hikmettir; deryayı gönlüne
aldın, himmettir; kervan yolunu almazsa, rehbere zimmettir! Kervan kimi rehber
almışsa, yürütecek odur! 4 Verdiğini almadan yolun açılmaz sanma, benliğe
düşmeden vergisine zan ile kanma! Benlik; varolan ile arandaki duvardır!
Duvarı aşmadan, zan ile ölçüye vurma! Eylem; bütünlemeyi dileyenin
kaygusunu azaltır, ayağındaki taşı çoğaltır. 5 “Her adımda vurmayım der gezersin, gelenden
gidenden duman sezersin. Süzdüğün bilgin ile kervana katıl, DOST KAPISI’na
öylece atıl!” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 6 “Her kuluna açık olan kapımız, cümle ile DOST
olan yapımız; bilene nimet, bilmeyene külfettir! Aslına dönecek her kulu,
gerçek ile birlenir yolu. Gündüz olur gecemizde, yorum verir hecemizde.
Sayabildiğin sayıları, say gördün kuyuları. Sayı biter, kuyu sadece
olduğu yere yeter. Akan sular dilediğin kervandır, deryaya
ulaştırır; toprak çamur olsa da, bir damla su DOST dilini bal misali
bulaştırır. Kar ettiğimiz her ortaklıkta bir zerre zimmete geçse,
katkımıza gölge düşer.” dedi, YUNUS’um selamladı. 7 “RAHMET SEN’den ALLAH’ım, hizmetimi bileyim,
gittiğim her konutta aradığımı bulayım!” dedi, RABİA sözü aldı: 8 “Siniye koydum hamur, dedim tarlada çamur. Ekini ektim
bulacağım, hizmetine her taneye bir çuval alacağım. Günlerim uzun
oldu, geceme ışık doldu, gayretime dileyen geldi, fistanım dar idi
genişledi. Eğilmeden gülene!.. ‘Çuvalı dökeyim, yeniden doldurayım.’
dersin, doğmuş olan her yavruya gülersin. ALLAH’ım RAZI olsun,
RABİA ile gelen, MERYEM’den söz alan, gönlünce bulsun!” dedi, MERYEM sözü
RABİA’dan aldı: 9 “Duymayı dilediğin, doyan ile elediğin, emekten
beklediğin, çuvalın dolusudur; ‘Dökeyim!..’ dediğin, kendinden
kendine emeğine eklediğindir. Hizmetim gür! RAHMET’ine yöneldim, her
zahmette himmetinden şüphemi sildim.” dedi, MERYEM selamladı. 10 “Her dalda zeytin dolu; gölgesine geldik,
KAYGUSUZ dedik durduk. Gelmeden bilemezdim, görmeden olamazdım, akan su olmasa
dolamazdım; hizmetim olmasa, gerçeğe gülemezdim; ‘Bir alayım, bin
vereyim!..’ desem, ne almaya, ne vermeye doyamazdım. ‘Bir aldı isem, bin
üreteyim, binbir kapıya ileteyim!’ dedim de; ‘Saymaya gücün yetmez, sonsuza
kadar söylesen sözün bitmez! Gayretin sınırı beden ile çizilmiştir,
gerçeğin sınırı her nefisten çözülmüştür!’ ‘YA ALLAH!..’ dedik, her
sözün özünü O’nun ile bildik. ‘Mehtap var!’ diyenler, sabahı beklesinler;
‘Bilgim ile doluyum.’ diyenler, pişmiş aşı yesinler. Taş
büyük olsa da, her damlada aşınır. Duysunlar, YEMEN’den gelen her söze
doysunlar!” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 11 Yüce dağa çıktım, ovaya gönlümü açarak
baktım, güzelin her rengini gökkuşağında gördüm, o zaman, zevk ile
her zerreyi birbirine övdüm; bilgimi eledim, ‘Dost yeridir, dur!’ dedim,
kainatta üç olguyu birbiri ile ördüm; duyduğum, gördüğüm,
uyduğum, ördüğüm gerçek ile salıncak yaptım, ağaçtan ağaca
sallandım durdum. Sen de öyle yap! Gerçek, HAK yapısıdır; duyarsın, uyarsın.
Dediğin, sadece olaydır! Geç! Çoğun oluşturduğu, dileyenin
gerçeğidir. Senden seni sorarlarsa, de ki; ‘Seferde atlı, sofrada tatlı
olmayı dilerim, dileyen ile gülerim; seyre değil, olayın gerçeğine
talib olurum!’ Dağdan dağa aşsan, ancak üç kulu ile geçersin,
‘Diğerleri nerde?..’ diye boşuna ararsın. 12 Her dalda çiçek açar, her dalda meyve bol
olur, meyve bittiği anda dal elde kırılır. Zor olan; bildiğin halde,
bilmeyene verememen… Gölgeyi aştığın günden, gayretini sergiden
alasın, bekleyen yolcuya emeğini veresin! Bekle gör!.. O zaman, ‘ALLAH’ım
RAZI olsun!’ diyeceksin, sofranda tatlı aşı yiyeceksin. ALLAH’ıma emanet
olunuz! 13 Suyun aktığı yerden gölgesini almasın, seyirde olsa
da hizmetinden kalmasın; kumda ayak izi var, yorum ile silmesin; gerçeğin
yapısında buldu, kapısında beklesin! NUR ile NUR’landırdık, ‘HAY’ diye-diye BİR’lendirdik.
Sofranın başından uzak durmasın! Ağ örttük, aranan düzene sahip
çıktık. HAK ADI’na yazana, siper olmasın asla tozana! ALLAH’ıma emanet olunuz! ALLAH’a ısmarladık. |