4 Ekim 1985 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben!

1 MEYDAN her kulunu çağırır, dileyen gelir. Cümlenize selam olsun, her adımda DOST ADI anılsın. (‘DOST’tan murad; RABB’imiz mi, PEYGAMBER’imiz mi?) ‘ADI’M İLE YAZDIM ADI’NI’ dediğinde ayıramazsın; kimden gelirse gelsin, selamını asla çeviremezsin. ALLAH’ım, cümlenizden RAZI olsun.

2 “ ‘YA ALLAH’ dedik, MEYDAN’a geldik. MEYDAN; cümlenizi, cümlemiz ile BİR’leyen konuttur. Daha önce YUVA’mız dedik, her öğünde YUVA’mızda buluştuk. ‘YUVA’mız mekan olduğu halde, -GÖNÜLLERİN MAKAMI’ denildi, oyalar orada işlendi, dilenen her konu orada düşlendi. Gemiye geldiğimiz gibi, YUVA’yı bildiğimiz gerçektir, değişen asla yoktur. MEYDAN’a geldi isek, her gelen ile aynı ölçüyü bulduk. ‘Nasıl?’ denilir. ‘Güneş’te yanayım diyen; az-az oturur, gün-gün arttırır, Güneş’te daha çok kalmaya alışır. Yerden göğe her yeni bilgide, bir anahtar vardır. Geldiysek söze, selamımız DOST’a olsun.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Aldığım ile sevindim, verdiğim ile övündüm, paylaşmayı huy edindim, öylece hizmetin gereğine inandım; aç kediyi doyurdum, korkan geyiği kayırdım, birbirini kıran dalı ayırdım, her biri ile barışık kaldım; gün geldi, yarına gölge düşürenden nasihat aldım. Düşündüm; ‘Günün gölgesini görmedim ki yarını düşüneyim, Güneş varken neden dağların karını düşüneyim…’ Az ile çoğun hesabını RABB’im bilir, bana da yeteni verir…” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Teraziye buğdayı koysam, az verir. Dosta yeter mi, somunu biter mi; her ayna dileyen, kendinde  olana bakar mı?” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

5 “Bayrama ‘Gel’ dedik, ‘Ramazan girdi, seyranda kal’ dedik. Pamuk çıktı kozadan. HAY ALLAH’ım HAY, elinde tutsa kulu yay; dilediği hedefe atacak, hevesine avını tutacak. Gerçekten ayrı kalmayalım, seyri dağılanda bulmayalım.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

6 “Eyer vurdum atıma, dağdan dağa aşacağım, çölde kervana yaklaşacağım; ‘Gidelim YAR YOLU’na, yoldan gelenin huyuna’ deyip, selam vereceğim.” dedi, EYYÜB’üm sözün her harfine TEKBİR getirdi:

7 “KEMAL; yaratılmış olmanın mutluluğudur, ad değil. (EYYÜB-ül el ENSARİ mi?) EYVALLAH. (Bir can ekler; ‘KEMAL’i, isim olarak değil de, olgunluğa erişme olarak alınması gerektiği bildiriliyor’) EYVALLAH.

8 Yaprağın her satırı bir anıma seslendi, ADI ile kainat süslendi. KÂL; doğruyu bilenindir, ‘Hayrına ALLAH’ım’ diyenindir.

9 (Yapraktan murad nedir?) Yaprak; ADI’na yazılan… (Kaderim mi, KUR’AN mı?) Kaderin, KUR’AN’ın içindedir. Kural; ne seni, ne beni ayırmaz. Yerin geldiğinde gelirsin, ve dönersin. 

10 AKDEVE’yi besledim, RESULÜ için süsledim, niyazıma niyaz kattım, ALLAH’ımın EMRİ’ne niyazımın denk geldiğini şükür ile gördüm; ‘Varasın’ dediği yerde, başımı verdim.” dedi, EYYÜB’üm selamladı.

11 “Yerin kulağına ses verdim, dedi ki ‘Nefesim yetmez’; ‘Söz ver’ dedim, ‘Kalemim yetmez’ dedi. Çiçeklere böceklere, yaratılmış her canlıya, taşa toprağa omuz verdim; büyüttüm, her halimle eğittim, yetmediyse öğüttüm.” ‘ALLAH. ALLAH’ dedi de, toprak ile söyleşe-söyleşe PİR SULTAN ABDAL geldi:

12 “Toprak seni severim, bilgini de överim, ‘Ben, sana öğreteyim’ diye diledikçe döverim. Kimi yerinde ot biter, kimi yerinden kul kaçar. Ne sende, ne bende, RABB’im vermese umut yok. Vergisi, umudumuza Güneş’tir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

13 (Topraktan murad ne?)

MEVLÂNA’yım!

14 Kendinden kendine bak, dost ile çubuğunu yak. Toprak; sana verilen bilgidir. (Madde bilgisi mi, mana bilgisi mi?) Manayı bildirir, madde ile buldurur.

15 “ER MEYDANI, zor MEYDANI… YUNUS ile yolunu alırsın, almayı dilediğin halde kalırsın. Demde ER MEYDANI’na geldik, zoru daha bilmedik. Haz ile naz ile palazlanırız, YUNUS misali yerden gökten gelecek RAHMET’i bekleriz. Elbet verecek. Kulunun, niyazı ile umudunu asla kırmaz.” dedi, TABDUK sözü aldı:

16 “MEYDAN’a üç sofra kurduk, üç çeşit helva kardık; birine arifi, birine alimi, birine de cahili oturttuk.

17 Arif; bir kaşık yedi, ikinci üçüncü masaya kalanı sundu. Alim; aldığını arife verdi, kendine arifin verdiğini ayırdı. Cahil; ‘Bilen dağıttı. Ben,dağıtmayı bilmem. Gelsin, kuşlar yesin. Bilmediğime, el sürmem’ dedi.

18 ‘HAY ALLAH’ım HAY, SEN’in verdiğine HAY, gördüğüne HAY…’ dedim. Cahilin bilmediği, kendine sevap olmuş; ALLAH’ım, İLMİN, SEN’in BİLGİN’de kalmış; noktanın milyonda biri, her bir kuluna dağılmış. Selam olsun cümleye. dost ADI anılsın, HAMZA DOST geldi, bilinsin.”

MEVLÂNA’yım!

19 Yeşil renge yaprak dedik, sevgiyi pembeden mora getirdik. GÜLİZAR’da dünya sözünü bitirdik; ‘Gelen, gelsin’ dedik, cümlenizi çağırdık, her gelenin eline baktık… Kiminde mendil, kiminde kandil, kiminde zembil, kiminde çiçek… ‘Ne güzel’ dedik, ‘Her biri yapısına uygun, aldığı ile…’ Varalım dost BAĞI’na üzümler ermiş, sevgi dolu her kulu kapıdan girmiş. ‘Geldik. Geldik’ diyelim, sevinçlerine katılalım; düzenli toprağa kilim serip oturalım ve çok sözü TEK SÖZ ile bitirelim. (Dil birliği mi EFENDİM?) TEKBİR. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH