|
20 Aralık 1985 Cuma
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hazır bulduk sofrayı, ‘DOST KAPISI açık.’ dedik çağırdık cümleyi.
Selam olsun, YUVA’mız her DOST diyene gülsün.
2 “Açık olan kapıya girdim, yapının sahibini sordum; ‘Doğruyu
eğriden eleyen, bilgisini cümle ile beleyen.’ dediler. Her yapının
BİRLİK’e çağırdığı bilinir, DOST KAPISI’nda HAK ADI’na
durulur.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
3 “Duvarı öre-öre bitirdim, atımı dilediğim yola getirdim,
ağacın dalına ipini tutturdum; beklesin, yediği otlara yenisini
eklesin.” dedi, YUNUS’um selamladı.
4 “Dağdan dağa aşırdığım, elimdeki testiden suyumu
taşırdığım bilinir, değirmene buğday ile gelinir.” dedi,
BEHLÜL’üm sözü aldı:
5 “Yemeniyi ayağımda görene sordum; ‘Yolum, yolun mudur, sevgim,
halin midir, eline aldığın sepette, vereceğin GÜL’ün müdür?’
‘EYVALLAH.’ dedi de tuttu elimden, güzel söyledi bal ile dilinden; ‘BEHLÜL’üm
yolu açsa, her dileyen geçse.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedim. Yol HAKK’ın, gönül halkın; her
dileyen gelsin, her seven bulsun.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.
6 “Deryanın dalgası duracak bilin, bulutlarda dağılanı görün,
aldığınız bilgide verginizi haliniz ile serin!’ dedi, HAMZA DOST sözü
aldı:
7 “Duyandan uyana selam getirdik, DOST KAPISI’nda kayguyu bitirdik; OMAR
ile söyleştik, sevgimizi paylaştık; elde bir elma olsa, ‘Dörde
bölelim.’ dedik, her satırda BİR’liği okuduk, sevgiyi dokuduk.
Dayanmayı bilenden, naz ile gelenden, seyri cümlede bulandan, dumanı silenlere
selam olsun.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
8 “Hayır ile başladık, YEMEN’den düğümü çözdük; ‘Düğün
var.’ dedi isek, her gönülde gezdik.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:
9 “Bir uçtan öbür uca gideceğiz, toprağımız yeterlidir! Hem
ekeceğiz, hem sürümüzü güdeceğiz! Ağaçları bol olan ormanlarda
nefes tükenmez, orda hiçbir varlık asi tavır takınmaz, daldan dala konan
kuşlar yaprağından sakınmaz.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
10 “Duyan, uyana sorsa; ‘Dostluğun dersi nedir?’ Uyan der ki;
‘Muhabbet ve edeptir.’ ” dedi, MERKEZ’im sözü aldı:
11 “Gök kubbede yıldızlara bakarsın, toprağın kuru ise bolca suyu
dökersin, bahçende açan gülü yakana takarsın. Bilir misin güzelin tarifini?
Bildiğin gün bulursun arifini.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
12 “Her taşı ele aldım, aldım da şaştım kaldım; birbirine
vurursam kırılır, kuma atarsam gömülür. YUNUS ile MEVLANA, HAK sohbetine
sarılır; her gelen ‘ALLAH!..’ der, gönülden katılır. Bilenin, bilmediği
hali taştandır! Her zerresini birbirinden ayırırsan, malzemesinin BİR
olduğunu görürsün. Kement attığın olayda, ‘Arayım?..’ diye
çıktığın dolayda; her bir zerrenin senden sana geldiğini bilseydin,
baştan sonu görseydin, kan ile taşın ayrısı olmadığına
şahit olurdun. (Yani
hepsi hidrojen atomu değil mi EFENDİM?) EYVALLAH!" dedi,
PİR SULTAN ABDAL: “Her sözün başında durduğu güzelden,
sardığı ezelden; gördüğü ördüğü, bağladığı
çözdüğü, kaydına çekilendir. Kapanmayan kapının eşiğinde durdum,
cümlenize selamet diledim.” dedi, selamladı.
(Algı
vergiyi kan mı sağlıyor bize?)
13 Komşunun komşuya ilettiği sözüdür; aşığın
aşığa dinlettiği, sazıdır; muhabbet, cümle alemin hazzıdır. Kan;
bilgini, sevgini besler. dost evini diri tutar. EYVALLAH. (‘DOST evi, kalptir.’ sözünün
EYVALLAH’ı değil mi?) Kendini bildi isen, yoğun halde uydu isen,
gir DOST bağına seni bekler; bağlı olanı, sevgi dolanı, RABB’im
örtüsü altında saklar. Damarda akan ile saydığım, YEMEN’den cümle için
aldığım selamın sizlerle yaşadığı gerçektir.
14 HAZRETİ ALİ der ki: “Her parmakta bir gerçeği
bulursun, iki elde iki alem olursun. YA RAB, SEN’in VARLIĞIN’da benim
BİRLİK’im tükenmez! YA RAB, verdiğini alan kulun vermeye
sakınmaz! YA RAB, SEN’den geldik.
Beden, düştüğü hatada kendini yargılar; SANA yöneldikte, tendeki
yarayı sargılar, öylece bitecek sorular. Yol, yolcu, giden ile bütünleşir.
ALLAH’ıma emanet olunuz, aldığınız her damla suda sevginin bütününü
bulunuz!”
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
(HAMZA
DOST paragrafında ‘Uyan’, belirli bir şahıs mıdır?..) Her uyan.
|