|
27 Şubat 1986 Perşembe MEVLÂNA’yım ben! 1 Kumdan geldik adım-adım, yolun gidişinde ADI’nı andım. Cümlenize selam olsun, hatırda olan gönüllerde kalsın! 2 ‘DOST..’ dedik geldik söze, ‘Dur!’ diyen olmadı, YARATAN’ı bilmeyen kalmadı. Sevginiz; gerçeğin getirdiğidir, düzende olumsuzu bitirdiğidir. 3 “Demde sudan suya adım attım, aldığım her bilgiye sevgimi kattım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 4 “Yapraklar denginde, çiçekler renginde, gelip geçen ahenginde… Gölgede sürüyü buldum, ağaca hizmetini sordum. Dedi ki; ‘Görgün yerde mi kaldı, gönlün uykuya mı daldı?’ Su başına vardım, suda yüzümü gördüm, ‘Ağacın gölgesinde olmak gerekmiş.’ dedim. Sıcak yüzümü yakmış, ter sırtımdan akmış. Daha gitsem, olmaz. Gölgesine sığındım, dediğini öylece bildim. Ağacı neden yarattığını buldum ALLAH’ım, dostluğu yarattığın ile kurdum ALLAH’ım!” dedi, YUNUS’um selamladı. 5 “Var git arı beyine; YUNUS ile yürür mü, yoksa ‘Çiçekten çiçeğe bal alayım.’ diye gelir mi? Altın kafes koysalar, yere kilim yaysalar; oturmam oturamam, bilgimi kimsenin hali ile tutturamam.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: 6 “ ‘Doğruyu ben bilirim.’ diyenin, doğrusu kendinedir; ‘Doğruyu RABB’im bilir.’ diyenin, doğrusu bendinedir. Aç oku KİTAB’ını, gör RABB’in HİTABI’nı: “BEN YARATTIM KULUMU, BEN VERİRİM YOLUNU!” ‘Niyaz eder, gönül açar, olumsuzdan hep kaçar.’ denildi ise, nazdan nazı seçer.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 7 “RABİA; görenin, sevenin, ‘Nerden gelir?’ diyenin yolundadır, kayguyu sildi isen MEYDAN’dadır. Mendile isim yazsam, dört ucunu bir tutsam, benden bana kolayı bilmek yaraşır. ‘Gün gelir aklım karışır.’ diyenin, niyazına katılalım!” dedi, RABİA selamladı. 8 “Üç fistan alsam, birini günde, birini gelende, öbürünü bayramda giysem; sevinen ile sevinirdim.” dedi, SARI ANA sözü aldı: 9 “Çiçek-çiçek giydiğimde, gönül ferahı bulur; ele çiçek aldı isem, bende kokusu kalır; dayanmayı bildi isem, güvendiğim beni bulur.” dedi, SARI ANA selamladı. 10 “Yamayı elde tuttum, açık fistana diktim, her çiçeğin köküne suyunu döktüm. Gelen giden güzeli gördü, eldeki yamayı sordu.” dedi, MERYEM sözü aldı: 11 “Yama açığı örter, bilenin bilgisini tartar; yorgan kısa ise,
üşüyen ayağını çeker. El ele verelim, kısa yorganı uzatalım!” dedi,
MERYEM selamladı. 12 “Kayadan kayaya atladım, eldeki taşı sakladım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, KAYGUSUZ’a sordu: “Sakladığım taşı bildin mi? Duyduğun gerçekte kaldın mı? Dedi ki; ‘Aldığın taş söz için yeterlidir, gücün var ise tutarlıdır. Çünkü, aldığı sesi vermez, dağıldığı halde bütünden sormaz, kum tanesi kalsa bile yaratılışında eksik olmaz.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedik, sohbeti ağacın gölgesinde bitirdik. Selam olsun, selamet cümlenizi bulsun!” dediler. 13 “Kuşağımı sıkmadım, odunu nefes ile yakmadım, akan suya
‘Nerden gelir?’ diye bakmadım; MEYDAN’da sevgiyi buldum, dışına çıkmadım.”
dedi, VEYSEL’im sözü aldı: 14 “Yerden gökten aradım, gerçek olan güzeli. Dediler ki; ‘Gönlünden bul, kendinden al, çevrenden sar!’ Bir-bir okudum, DOST ADI’nı dokudum; öylece ‘YA ALLAH!’ dedim, kendimde olanı gördüm. Akan suyun geldiği yer, yakan Güneş’in baktığı yer değil, gönülden gönüle sevgiyi döktüğü yerdir bilinen.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 15 “Koyun-kuzu birliğe, keçi derler zorluğa. Her varolan yazgısını okutur, doğduğu günden bildiğini dokutur.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: 16 “Kavgayı ‘Yersiz.’ diyen, lokmayı pişmeden yiyendir. (Kavganın anlamı nedir?) Nefis kavgası! Meşe toprak ile halleşir, derinden derine kökünü uzatmaya çalışır, yayar yayılır, yayıldıkça gözde olanı sayılır.” dedi, MERKEZ’im selamladı. MEVLÂNA’yım! 17 Al fistan sevenedir, yeşil fistan gülene, mavi fistan bilene, sarı fistan yoldan yola gelene… Ne dilersen giyersin, adına gerçeği koyarsın, doğruyu bildiğin halde ararsın. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR
RESULULLAH
|