|
1 Şubat 1985 Cuma
(İki yıldan beri geçmiş
yıllara nazaran YUVA’ca uygulanan yeni bir çalışma tarzımız var. Bu
çalışma tarzı üzerine YÜCE MERTEBE’lerin nasıl değerlendirdikleri
hususunda bize bilgi istirham ediyoruz.)
MEVLÂNA’yım ben!
1 MEYDAN’da toplandığımız, sevgi
ile katlandığımız her an, her gün; HAKK’ın RAHMET’ine nail oluruz, dost
KAPISI’nda kendimizi buluruz, senden benden aldığımız ile her zerrede
gerçek yapıyı bina ederiz. Cümlenize selam olsun, her kulu tövbede şifa
bulsun.
2 “Gemiye yol veren kaptan güverteye
göz atmazsa, ambarda oluşan düzensizliğe söz etmezse, seferde noksan
vardır. RAHMET te, zahmet te, gidişin selametinedir. Seyirde olan geminin
her neferi, önce kendinden sonra gemiden sorumludur. ‘dost KAPISI arayım, her var
olana sorayım, demde oluşan kervana katılayım.’ dedik, dünden bu güne
geldik. Selam olsun.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
3 “Arabaya talib oldum, atını
alamadım; meraya sahip çıktım, sürüyü salamadım. ‘Elde sürü olmadan meraya
talib olma.’ dediler de, gayretin yerini söylemediler. Ara da bul. Sevgi ile
dol. Sen de VAREDEN’i bil. Yollar bana düzlendi; gerçek, halde gizlendi; seyre
vardım düzeni, yerden aldığım tozlandı. Ayrı gelmez dost bize, sırdan
vermez HAK size; gölden çölden aldı isek, akıl silmez bedende.” dedi, YUNUS’um
selamladı.
4 “HAZMA DOST’tan soralım, sofrayı
öyle kuralım, kinimizi kıralım, bağımsız gönlümüzü GÜLİZAR’a salalım.
Senden gelen sorguya ‘ALLAH! ALLAH!’ dedik te geldik, her sohbette RABB’imin
RIZASI ile verdik; okunan her satırda cümlemiz BİR’lik olduk, pervane
misali döndük-döndük, yedi rengi cümlenize KUR’AN adına sunduk.” dedi, HAZMA DOST
selamladı.
5 “RABB’im, derman dileyen kulunu
yanındadır. RABB’im, AŞKI’na niyazda olanın gönlündedir. RABB’im, O’nu
dileyenin ömründedir. Gel dedik her kuluna, gül dedik ER kuluna. Sana bana
düşmeyen, gönüldeki AŞK’ı deşmeyen, aldığını bilemez, dost
ADI’na veremez. Önce bilgisini alalım, RIZA’sını dileyelim, dost ADI’nı
peyleyelim, sonra her dileyene paylayalım. Paylamaktan maksat; pay etmektir.
6 Yerden ektiğimi biçerim, gönül
ile akan sudan geçerim; toprak, yeşil çimende; yaprak ağaç dalında;
güzelden güzele şaşarım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:
7 “YUNUS gibi söylesem, MEVLÂNA’nın
halini eylesem, bilgini kotaramam, sözünü bitiremem. Yaratılmış öyle güzel
ki, güzelliğine saygım öyle büyük ki… Dizim yerde, gözüm sin’de, MEYDAN her kulunun aklında… Varlığına yerden
göğe inandım, ‘ALLAH’ım.’ dedim de YESEVİ’den söz aldım. dedi ki;
‘Tevazu, bilginin ölçüsünü verir. Sevgi ilginin terazisidir. Dost
edindiğin her zerren, ömrünün kemalidir. Almayı dilersen, daldan, bil ki
bulursun halden.’ ‘HAY ALLAH.’ dedim, zikrine vardım; dost KAPISI’nda durdum,
‘Cümle gelsin.’ Çağırdım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü YESEVİ
ile bitirdi, selamladı.
8 (EFENDİM,
Yedi renk YEDİ MELEK midir?) “Gerçeğin var ettiği, bilmeyene zor ettiği bilimleri
dilimler; derman dileyenlere, ferman okuyanlara, rengi ile hükmeder. Gölgeleri
renkler siler, şüpheleri renkler böler, gölden çölden uzak tutar.” dedi,
HACI BEKTAŞ sözü aldı:
9 “Bir dalda dört beş yaprak
ağaca düzen vermez, ‘Kökün ne halde?’ diye sormaz. Dallar yapraklandıkça
güzelliği artacak, yapraklar dökülse de sanılmasın ağacı dürtecek.”
dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.
10 “Yazdan kıştan sorumlu sen
değilsin, soğukta fistan giymediysen sorumlu ben değilim.” dedi,
KAYGUSUZ sözü aldı:
11 “Yumuşak geldi söze, gönüller
doldu size. Bir-bir aldık her satırı, olsun dedik kul hatırı. Eğmek güzel
başımızı, sevmek güzel aşımızı; ufalttıysak taşımızı, ‘Mutluyuz
RABB’im.’ deriz, kulluk gururuna giyinir, nefis giysisinden soyunuruz.” dedi,
KAYGUSUZ sözü SARI ANA’ya verdi:
12 “Bin dalda gölgeyi buldum,
Güneş’ten aldığım ile doldum, ‘Dost gelirse bulur.’ dedim; bakır tası
kuyuya saldım, ‘Su soğusun, gelen bulsun.’ Diye. Dört nala gelen ata,
soğuk suyu veremem; toprağı hazırladım, altına kilim seremem;
öğüt aldım RESULÜ’nden, asla aykırı diyemem.” dedi, SARI ANA selamladı.
13 “Yollar açıldığı gün, selden
geçeriz; gerçek bilindiği gün, sırdan seçeriz. Benden değil
RABB’imden, sondan değil ömründen…” dedi, MERYEM sözü aldı:
14 “Üç tas aldım elime; biri altın,
biri gümüş, biri de bakır idi. ‘Yumuşak yolu bilene, altın tası ver.’
dedi, TOKTAY. Elde altın tas ile dolandım durdum. Sonunda altın tası uçan
kuşlara verdim. ‘Yumuşak yolu kuşlar mı bilir?’ dediler, kuldan
esirgediğimi sandılar. ‘Kuş, kanadına tası alamaz, yerde kalır, giden
gelen alır.’ dedim.
15 ‘Gümüş tası, bilgisini sunanlara
ver.’ dedi, TOKTAY. Aradım taradım en son balıklara sundum. ‘Balıktan
başka veren yok mu?’ dediler. ‘Her yaratılan, kendinden kendine saklar;
balık, derya içinde deryaya geleni bekler.’ dedim.
16 Bakır tas elde kaldı; gelen suya tas
ile daldı; giden, tası eline aldı.
17 Doğruya talib oldu isek; önce
havaya suya, sonra çehrede aynaya bakalım ve ocağımızı cümle için yakalım,
bacamız olsun tütelim, DOST SOFRAMIZ’a dostluğumuzu katalım.” dedi, MERYEM
selamladı.
18 Aldık verdik sevgimizi, geldik gördük
cümlenizi. Dağlar taşlar söyleşti, selamları bekleşti.
Gelenden güdenden, ALLAH’ım RAZI olsun.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|