|
15 Şubat 1985
Cuma
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hayra dönük
sözümüz, GÜL’den aldık izimiz, DOST ile kurduk soframız. Cümlenize selam olsun,
sebeplerin getirdiği her birimizi bulsun.
2 “Dizde nasır
izi var, dağlarda örtü oldu kar, gidiş geliş uymayana zor.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı:
3 “Dünden bu
güne geldik, gelecek güne güldük. Her çiçek yapraklıdır, kökleri topraklıdır.
Rengine bak seversin, kokusunu översin; yüce ağaç görünce, yere oturur
sırtını dayarsın. Yapraklar kümelenmiş, çiçeklerden meyveler erişmiş.
Gözlediğim bir andır, özlediğim sonsuz… Bir anımda ne renkler
kainatta dolanır, kul bilgisi çalışır, her taneden bellenir.” dedi,
YUNUS’um selamladı.
4 “Çiçeğin
varlığı ADEM ile buluşursa, diri kalır; yumuşak toprakta kul
eğilirse, dizinin izi kalır. ‘HAY’ dedik geldik söze, kumda oturduk dize,
‘Selam.’ dedik ÖZ’den ÖZ’e.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
5 “Çiğ
eti yemezsin, güzellik bulmadığın için; ermemiş meyve yemezsin,
ağzına alamadığın için. GÜZEL’i öv de gör, DOST olsun sana gelsin;
kainatı gör de sev, seni içine alsın.
6 Çevremde
doludizgin koşan atları gördüm, sürücülerine sordum ‘Nerden, nereye?’ ;
‘Yolu ararız…’ dediler, koşuya devam ettiler. ALLAH’ım YARDIMCI göndersin,
yollarını buldursun. Ben olsam, yolu bilmeden doludizgin gitmezdim, ağzı
dili olmayan bu atları yersiz gütmezdim. Önce yolu bilmeli, aramalı sormalı,
sonra atına binip gidişe niyet kurmalı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.
7 “Her bulut
damla olsa, damlada kaydını bulsa; deryanın sesi olmaz, gelişte yerini
bulmazdı. DÜZENİ’ne, bir küçük akıl yetmez; cümle kulları gelse,
akıllarını bir etse, kainatın yüzde birini tutmaz. Yüzde birin her katına
merdiven koysan, semaya öyle baksan, dün ile bugüne nokta koyamazdın.” dedi,
MERYEM eğittiği gönlünü cümlenize payladı.
8 “Darlığı
sildik, gürlükte bildik, her nefeste RESULÜ’ne güldük. Sen’in ile bütündeyiz,
Sen’in ile katındayız. Günümüzde yönümüzde, RESULÜ hep gönlümüzde…” dedi,
MERYEM DOST KAPISI’nda Dostlarını selamladı.
9 “Çağırdım
gelsin diye her birini günümde, ‘Sofranı kur, sohbete gir, geliriz.’ dediler.
Hamur aldım yoğurdum, yünü
aldım eğirdim, aşımı sofraya koydum, kilimi yere serdim,
‘Dostlar gelsin sohbeti kursun.’ ; ‘EYVALLAH.’ dediler, RABİA’nın
sofrasına cümlesi katıldılar, sağdan soldan selama durdular, sevgide bütüne
vardılar. Sohbet sofrası öyle kurulur, kin nefret kaygısızlık anında silinir.”
dedi, RABİA cümlenizi selamladı.
10 “Yolcuya
dur diyemezsin, gemiye geldi ise; kaptana vur diyemezsin, saygıyı sildi ise.
Gönülden gönüle sadece sevgi aktarılır. Sevgiyi sildi isen, benim adıma
değil, kendi adına kayguya düş.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:
11 “YUNUS
misali söz alsak, yumuşak der gezerler; yerde çiçek görseler, yersiz deyip
ezerler. DOST adını aldı isem, tatlı acı söylerim, çünkü HAK KAPISI’nda ‘ALLAH.’
derim beklerim. MEYDAN, yolcunu değil, kainatın SAHİBİ’nindir.
MEYDAN’a söz geldi ise söyleyenden, söyleyen sorumludur.” dedi, BEHLÜL’üm
selamladı.
12 “Kimse
kimseyi gütmez, su gelmeyen toprakta yeşil ot bitmez. Satıcı ne aldı ise
tezgahına onu koyar, sonunda aldığını verdiğini sayar.” dedi, HACI
BAYRAM her öğütten bir söğüdün yeşerdiğini söyledi.
13 “Açık gelse
sözümüz, nasıl kalır izimiz? Akıl sende, mantık sende, gönül sende, bir
AŞK’ı var bende. Paylaşır dururuz. Yorgun kalmadan sırtımıza dost
yükünü vururuz. Almayı dileyenden, vermeye talib olandan ALLAH’ım RAZI olsun;
amma şu yük var ya, işte O paylaşılsın. (EFENDİM, buradaki ADEM; HZ: ADEM midir, yokluk
mudur?) İnsan. MEYDAN, insan için kurulur; gönül, insan için var
olur; varlığa söz edene, nefesi dar gelir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
14 Kaptanı
sorduk, kimdir? Denildi ki; ‘Yol veren, MEYDAN’a çağıran, ‘Nefsini sil.’
diye bağıran, MEVLANA.’ MEVLANA çağırır, HAK ADI’na görür gözetir, ne
var ki asla yönetmez. Çünkü, kul kendi kendini yönetmekle mükelleftir. (Uyarmaz da mı?) RESULÜ’nün
her sözünü iletmesi, KUR’AN’dan her anında söz etmesi yetmez mi; akıttığı
bunca suda, dilenen ot bitmez mi? ALLAH’ım, açık gönülde BİR’liği
buldursun, her daim RESULÜ’nün
izinde yürütsün, kendinden geleni kendine döndürsün.
15 “Bir desti
su üç öğünde biter, bir kucak odun bir saate yeter. Yıllar yılı aktık
durduk, ocağımızı yaktık durduk; sözden sözü iletsinler, her sözlerini gül
etsinler diye. ALLAH’ım, her söze bal katandan RAZI olsun. Günümüz yönümüz
bellidir, HAK ile dostluğumuz gerçek…” dedi, HAZMA DOST seherden sefere
selamını iletti.
16 “Adımları
sayacağız, testileri sofranıza koyacağız, her dileyene
sunacağız; RABB’im İZİN verirse, günden günü seveceğiz;
ÖZ’de sözde BİR’liğe vardık, gönülden gelen ile her dileyenin
ocağını yakacağız.” dedi, HAZMA DOST selamladı.
17“ Deste-deste
gül aldım, gerçeği buldum, hayal olanda soldum; dağlardan izin aldım,
‘Bana yol verin, sırtınızdan aşayım, dilenen gerçeğe sayenizde
ulaşayım.’ ‘ALLAH. ALLAH.’ dediler, dağlar yolumu açtılar. Gide-gide
ulaştım, ulaştığım yerde şaştım. Meğer, benden
bana selam gelmiş te, dağın yolunda durmuşum, elde yumağı
sarmışım. ‘Yumak; sana sorsaydım, beni bana söyler miydin?’; Sormadın ki
dedi, DOST günümü dağı aştıktan sonra bildirdi. ‘Hay KAYGUSUZ hay,
düne dersin vay, dağdan dağa aşarken çağırırsın hey.’
Güldüm garip sözüme, durdum döndüm ÖZ’üme, gülünüz cümleniz yüzüme.” dedi,
KAYGUSUZ selamladı.
18 Binbir soru
düğümlendi, bilgimde düğünüm kutlandı. Düğün, bana gerçeğin
aynasıdır. Seyre geldiğim halde, cümleyi bulduğum yolda, dileyen her
kulu kolda… Cümlenize selam olsun.
ALLAH’ıma emanet
olunuz.
ALLAH’a
ısmarladık.
LAİLÂHE
İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH.
(Resim verildi: MUHİDDİN ARABİ)
19 MUHİDDİN
ile geldik, ‘Muhsin olsun bilgin.’ dedik. Kayguları silsin, cümlenizde gerçek
bilgi kalsın.
muhsin: iyilik eden,
bağışta bulunan
|