10 Ocak 1985 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben!

1 Geldiğimiz her güne, verdiğimiz bir yöne selam olsun; derman dileyen her kulu, ALLAH’ına yönelsin.

2 “Döne–döne yağan kar, ocakta ateş oldu nar; çevresine oturduk, nefsimizi kurtardık, sabır ile düzende yerimizi aldık. Güldük güllerin rengine, güldük güzellerin ahengine.” dedi, YUNUS’um selamladı.

3 “Sözümüz cümlenize olsun, dumanlar DOST KAPISI’nda silinsin; gelen giden alınsın, aldığı ile salınsın.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Doğruya el attı isem, çağrıya uyduğumdandır; seherden günü bildi isem, HAK ADI’na geldiğimdendir.” dedi, LALELİ sözü aldı:

5 “Çimenlere varayım, soframı orda kurayım, gelsin alsın diye her seveni çağırayım. Dağlardan gelen pınarlar katılırdı, yollardan gelen kuşlar sözümüze atılırdı; ‘Ne güzel gelişimiz, gönüllerden alışımız…’ derler de, her çiçeğe adlarını yazarlardı.” dedi, LALELİ selamladı.

6 “Yoğun geldi ise vergimiz, yerinde olur sorgunuz, gelenden gidenden bilmez yargınız. Duyan alır, seven bulur, DOST KAPISI’nda çağrılan DOST’unu görür.” dedi, KAYGUSUZ her yaprakta cümlenin adını gördü:

7 “Çiçeklerin renginden yerimi aldığımı sanmayın. Dağlarda solgun olan çiçekler, bahçede koyulaşır. ‘Neden?’ dediniz mi, kendi kendinize sordunuz mu? Düşleyelim, bağladığımız bilgimizi taşlayalım, gittiğin yerde aranmaya başlayalım… Yeterli midir, aldığımız ile tutarlı mıdır? YUNUS döne-döne aradı, PİR SULTAN ABDAL her adımı taradı, BEHLÜL’üm aradığını zorladı… Her biri gördüler ki; buldukları bir bohça, her ucundan biri tutmuş, kat-kat etmiş, cümleye bilgi satmış. Sonsuzun bilgisini bir bohçaya koyamazsın, koysan bile bir BİLGE’ye veremezsin; doymayı dilersen, çevreni göremezsin. Açlık olmalı ki, aramaya ava gidesin.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

8 “Gemiye gelsem, önce kaptanı sorarım, sonra yolunu ararım; gideceğine ise, geminin yolcusu olurum.” dedi, HAZMA dost sözü aldı:

9 “Çalışmayı alışayım diye belledim, beklediğim gerçeği BÜTÜN’den gelene ekledim. Bir örtü ki güzelden güzel, bir dürtü ki nefes ile gazel.” dedi, HAZMA dost sözü VEYSEL’e verdi:

10 “ ‘Bunca düğüm var iken, bana düğün zor iken; taneleri sayar mıyım, baklaları sayar mıyım?’ dedim de, anamdan sözü aldım. ‘Damladan hasıl olan sen, günlerden beslenen ten, bildiğimiz gerçek son; gönlünde olana ver ki selam, geldiğin gibi kalasın, zor gelene gülesin, bir lokmada bin bir tane göresin.’ ‘HAY anam HAY…’ dedim, elinden tatlı aşı yedim; AŞKI ile her zerremi yeniledim.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

11 “ANA oldum dilinden, suyu içtim elinden, günü sevdim gülünden.” dedi, SARI ANA sözü aldı, senden gelen güzele selam verdi:

12 “Katıldığınız her sofrada, bilenden aldığınıza inanınız. Dağlarda aradığınız güzeli ovaya sorsak, kendince yorumlar. Almayı diliyor isek, NAS ile kendimize danışalım, kendi ÖZ’ümüz ile konuşalım. Dilden dile yorum, yaprağı dökülmüş dala benzer.” dedi, SARI ANA selamladı.

13 “ ‘Balıkların puluna, yarattığı kuluna çevresini soralım.’ dedik, adım-adım geldik, kuldan kulu sorduk. Kul kulu yerdi, bilgisini ağaca serdi. ‘Çıksam toplasam…’ dedim. Ağacın sahibi gördü, ‘BEHLÜL nerden nereye niyeti kurdu?’ dedi de, beni önledi. Oturdum toprağa, bakındım yaprağa… Düşündüm de, ‘Vah. Vah.’ dedim; ‘Kulu kula ne sorarsın, verdiğinden ne beklersin?’ Yarattı ise seni YÜCE, silinsin senden gece. dostluğunu ver yeter, dost olanı bil, biter.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

14 “Altın küpe takacağım, aynaya öyle bakacağım, saçımı yüzümden çekeceğim.” dedi, MERYEM sözü aldı:

15 “Daldığım gölden balık bekledim, balığı aşıma ekledim, sofrada bekleyenlere sundum. ‘Derman?’ dediler, her derdin şifasını sordular. Her derde deva, HAK niyazıdır. Dağlarda arasan, nehirleri tarasan, O’ndan geleni görürsün, her yola O’nun ile yürürsün.” dedi, MERYEM selamladı.

16 “Bak SEVGİLİ, bak sana yönelenlere; bak SEVGİLİ bak, senin ile günü dolduranlara; bak SEVGİLİ bak, senden gelen her nefesi niyaz ile yoranlara.” dedi, MUHİDDİN ARABİ YEMEN’den söze geldi: 

17 “Sözden söze atlarız, her gönülü HAK ADI’na kutlarız. Ne soylu, ne huylu, bindiği dalı keser; ne de, bilene bilmeyene küser.” dedi, MUHİDDİN selamladı.

18 “Attığım her kulaç limana götürür, kuma adım attırır.” dedi, NİYAZİ MISRİ sözü aldı:

19 “Daldığım deryada dipteki kumu gördüm, soğuk sıcak demeden AŞKI ile suya girdim, ele gelen balığa halini sordum; dedi ki, ‘Ben varlığı ile bütüne talibim.’; ben de dedim ki, ‘Zorluğu ile KATI’na talibim.’ Her alan kendinden kendine gönlünü açsın, nefsine galip gelsin.” dedi, NİYAZİ selamladı.

20 Beklemeyen dağı, bulur mu balı? Dünyada kulun hali, dumansız vermez, seyirde olsa görmez.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH