20 Şubat 1986 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben!

1 KEVSER ŞARABI’nı içtik, gönülden gönüle niyaz ile geçtik. Söz bizden, göz sizden, naz Sevgilimiz’den.

2 “Dağlar postu serecek, ovalar her geleni görecek, yapraklar dallarını saracak, her CAN sevgili DOST’una soracak; ‘Benden bana gelen nedir, SEN’den bana gülen kimdir?’ Her birimiz adımızı verecek, yollarına ağlarını örecek. Gelsem DOST’un bağına, sorsam bağda GÜL’üne; yaprak-yaprak olacak, gönüllere sevgi dolacak.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Her ağacın hizmetine gönül verdik, ‘YUNUS.’ dedik her zerrede gerçeği okuduk, ağaçlara tırmanan sarmaşığa güldük. Gel gelebilirsen, bil sorabilirsen. Dediler ki; ‘Ömrümüz, mevsimden mevsime.’ Selam verdik yürüdük.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

4 YAHYA sözümü aldı, “Dağlarda kar var.” dedi, gönüldeki ateşe daldı. “Sarsın beni yolların, gelen giden kulların; gölgeye dalsa bile, gayretten kalsa bile, RABB’i bilen kulların.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

5 “Çevreyi oyaladım, DOST YOLU’nu kolayladım, kap kacağı kalayladım.” dedi, SARI ANA sözü aldı:

6 “Aylar-yıllar gelir-geçer, kul haneden-haneye göçer, Güneşten gölgeye kaçar. Ne kaçtığım gözdedir, ne seçtiğim sözdedir, sevenler hep nazdadır.” dedi, SARI ANA selamladı.

7 “Bağladığım at güzel, dökülen yaprak gazel. Ne gelen yerini geçersiz bulur, ne de gitmeye sebep olur.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

8 “Dünyayı genişleten; görgü değil, bilgidir! Kainatı genişleten; bilgi değil, sevgidir! Meramdan yer sorarsan; yumuşak gelenin huyudur!” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

9 “Komşuya selam versen selam alacak, yaptığın her hizmetin yerini soracak, güzelden güzeli öyle görecek.” dedi, MERYEM sözü aldı:

10 Sözümüz ocaktadır, gönlümüz kucaktadır. HAVVA ile söyleşsek, diyecek ki; ‘Elden ele, dilden dile, her yaratılışta O vardır!’ O’nun olduğu her mekan, komşudan komşuya selamete açılır, sevgi öyle olunca birbirine geçilir. Kovaya su koyarsan, bir bardak ile doyarsan, gerisini ver gitsin; kalan, topraktan başkasına yaramaz!” dedi, MERYEM selamladı. (Kime söylediniz?) Doğruyu, olduğu yerde bilene…

11 “Meyhaneyi yol ettik, yolda DOST eli tuttuk. Vardık gördük gelenleri, DOST halini bilenleri.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

12 “VELED ile -(SULTAN VELED mi?) EYVALLAH- soyunduk hale, dedik ‘Gelelim GÜL’e…’ ‘Meyhaneden gelenlerle, DOST bağına girenlerle yoğurulmuş olduk.’ deyip, her yaratılanı soranlarla dünyaya selam verdik.

13 At üstünde YESEVİ’yi gördük, her adıma niyazını saydık, MEYDAN’da toplandık, cümlenize niyaz ettik.

14 Gönülden gönüle kolay geçilir, muhabbet var ise yolu seçilir; seçilen her kulu kendini bilir, her anında RABB’inden geleni bulur. Gölge kalmasın, ‘Nerden gelir?’ denmesin, RABB’im murat ettiyse hizmetinden dönülmesin! O ne dilerse olur, kul hizmeti ile bulur, dağlar rehber olur da her seven kendini deryada bulur.” dedi, HACI BAYRAM, VELED, YESEVİ MEYDAN’da olanlar selamladı.

15 “Ak bulut yayan olmaz, gönülde kaygu kalmaz, dereden gelen geçen gördüğünden şaşa kalmaz. Aldık geldik yüce dağa, akan suya, bakan ovaya.” dedi, HAMZA DOST söze VEYSEL ile geldi. Döne-döne geldiler LALELİ’yi aldılar, MEYDAN’da olanlara katıldılar, ‘YA ALLAH’ diye-diye sofranıza sohbetleri ile katıldılar:

16 “Her ocak yanacaktır, her kulu gerçeğe dönecektir, güzeli bulan sevinecektir. ALLAH’ım her birinizi sevincine katsın, her adımda elinizden biri tutsun!” dediler, cümlenizi selamladılar.

MEVLÂNA’yım!

17 ‘Gurup-gurup gelirler, adımıza verirler.’ denilir. EYVALLAH. Gönüller O’nun ile dolu ise, O mekanı makam edinirler. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, gönülleriniz Onların makamı diye anılsın!

18Demir dövdüm, elimdeki emeği övdüm, her ele geleni seve-seve saydım.” dedi, İBRAHİM –(HAZRETİ İBRAHİM mi?) EYVALLAH- sözü aldı:

19 “Demir tava geldiyse, yerden göğe hizmettedir; gönül tava geldi ise, kainatta hizmettedir. Güneş sevgiye yol verir, ağacın gölgesi hal verir, ağaç suyunu bol alırsa gövdesine dal verir. Hep el ele olalım, taş ta olsa, demir de kalsa, gün geldiğinde tavlanır, bilelim! Benim emeğim bana geçerlidir, senin emeğin sana, cümlemiz el ele olursak sona geçerlidir.” dedi, İBRAHİM selamladı.

20 “Eylemezsem seni beni, nerde bulur sevgi konu? Geldik gittik, sorduk hanı. ‘Dur!’ deseler duramayız, ‘Git!’ deseler bilemeyiz, RABB’im SEN’den kalamayız!” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

21 “Değirmende un var ise; suyunun bolluğundandır, değirmencinin emeğindendir. ‘Koyduğumuz her çuval buğdaya unumuzu alacağız, mayamızı tutacağız.’ diyelim, gayrete çağırana elimizi verelim!” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

22 “Yumuşak olduk geldik, gönülde bulduk sevdik, MEYDAN’da gördük kaldık, ‘Gel.’ diyene sevindik, ‘Gör.’ diyen ile övündük.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı:

23 “Destek oldu isen kapıya, adını yazarsın yapıya. Dört duvar seni bilir, dört kapıda adını okur, her tezgahta bezini dokur.” dedi, MERKEZ’im sözü RABİA’ya verdi: 

(Dört kapı; kader mi oluyor acaba?)

24 “Kapıyı, yapıyı; ALLAH ADI’na hizmette olanlara, ‘YA ALLAH!’ deyip AŞKI ile dolanlara açanlardır. Yerden gökten sevgi yağar, her kulunda dostluğuna göre doğar, yapraklara bir ömür sığar; BİR’den BİR’e gelmek için, doğru hali bilmek için, sanılmasın zora güler. Zor, kulun yorumudur! ‘YA ALLAH!’ denilen gün, mayaya HAK lokması katılan andır. Gün gelir, ‘Zor.’ dediğin olay; dört kapıda seni bekletir, sende olan hatayı saklar, seni sana kutlar. Öyle ise zor, anda gündedir.” dedi, RABİA selamladı.

25 “YEMEN’den söze geldik, aldığımız sürüyü sefere saldık, GÜZEL’i Sevgili ile bulduk.” dedi, MUHİDDİN ARABİ sözü aldı; “Çaydan aldığım suyu nehire saldım.” dedi, akan suda aktığı kadar gönlünü yuğdu:

26 “Kitabım okunurken bir satıra daldılar, bin satırda kainatı buldular. Buldukları, beni bana anlatan kainat idi. Her yaratılmış kendi kainatını okusa, milyonlara satır getirse; ne biteni, ne iteni görürlerdi. Aldığın kadar dolarsın, bulduğun yerde dönersin.” dedi, MUHİDDİN cümlenizde okuduğunu, günü geldiğinde yazdıracağını söyledi. Yazacağız satır-satır. (Biraz açarlar mı?) “Aydan yıldızdan, mavinin sonsuzluğundan, yeşilin sonsuza uyumundan…” dedi, selamladı.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH