14 Mart 1985 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben!

1 Gelmeyi dileyenler, bilgiyi eleyenler, düğün dernek sorsalar, güzel güne yorsalar, ne elek kalırdı, ne yerden söz gelirdi. Cümlenize selam olsun, doğruyu eğriyi kulun mantığı bulsun.

2 “Su başına oturduk, eski sözü bitirdik, günü güne getirdik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Balıklar koşuya gelmiş gibi deryaya dülü-dala yürürler, elde kırıntıyı görürler. Seyre daldı isek gidişi, selam ile alalım her işi.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Beklediğim gelmezse, götürdüğüm bilmezse, DOST ADI’na selam vermem denilmesin, sebeplerden sorguya düşülmesin. Günlerden alırız, güllerle veririz, cümlenizi selamlarız.” dedi, AHMET YESEVİ sözün bağını dileğine ekledi. 

5 “Gayb; seyre gelmeyendir, görgüde olmayandır, günün konusunda nokta konulmayandır.” dedi, YESEVİ selamladı.

6 Saymayı denediğimiz her emeğin getirdiği örnek vardır. Bilmediğin, senin için SIR ise de; bilindiği gün, açılandır. Öyle ise, günü gelmemiş konu; bilen için SIR değildir, bilmeyen için örtüdedir. Dağlara taşlara sorsan, gördüğüne yorarsın, bildiğin kadar kavrarsın.

7 RABB’im KUR’AN’ı “OKUYUN. ÖĞRENİN. ÖĞRETİN.” diye verdi, kainatı kulunun önüne serdi. Öğren. Öğret. Uyan. Uy. Hizmet; kulun, kulluğunun bir bölümüdür. Onu da yapmaktan kaçınırsa kulu, nerde bulacak yolu?

8 “Gönlüm cümlenin. Ömrümü, cümleye emekçi yaptım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, DOST misali sohbete daldı:

8 “Yerden almadık mı izi, RESULÜ’nden bulmadık mı sözü, cümle için çalmadık mı sazı? Elden ele açılalım, HAK yoluna seçilelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

9 “Vardığımız yol bizim, ‘Dönüşe’ diyemeyiz; bağda gördüğümüz üzüm; ‘Sahibiyiz’ diyemeyiz. Dağlardan almadıysak, bağlardan bulmadıysak, çevreye gülmediysek; doğuşa bekleriz, değirmene su ekleriz.” dedi, KAYGUSUZ seyre daldı:

10 “Dört kapı açıktır; seni beni bilene, RABB’im verdi diyene. Dört yol açıktır; her geleni sevene, lokmasını verene, güzel çirkin silene.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

11 “Ak at ile geleceğim, RABB’im verdi güleceğim, seferde olandan güzeli soracağım.” dedi, EYYÜB’üm sözü aldı: 

12 “Gönüller açık olsun, gerçeği soran bilsin, her satırda RABB’imin EMRİ’ni bulsun.” dedi, EYYÜB’üm selamladı.

13 “İneceğim, topraktır; döneceğim, yapraktır; ne aradım, ne buldum, sunacağım emektir.” dedi, MERKEZ’im el üstüne –NAS- ile verdi:

14 “Sunduğumuz her nefeste, soyduğumuz heves vardır, gönülden geldiği gibi.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

15 “Bülbüller söyler de, güller susar mı? Sevgiler doğar da, güneş batar mı? Kul, sevgiliye kin tutar mı?.” dedi, HAZMA DOST söze geldi:

16 “Her bağda, bağcıyı ararsın; üzümü satsın diye, nasibine yenisini katsın diye. ‘Gül’dür ALLAH’ım.’ diyelim, DOST SOFRASI’na geldik, tatlı aşını yiyelim.” dedi, HAZMA DOST selamladı.

17 “Siniyi koyduk sofraya, örtüyü serdik tafraya. Açmadık kayguyu seçmedik arsız duyguyu.” dedi, BEHLÜL’üm söze geldi:

18 “Bitti mi eni konu dert dediğiniz olay; güttü mü sürüsünü her çoban kolay? Gelsin suyumuz, gülsün soyumuz, sevilsin huyumuz. Bende bir, sende bir, günde bir, sonda bir; RABB’im, cümlenizin nasibini kılsın gür.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

19 “Basamak çıktım güzele, dedim selam verelim ezele. Döne–döne geldiysek güne, soyalım nefsimizi gerçek yöne.” dedi,  BEHLÜL’üm selamladı.

20 “Bayrak, özelliktir, DOST bilindi isen, dostluğunu cümleye verdi isen; almam derlerse, ham meyve yerlerse, boğazına takılır, toprağına diken ekilir. Yollar açıktır bize, bayrak açıktır her söze. Gönüller, BİR’liği kurar; gölgeyi, niyazımız siler.” dedi, HACI BAYRAM cümlenizi selamladı.

21 “Asmayı budayanlar, beklesinler görsünler. Dostluk, çağrı ile değil, bilgi ile geliştirilir.” dedi, VEYSEL’im söze geldi:

22 “BİNBİR TEVHİT okuduk, yollar açılsın diye; BİNBİR SALAVAT getirdik, bayrağı diksin diye. Gölgesini sileceğiz, RESULÜ’nün Adı’na selameti bulacağız.” dedi, VEYSEL’im selamladı. (Bayrak nedir?) “Doğudan batıya her adımda BİRLİK’e verilen sancak.” dedi, dostları niyaza çağırdı.

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH