11 Mart 1985

MEVLÂNA’yım ben.

1 Karardan dönemeyiz, ne gelse kınamayız. Selam olsun cümlenize, güneş doğsun kaydınıza.

2 “Değirmene su geldi, suyu dileyen aldı, soğuk sıcak yerde kaldı.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Seyrettiğim topraklar, yere düşmez yapraklar. ‘Gel.’ desem ER kuluna; göze vermez, DOST elinden taşı almaz.” dedi, YUNUS’um selamladı. “Doğuştan yol bilene, yolda sürü güdene, eğittiği her kuldan ‘halin nedir?’ diye sorana…” dedi, YUNUS’um aldığı her nefesten cümleyi selamladı.

4 “Soydan gelse, DOST bilir; gönlü dolsa, post bulur; dağlara selam verse, seyrine cümle gelir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

5 “Kuyuya taşı attım, sesinden gerçeği ittim, ne aldıysam onu sattım, gölgeden geldim Güneş’i buldum. Güzel ne güzelsin, olduğun gibi; güzel ne güzelsin, bulduğun kadar; güzel ne güzelsin, uy ki güzelliğin olmasın heder.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

6 “EMRİ’ne uyduk, RESULÜ’nün sesini duyduk; çevreye döndük, AŞK’ına yandık; doğruya yöneldi isek, aldığımıza şükür dedik kandık.” dedi, AHMET YESEVİ ak atı ile ak bulutta, buluştuğu DOST sofrasına selam iletti.

7 “Elden aldığını gönülden veresin, dilden bildiğini halinden gösteresin.” dedi, YESEVİ selamladı. Yağmurdan geçtiğini bilen, Güneş’ten rengini alana… 

8 “Dayandığımız bir sözdür, güvendiğimiz gerçek ÖZ’dür, seyre gelsek biliriz ki SEN’den hazdır. Yumuşak yol alana, sevgisini DOST’ta bulana inanırız.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi:

9 “Binbir kapıyı BİR’ledik, ‘HAY’ dedik AŞK’ı ile gürledik; Gelsen dediler de, gelmeyeni zorladık. DOST sohbeti güzeldir; sözü söze katmazsan, gönlüne geleni birkaç pula satmazsan. Postumuzu serelim, her geleni görelim, niyazını soralım; Seherde mi, seferde mi? Yapraklar söze gelse, toprakta dizin izi kalsa; eğilen dalları görürdün, kar misali erirdin.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. Gelen giden, sohbetimizde yoruma dalan, yağan yağmura bereket diyen…

10 “Konuk olsak yuvaya, gönülle girsek havaya; dostluğumuz paylaşılır, doğru ile eğri konuşulurdu.” dedi, MERYEM sözü aldı:

11 “Senden benden bağlanan, TEK İSİM, TEK YARATAN. Gönüllerde izlenen, RESULÜ ile gözlenen tek kainat; BÜTÜN’ün vergisidir, ne olursa olsun, kimden gelirse gelsin, sadece RABB’imin yargısıdır.

12 At ile gidersem yola, durduğum yerde verirsin mola; ne derlerse desinler, doğru bildiğini söylesin kula.” dedi, MERYEM selamladı.

13 “Her öğüdü bir bohçaya koyduğun, gelen geçen ile günleri saydığın yerde, beklenen güzeli göreceksin. Yolun verdiğin her olaya bohçaya koyduğun öğütten yayarsın, gelen de alır, gülen de…” dedi, KAYGUSUZ, dört yaprağı bir BÜTÜN’e ekledi, aldığı her bilgiyi önce kendine sakladı, ‘Adağım olursa dağıtacağım, aldığım bilgide dileyeni eğiteceğim.’ dedi de, HACI BEKTAŞ’a sordu: ‘Saklanan bilginin sahibi misin?’ ‘DOST. DOST.’ dedi, KAYGUSUZ secdeye geldi, kendinden kendine sordu; ‘Aldığının bir harfini saklayamazsın.’ Öyle ise, güç ver RABB’im. SEN’in vergin olmazsa, aldığımı HAK’layamam, bekçi olsam bekleyemem.” dedi, KAYGUSUZ sözü HACI BEKTAŞ’a verdi:

14ÖMER’den söz ettiysek, EBUBEKİR’e sözümüzü verdiysek, OSMAN ile gerçeğe nokta koyduysak, ALİ ile nefesleri paylaştıysak; RESULÜ’ne ulaşalım, HAK ADI’na çalışalım diye…

15 Aynayı, önce kendi yüzümüze, sonra da cümleye çevirdik; alanı olduğu gibi bildik, vereni RABB’imden diye aldık, her yaratılanı güzelliği ile sevdik; bir tasa altını, bir tasa gümüşü koyduk, ağırlığı aynı da, değeri başka, ALLAH’ım dedik. Gümüş, dileyenle alır, dilediğini bulur. Altın ile ağırlanalım, sevgimiz ile gerçeği sunalım.” dedi, HACI BEKTAŞ; iki öğün kekik çayı içilsin, gönülden feraha geçilsin diye niyaza geldi.

16 “Sefere gidelim mi? Yolumuz açık SEN’den, yumuşak bilelim mi, gönlümüz, aldığı ile gerçek. Doğudan batıya gedik açılır, olumsuz olandan geçilir.” dedi, SARI ANA söze geldi: 

17 “Beklemeden alayım, ağaçtan meyveyi toplayım diyen her kul; gölgesinde barınır, sevgisi ile korunur. Senden aldığım bir öğüt ile, ömrüm beslenir, sevgim ile günüm süslenir.” dedi, SARI ANA selamladı.

18 “Birden ona sayayım, on bir deyim uyayım; açık gelse sözünüz, benliğimi soyayım. Ne derlerse desinler, BEHLÜL’ün elinden ak üzümü alsınlar, dileyene sorsunlar. Bilen bilmeyen adımı anardı, ağaç olsam gelir dalıma konardı. Ağaç buldum yaprak çok, kökü dedim toprak çok, oluşanı gelişeni bilen yok, ‘Gel niyaza.’ dedim de ‘Hani cami?’ diyen yok. Toprak dizine gelir, sema gözünde kalır. Sular aktığı yerden, dostlar baktığı günden selam verir dönerler, BEHLÜL derler gülerler. Gülsün gülenler, gelsin bilenler, umduğunuz gününüzde yansın çerağlar.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

19 Seyran, o seyrandır ki; ne durur, ne vurur, her göreni alır, seherden sehere selamı iletir.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH