|
2 Mayıs 1985 Gayrettepe-
İstanbul MEVLÂNA’yım ben! 1 Her yolun
açıldığı, kum yolundan geçildiği, VAREDEN’e yol sorulduğu
bilinir. Selam olsun, her nefeste, kul dilediği günü bulsun. 2 “RAHMET SEN’den
ALLAH’ım, zahmetine katlandık; aldığımız bilgi ile, cümlesinden
kutlandık.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 3 “Bitmeden
bağda üzüm, yetmez denmesin sözüm; yapı kuruldu gitti, elbet görecek
gözüm. 4 Secdeye
eğildim de, yaprak-yaprak GÜL gördüm, her yaprakta, güzelleri birbiri ile
ördüm; emeğinden bilenleri, sevgi ile sardım.” dedi, YUNUS’um selamladı. 5 “Yolun
gittiği yerde BEHLÜL’üm sözü alır, sürüyü güttüğü yerde çobana selam
verir. 6 Atmadıysak
eğri adım, tutmadıysak kula odun; ‘ALLAH. ALLAH.’ diyeceğiz,
sancağı elde bulacağız. Suyun akışı göze, Dostun bakışı
yüze, kalmaz sözümüz güze. Bir elden aldık, bin dilden sorduk. Geldiği
yerde bulur, ADI’na selam verir.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 7 “Dağların
meşesine, kulların neşesine adım-adım yürürüz, Dostu elde görürüz;
dediğince, verdiğince, HAK ADI’na serdiğince inanırız.” dedi,
MERYEM sözü aldı: 8 “Giydiğim
fistan, okuduğum destan; yolum taşına söyler, kulun başında
eğler, alacağımı vereceğimi kul bekler. Her öğüne
katılalım, her düğünde ‘DOST ADI’na geldik.’ diyelim, sofrasına oturalım.
Dilenen aş pişecek, konuya bilen bilmeyen şaşacak, akan su
yatağında taşacak. Ne güzeldir bilene, ne güzeldir uyana…” dedi,
MERYEM selamladı. 9 Konuyu
YUNUS’tan danıştık, MERKEZ’im ile buluştuk, LOKMAN ile
halleştik: “Üç kalem, bir kitaba yeterlidir; alan, bilgisi kadar
tutarlıdır.” dediler, yumuşak yolun umutlu kuluna, gerçeğin müjdesini
verdiler. Selam olsun, MERKEZ’imden DOST ADI’na gelen alsın. Yerden göğe
açtık elimiz, yapraklar gibi; cümlesine açtık gönlümüz, topraklar gibi. Konuk
olan her kulunun kanısını aldık, yorumda kendinden kendine döneceğini
söyledik, YEMEN’den gelen selamı günde ilettik. 10 “Bağlı
olanı çözelim, uymayan satırı çizelim, güzelin tarifini bilene bırakalım.”
dedi, MERKEZ’im her yapraktan üç örneği birbirine ekledi, dördüncü
yaprağı kitabında sakladı. 11 “MEYDAN,
çalışan ile; makam, alışan ile; mekan, uyuşan ile bellenir.”
dedi, MERKEZ’im selamladı. 12 Ay
ışığının bellendiği gün, yaprakların tellendiği gündür;
köküne zorluk vermez, alandan yerini sormaz. Niyazımız niyetine uyandır.
Soymayı dilediğin, soğanı ile beklediğin; çevreye
dağılmadan toplanır, değirmende un misali katlanır. Yemeniyi
giydiğimiz, ‘Yol bizimdir.’ dediğimiz seferden, dilediğimizi
aldığımız bilinsin, her yaprak dört eşitte toplansın. 13 Akan suya sözü
verdik, bilenden niyazı aldık, çevreye göz attık… Düzenine uyacak, birinci kapı
açıldı, ikinci kapı DOST ADI’na açılacak; üçüncü dördüncü kapıdan,
şüphesiz hatasız geçilecek; işte o geçişte, dilenen fistan
biçilecek. Aylak olanın, seferde nasibi kalmaz; RABB’im, ADI’nı bilmeyene,
İZİN vermez; konuk gelen her kuluna, dumanına sokmaz; dağlar yol
verdiği gün, gerçeğin görüldüğü gündür, kaygunuz kalmaz. 14 El aldık, el
verdik, dilden aldık, gönülden verdik, yağan yağmura sorduk;
‘İZNİ ile mi geldin, damlalarını verdin?’ ‘ALLAH. EYVALLAH.’ dedi,
ALLAH’ımın İZNİ olmadan kuşun uçmadığını söyledi. Biliriz
doğruyu, sileriz eğriyi; selam ile geldik, bekleriz sofrayı.
Bağda üzüm yeterlidir, kulda çözüm tutarladır. DOST YAPISI, DOST KAPISI
açılacak, kement atılan olayda dilenen tutulacak. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|