21 Şubat 1986 Cuma

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kumdan yürüdük geldik, kulları ile güldük; seferde güzeli gördük, seherde aydınlığa erdik. Cümlenize selam olsun, DOST KAPISI daim açık kalsın!

(Seherden murat nedir?)

2 “Sefer, yola niyet eyleyen; seher, niyeti aydın olan.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Bir temelde aradığım taş varsa, duymayı bilendenim; kumunu eledi isem, gerçeği görendenim.

4 Suya ayak bağladım, kurak olsa ağladım, gelen giden ile DOST’a selam eyledim. Yerde dizim var ise, dilde sözüm var ise; selama kendim varmalıyım, RABB’ime gönülden kendim sormalıyım.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

(‘Yerde diz’; niyaz mıdır?) EYVALLAH.

5 “Ay’dan ışık aldıysam, günü öyle bildiysem, Güneş’ini beklerim; gönülde açık olanı verir. Mağlup ettiğim nefsimi atmayı değil, eğitmeyi yeğlerim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

6 “Ava çıksam dağlara, ‘İnmem.’ derim bağlara. Uçan kuşa taş atarsam, ele gelen kekliği tutarsam; elim ayağım gönlüme hesap sorar, aldığım her konu beni bilgimce yorar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

7 “DOST’a selam ilettik, aklımızı kül ettik; EMRİ’ne uyduk ta, nefsimizi kul ettik.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı:

8 “Kaynar kazan aş ile, sözü gelse taş ile, yolu bilir baş ile. Korku bize selam vermez, çünkü RAB sevgisinden korkuya yer kalmaz! Gel DOST’a gidelim hey, postuna geldi isek diyelim ‘HAY!’ Dağlar taşlar selam verir, gökte kuşlar cümleyi görür, alacağımız her selamda RABB’im NEFESİ’ni verir. ‘YA ALLAH!’ diyelim, bağında ermiş üzümleri yiyelim!” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. 

(Aklı kül etmek nedir?)

9 “Konuk destan dilemez, ‘Fistan giyse.’ deyip konuyu elemez. Değirmende verdiğin buğdaya un alırsın, yerden göğe aldığını bilirsin; dünü günü elersen, geleceği silersen, ağaçta bağlı kalırsın, her gelende çeşit-çeşit huy görürsün; aklından geleni geçeni dilediğince giydirirsen, dağılana ömür verirsin; olayları giyindiği halde görürsen, DOST KAPISI’na öylece yürürsen, aklını kül etmiş olursun.” dedi, HACI BEKTAŞ söze söz ile girdi:

10 “Kaşığını ele alan ocaktan gelen aşı bekler, az olsa, çok gelse, nasibini gönlünde saklar; ER’den sorarsan, ‘Yolunu bekleyene…’ der, dayandığı duvardan yerini saklar. Yolu açık bilelim, ak koyun kara koyun doyduğuna gülelim, attığımız her adımda doğruya güvenelim; gizli olan her olayda, ‘Akan suyun renginden. demeyelim! Akan suyun başladığı yerde gidişini görürsün, derya ile bağladığı kaynakta kendini bulursun.” dedi, selameti cümleniz ile diledi.

11 “Ne yargı yeterlidir, ne sargı tutarlıdır; RABB’im, dilediği anda, dilediği handa, doğruyu bilen ile, doğruda kalan ile, gönülden gönüle akan ile beraberdir. Dayanmayı, donanmayı; kandil ile aydınlanmada değil, NUR’u ile NUR’lanmada bulalım, akan suda sevgi ile kalalım!” dedi, YESEVİ sözü aldı:

12 “ ‘Doğruyu bilen kimdir, doğruda olan kimdir?’ denilir. Açık olan, doğruda olandır; dayanmayı bilen, bildiğini değil, uyduğunu gösterendir. Uyum; açık ve nettir, taklit olamaz!” dedi, YESEVİ her ağaçta DOST ADI’nı okudu, dostluk ile beklenen günü dokudu, selamladı. 

13 “Demde gönül bağı varsa, demde bilgi ağı darsa; DOST ADI’na söyleşmeyi değil, halleşmeyi deneyelim!” dedi, MERKEZ’im sözü aldı, MUHİDDİN-İ ARABİ ile söze gelmeyi diledi:

14 “Okudum satırı, dokudum hatırı, yola saldım katırı. Attığım her adıma BİNBİR TEVHİT okudum. Dedim ki; ‘Ömür ile bağladığın her anım SEN’i anarak geçse de, kulların beni BİLGİN diye seçse de, bilirim ki kainatın bir satırını dahi çözemedim.’ Gün gelir de nasibim gürlenirse, diyeceğim ki; ‘Ömrümde, bir günümü çözemedim.’ ‘Gün gelir de her satırı okurum, bilgin oldum dokurum.’  diyen kulların varlığını sürerse, onlar için dahi AFFI’na sığınırım.” dedi, MUHİDDİN-İ ARABİ; sözün ÖZ ile bağlaşmadığı bilgiden ALLAH’ıma sığınmanızı diledi, selamladı.

15 “MERKEZ’imin durağı, olmaz RABB’imden gelen yolun kurağı. Attık adım SÖZ’ün ile, doğru gelen ÖZ’ü ile. Dumanı silelim, doğruda kalalım, gönülden gönüle sevgi aktaralım!” dedi, MERKEZ’im selamladı.

(Varlığını sürdürmekten murat nedir?)

16 Doğudan batıya bilgini, görgünü, sevgini iletirsin. Varlığını bilmezsen, günü güne görmezsen; varlığını sürdüğüne gönlün şahit olur, aklın çevrede kalır. Ne Güneş aldığı EMRİN dışında kalır, ne dünya insan ile ömür bulur, O ne yazdı ise HÜKMÜ O’nun ile yürür! SAHİB olan, O’dur! Dostluk kim ile kurarsan kur, bil ki DOST sadece O’dur! Benden sakladığını O’ndan saklayamazsın, doymayı bilmezsen gönlünü paklayamazsın! Yamayı her kapıdan dilersen; çeşit-çeşit giyinir, aynaya baktığında kendin kendine güler, öylece soyunursun. Doymayı bilmeyen, yoğurdu süt olduğu halde görmeyendir!

(ÖZ’ü tanımamak mı?)

17 Çevreyi değil kendini ara, değişen her konuyu bilgin ile tara! Sorma; ‘Nerden gelecek, kim ile kime gülecek?’ Sabah, güneşin doğuşundan bilinir; öğle, güneşin ortaya gelişinde görülür; bin bir halde, günden güne yorumlanır. ALLAH’ıma emanet olunuz, aynı sofrada dilenen aşı yiyiniz, doymayı HAK DİLİ’nden biliniz!

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLÂLLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH