|
10 Ocak 1986 Cuma
(Hidrojen
atomundaki ‘Manyetik güç’ ile edep ve muhabbet arasında kurmaya
çalıştığımız ilişki yerinde midir? Bu gücün oluşmasında,
DÖRT MELEĞİN görevi var mıdır?)
MEVLÂNA’yım ben!
1 “Dayandığınız her konuda, RABB’im yolunu açar; bilen geçer,
bilmeyene yolunu açar. DOST selamı cümlenize gelsin, YUNUS ile MEVLANA her yüze
gülsün.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
2 “Gösteri değil, YARATAN’ın HİTABI’dır; yersiz değil,
kainatın KİTABI’dır. Dört kapının eşiğine getirir, DÖRT
MELEĞİ dilenen huzura götürür; arayan kulu, kaygusunu, kendini
bildiği anda bitirir.” dedi, YUNUS’um selamladı.
3 “Dayanmayı diledik, ağacımızı bulduk; göklerde olan ile, yerden
vereni gördük. Akım, çekim birbirinin eşitidir; yarattığı,
bilmeyenden gelen sözle karşıtıdır.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı:
4 “CAN olmasa, CANAN bilinmez; yaprak olmasa, toprak görülmez; sevgi
olmasa, gerçek sarılmaz; yağan yağmur, bohçaya konup derilmez;
kayalara, yakan Güneş asla yer etmez! Su alır götürür, sivri olanı
bitirir. Her akımın çekimi, kendi çekirdeğinin özünde düğümlüdür.”
dedi, MERKEZ’im selamladı.
5 “YUNUS’un verdiğinde, niyaza durduk; Aydan yıldızdan geçtik, kendimiz
ile olanı seçtik. (YUNUS’un
verdiği, KUR’AN’ı KERİM mi idi?) EYVALLAH.
6 ‘Yumağın yerleştiği, gözden uzak kalamaz; dağlar
taşlar, yerleştiği bölgeden dağılamaz; gayretin
getirdiğini, hayret silemez!’ dedik te, MERYEM ile yola durduk. MERYEM’in
yerleştiği alandan, seherde görmeyi dileyenden, sorguyu aldık mı?
‘Doğudan batıya vardığı her nokta, MERYEM’in uyduğu alandır.’
diyelim, bir mekana MERYEM’i bağlamayalım!” dedi, selamladı. (Sevginin manyetik alanını
söylüyorsunuz değil mi?) EYVALLAH.
7 Sevgi,
yoğunlaştığı yerde, gerçeğin nefesini alır. Her nefeste,
aradığın çekirdek mevcuttur! Cami olmasa; topluluk, yerinin varlığını
çizemez, DOST olanı deryasında çözemez. Çünkü, sevgi yerli yerinde belirlenmez
ise; meczup adını alır, kul kendinden ötede kalır. Elbet, edep nizam muhabbet
üç ayak üstüne basar; dördüncü ayakta, yaprak-yaprak son sahifeyi seçer. (Kıyamet midir acaba?)
Gönüller bağı evini bulduysa, damla-damla KEVSER ŞARABI’nı aldıysa;
uzayan güne değil, aradığı yöne ulaşır.
8 “Demde, DOST SÖZÜ vardır!” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
9“ Açılan soframıza cümlesi gelsin, dayanmayı bildi ise her biri gülsün,
ayrı yoldan gelmeyi asla yerinmeden söylesin! Değirmenin her ziyaretçiye
açık olduğu bilinir, çuvalını buğday dolduran gelir.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.
(EFENDİM,
nefesteki çekirdek süptil midir?)
10 ‘YA ALLAH!..’ diyelim, sözü
ALİ’ye verelim: “Açık-açık her bulut, DOST SÖZÜ’yle her konut. Dayanmayı
bilecek, gayrıyı aklından silecek. Her çağın, bir çoğu vardır: akıl,
bedende iken dardır. Daldığın bulutta bulduğun nefes, senden
değil YÜCE’dendir. Çekirdeğini senin aklın ile bağımlı tutar,
bilgine bilgi katar.
11 ÖZ’ün sözün BİR’liği
O’ndandır! MEYDAN, ‘DOST!’ diyenlerindir; doğuş, sevgi derenlerindir;
bağış, HAKK’ı bilenlerindir; hizmet, RAHMET bekleyenlerindir… Öyle
ise talib olalım, galib gelelim! Kapalı kapıdan geçenlerin bir sözü, gerçekten
kaçanların bin sözünü örter! ‘Kemer dar!..’ demeden, ayağa başa hata
aramadan; RAB EMRİ’ne uyalım, MEYDAN’da olanlara gönlümüz ile katılalım! (Bir can ekler: ‘Siz de yardım
edin ALLAH’ın izniyle.’) HAKİM olan ALLAH’ım; verdiğini
bilendir, yarattığı her kulunu görendir, açtığı her kapıyı talib
olana gösterendir. Talib olan; nefsine galib gelmeli, vardığı her kapıya
ömründeki hizmetleri getirmeli, ‘Aşacağım.’ demeden aşmaya niyet
kurmalı ve nefsinde olan dikenleri kırmalı! Öylece, ne baş, ne diş,
ne düş, yolunu örtmez.” dedi, ALİ YEMEN’den getirdiği selamı
cümlenize iletti.
12 “ ‘ALLAH’ım ADI’na niyet kurduk, hizmetine talib olduk.’ deyiniz,
adımınızı öyle atınız! Aşılmayacak yol kalmaz, destek YÜCE RABB’imdendir!”
dedi, ALİ selamladı.
13 “Zengin fakir BİR’lendik, gah güllere donandık, gah gerçekte
sınandık, DOST yolunda sevindik, PİR SULTAN ABDAL ile dilenen bağda
gezindik, dili dölü ayrıda olsa da gönülde BİR’liği kurduk, YEMEN’den
çağrı ile YESEVİ’ye danıştık; ‘El ele olalım da hizmet
verelim!..’ diye çalıştık, ayağımız dar giyse de gittiğimiz yola
alıştık.” dedi, YESEVİ dün verdiğini bu gün okudu, selamladı.
14 “Çeyrek somun yeter mi, akıl dar ise kul elini tutar mı, yolun
gidişine sevgisini katar mı?” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:
15 “Güneş, her bakanda gerçeğini verdiğini söyler durur,
BEHLÜL baksa yere vurur. ‘Sende olan bende yok mu, senin aklın benden çok mu?
Vardığın yerden değil durduğun yerden bilinirsin, kendi
kaynağında kendi ocağını yakarsın, sonra da benim gözüme tutarsın. Ben
de sana dilersem bakarım, yerde gökte RABB’imden gelen çerağımı yakarım.’
dedim; güldüm söyledim, gece oldu ayazda kaldım.
16 Gel, gel sende benim ile ol,
bende olanı sende gör! Gör ki, birbirine bağladığımız akım çekim
yerini bulsun, kaydına gelen her konu kıyamette okunsun.” dedi, BEHLÜL’üm kendi
ile, güneş ile barışıklığını kurdu, kavgasını sildi, selamladı.
17 “Bayram, dayandığını bilenlerindir; DOST’luk tezgahını
kuranlarındır, tezgaha sevgisini serenlerindir.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü
aldı:
18 “Meyhane malım değil, meyhaneci kulum değil; meyhanede gönül
güzel, inkar etmek huyum değil. Meyhane; ‘Kendinden, kendine döneyim.’
diyenlerin mekanıdır, RABB’imi gönlü ile saranların makamıdır, DOST’luğu
günlük olay diye değil ‘Dağılanı toplayım!..’ diyenlerin dergahıdır.”
dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.
19 ‘Aradığım kimdedir?..’ dersen; çevreden geleni görürsün, YAHYA
der yoluna yürürsün.
MEVLÂNA’yım!
20 Her salkıma talib olduk, bir taneye selam verdik, ‘Gelsin, alsın,
bilsin!’ diye cümleye tane-tane sunduk.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR
RESULULLAH
|