10 Ekim 1985 Perşembe

(Devamlı abdestli olmanın faziletleri nelerdir? YÜCE MAKAM’dan saygıyla diliyoruz.)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kendinizden aldığınız; sonsuza dek sevdiğinizdir, dünyanın bilincinde dostluğu kurduğunuzdur. Cümlenize selam olsun, her nefiste güneşten gelen renkler buluşsun. Öyle buluşsun ki, gölgelerden uzak kalsın, dikeni varsa sıyırsın.

2 “Geldiğiniz her günde aldığınız bilgi, yerden göğe billurlaşır ve niyazınız kader çizgisinde buluşur.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Ormana girdim ağaçları saydım, her ağacın gövdesine adımı yazdım. Gelen giden okudu, bülbül oldu şakıdı. ‘YA RAB.’ dedim, ‘Ben mi adımı bilmem, yoksa SEN’in ADIN da mı YUNUS?’ YUNUS bir fakir adem, sanılmasın yediği bal ile badem. Bir lokmaya binbir şükür eder de, dostuna sevgisini katar; niye her anında SEVGİLİ’ye binbir söz atar? Gel YUNUS kendine, dön de bak bitirdiğin bendine. Sular taşmadan gelir, gelen bulduğunu alır. YUNUS her anında zikirdedir, öylece hem kumda hem nehirdedir. YUNUS yerini bilse her zerresi abdestedir. (GARİP ekler; ‘Zerreler bilinçli olarak daim abdeste…’) Bedendeki abdest; su ile başlar, su ile biter. Zerrendeki abdest; HAY ile başlar, HAY ile devam eder gider, sonsuza varlığını güder.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Buğday yetiştirdim, her Dostun emeğini bitiştirdim. Yağmur Güneş selam verdi, HACI BAYRAM dedi de en güzelini sundu. Ekinleri beraber toplayalım, demetleri birbirine katlayalım, gelecek yazı bekleyelim; NUR’u ile NUR’landık, yapımıza yenisini ekleyelim.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. (‘Yapımıza yenisini eklemek.’ Ne demek?) Yumağına yedek olmaz, kumdan gelen seni silmez. 

MEVLÂNA’yım! 

5 ‘Ağacı dikeyim.’ diyen; dikeceği fidanı bilmeli; bilene sormalı.

6 “Kulağı uzun ile çıktım yola, ‘Gerçeği nerde buldun?’ diye sordum kula. ‘Ayvada, narda…’ dedi, kendini zorda saydı, ‘Sen nerde buldun?’ diye bana sordu. Aramaya çıktım, eline aldığın sepeti çektim. Bir de baktım ki, ‘Buldum.’ diyenin sepetinde; olmamış ayva, sarmamış nar, yeşilden limon… ‘Yerde bulduğunu mu aldın, yoksa fidanı sen mi diktin?’ dedim. ‘Dünya günüm doludur, uyacağım salıdır, bir gün yeterli değil, ne bulursam toplayacağım.’ dedi. Ne eline, ne diline, ne ‘Severim.’ dediği GÜL’üne emeği olmamış; bana ne versin? ‘Gel.’ dedim. ‘Beraber arayalım.’ Uzun kulak ses verdi, doğruyu benden güzel gördü. Çünkü o, aldığı görevi bitirecek, beni gideceğim yere götürecek, ‘HAY ALLAH’ım HAY.’ dedim. Yerde yatan ite, inekten gelen süte bak ta; uzağa aramaya gitme, marsık olup tütme. Uyandım geldim söze, ayağımı koydum düze. Yerden göğe kararlıdır, ne okursan yararlıdır.” dedi, HOCA yürüdü.

7 “Evveli, yol verir diye düşünürüm; geleceğe, gitmek için taşınırım; örnek aldıysam kelebeği, çiçekten çiçeğe koşunurum. ‘YA ALLAH.’ diye-diye geldik söze, KAYGUSUZ ile SARI ANA selamı verdi size. Ateş böceği, özünden geçeni verir; ağustos böceği, sözünü günde bitirir.

8 Suya bakarsan, balıkların getirdiğini görürsün; gider gelir, derinden aldığını serinden verir, uğraşı sadece budur. Ne var ki, bu uğraşta deryanın değişimini sağlar; insana vereceği hizmette, görevini sonuna kadar götürür. (Bir can gönülden sorar: ‘Deryanın değişimi, nedir?’) Deryanın hava cereyanı: MİZAN. (Yer ile göğün dengelenmesi mi?) EYVALLAH. (Vermekte olduğunuz bu bilgi; deryaların ve göklerin dönüşünün bu günlerde tamamlandığı ve Bermuda Üçgeni ile ilgili olarak 5 Temmuz 1978 tarihinde bizlere verilen bilgilerde belirtilen günün geldiği mi bildiriliyor?) EYVALLAH. Bu olayın görevlisi, balıklardır. Balığın az olduğu yerde, deniz bulanıktır.

9 KAYGUSUZ yerden göğe yoğun bilgi vermeye çalışır, gelişte aldığını SARI ANA ile söyleşir. Bildiğimiz, bilinenden olsun; RABB’im İZİN verdi, dostluk cümlede kurulsun. (Bu dönüşün tamamlanması ile, evrensel boyutlarda bir dönem mi başlıyor?) EYVALLAH. Yoğun aldığınızı adım-adım izleyiniz, gelen her günü gözleyiniz. Denenmiş olaylar, denenmemiş olayları çözer.” dedi, KAYGUSUZ ile SARI ANA selamladı.

10 SARI SALTUK dört yanda bekleyenlere sordu: “Mayayı her birinize somun misali verdik, fırınınız dedik sunduk. (Günü beklerken ve gözlerken, nasıl niyaz edelim?) ‘ALLAH. ALLAH. LAİLAHE İLLALLAH.’ deyiniz, her güne öyle başlayınız; destiye dolan suyu her dileyene sununuz amma, destiyi asla vermeyiniz. Siz her damlayı bilirsiniz; bilmeyen, testideki suyu döker de, ne kendine, ne bendine yarar…”

11 EYYÜB’üm sözü aldı, her nefeste güzel gördü: “Güllerden demetler oluşmuş, gelmiş MEYDAN’a doluşmuş, RABB’im nasipleri gürleşmiş.” dedi, cümlenizi selamladı, hizmetine himmetini bağışladı.

12 “Gelmeyi diledim geldim, HAMZA DOST’a selam eyledim geldim, PİR SULTAN ABDAL ile söyleştim, LALELİ’ye uymayı denedim. BAĞIŞLAYAN RABB’im , RAHMAN ADI’nı bildirdi, cümlesine buldurdu.” dedi, selamını iletti, SARI SALTUK dört yanda bekleyenlere sordu:

13 YUŞA dedi ki: ‘Bayrağın desteklidir, düşmanın kösteklidir.’

     TELLİ dedi ki: ‘Duvarı örüldü, dost yüzü görüldü.’

     YAHYA dedi ki: ‘Her anında, RESULÜ yanında…’

  MERKEZ’im dedi ki: ‘Doğmayan doğurulmayan, silmeyen silinmeyen, bölmeyen bölünmeyen BİRLİK’e talib olduk, sevgimiz ile galip geldik, verdiğin bilgin ile ALLAH’ım SEN’i bulduk. Unutturma, nefsimize barındırma.’

14 Alalım sözümüzü, HAMZA dost ile yönümüzü. Bildik, bilene uyduk, SEN’in ile SEN’i duyduk; demde MEYDAN’a cümlemiz geldik. Selam cümlesinden, selam cümlesine.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH