|
6 Mart 1986 Perşembe
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hazır bulduk sofrayı, güzel dedik sahrayı. Kum olsa da getirir,
gönülde kayguyu bitirir, daldığımız deryadan dilenen yola götürür; gelsem
yolun açığına DOST KAPISI görülür, YUNUS ile aramızda sevgi bağı
örülür.
2 “Gölgeyi gördüm geldim, her dalda yaprakları saydım güldüm.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı:
3 “Nerde naz, nerde niyaz, nerde dolduğumuz haz? Ayrı gün, ayrı
yönde değil, güzel her gönülde yakılandır, kapısını açıp bakılandır.”
dedi, YUNUS’um selamladı.
4 “ ‘Ayrı nehir, ayrı su, ayrı ova, ayrı hava.’ diyene, de ki;
‘Vardığı derya BİR’dir, aldığı RAHMET gürdür.’ Ay’dan yıldızdan
bilse, Güneş’ten buluttan sorsa; doğduğunu, uyduğunu,
sevdiğini, doyduğunu söyleyecek.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze
geldi:
5 “Her ağacın yaprağı ayrı ayrıdır, ne var ki hizmeti aynı.
Gümüş alsan eline, seyre gelsen GÜL’üne; doğruya katılırsın, DOST
yoluna atılırsın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü BEHLÜL’e verdi:
6 “Şilte yaydım odaya, konuyu verdim kadıya; ‘Anlat’ dedi ‘Kaygunu.
Şikayetin kimdendir?’ Doğru dediğimi sandım. ‘Karşımdaki.’
deyince, ona ben de inandım. ‘Olmaz!’ dedim, ‘Kul aklı doğruya ermez,
haklı haksız dünyada yerini bulmaz! Öyle ise, gerçeği sadece RABB’im
bilir, her kulu kendini haklı sanır.’ ” dedi, BEHLÜL’üm doğrudan ayırmayan
ALLAH’ıma cümleniz için niyaz etti, selamladı, sözü RABİA’ya verdi:
7 “Yola durdum sorum yok, ne verdiyse yorum yok; somun alsam taze bayat,
sevgim sonsuz, maddeden hiç karım yok. Ne aldıysam sevgisine, ne gördüysem
övgüsüne, yarattığı her güzelin saygısına aday oldum, günün yorumunu öyle
buldum.” dedi, RABİA selamladı, sözü HAMZA DOST’a bağladı:
8 “Her duvar örülür, emek vereni varsa; her çiçek sevilir, eğer
bakanı varsa. Yamayı ele aldık, açık olanı ördük, dayanan her güzeli öylece
gördük. Nerden gelse, kimi bulsa, RABB’imin İZNİ’ndendir.
Doğduğumuz gün gibi, gönüllere dolduğu kadar VARLIĞI’ndan
alırız, aldığımız gibi kendi ÖZ’ümüzü buluruz.” dedi, HAMZA DOST
selamladı.
9 “VELED’im; kuşak olmuş, kuşağı bele sarmış,
DOST olmayı dileyen her kuluna sormuş; ‘Seni beni gözleyen kim? RAB adını
özleyen kim? Günü güne uymazsa, durdum, diye tozlayan kim?’ Benden sona
doğru bilim, SEN’den kulu için kesin hüküm. Dilediğince yarattın
RABB’im, Sevgiliye gerçeği yaşattın. Cümlemiz Sevgili’den olalım, ‘o
gün’e sevgimiz ile varalım!” dedi, VELED’im selamladı.
10 “Ağızda hep ADI’n, gönülde gerçek tadın, aradığım her kapıda
SEN’i buldum, döne-döne gelen sevginde gerçeğe uyandım.” dedi, HACI BAYRAM
sözü aldı:
11 “Dört kapının duvarına dört isim yazsan, RABB’imin İZNİ ile
güzele dönsen; okuduğun kendi yazındır, yaşadığın kendi
dizindir, gelişte verdiğin sözündür, gönlün sevgi dolu ise bilirsin
ki kozundur. Dört duvarın dördünde de RAB ADI vardır; MEYDAN, uyanlar için
geçit, uymayana dardır!” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
12 “Gözde NUR’unu gördüm, aklım ile ömrüme serdim; menekşeye yerden
aldığını, sarmaşığa ağaçtan bulduğunu sordum.” dedi,
MERYEM söze geldi:
13 “Demde yer güzel, zanda ağaç güzel, her yaratılmışın güzeli
aldığı bilgiye göre güzel.” dedi, MERYEM selamladı.
14 “Pirinç ektim tarlama, yardımcı gelir, her gelen nasibini alır; ağlasa
gülse kulu, gün gelir doğruyu bulur. Yerden gökten alışalım, HAK
ADI’na çalışalım!” dedi, YESEVİ her adımda bastığı toprağa
gerçek bilgisini sordu:
15 “Toprak; aldığınca verir, verdiğince gürlenir, sanılmasın
basan ezen ile zorlanır, dağlardan yarlardan ne gelse toplanır, gün gelir
altı üstü katlanır, YAR ADI’na dost olur, DOST’u bilir, ‘ÖRT!’ dediğini
örter, ‘DÜRT!’ dediğini tartar, suyun en güzelini sunar, soydan geleni
bilir, gerçeğe soyar.” dedi, YESEVİ selamladı.
16 “Yaprak doldu ağaca, yolunu verdi gölgeden Güneş’e. KAYGUSUZ
ayağından gelen ateşe baktı, kum ile olan DOST’luğuna suyunu
döktü, öylece hem kum ona DOST oldu, hem o kuma DOST kaldı.
17 Saydım sevdim her taneyi, gezdim övdüm her haneyi.” dedi, KAYGUSUZ
selamladı.
18 “Kuralım YUVAMIZ’ı, duyuralım davamızı, temiz alalım havamızı! Sevgi
her adıma rehberdir, yazılan ne denirse densin mukadderdir! Eşikte
beşikte, emeğimiz olsun kuşakta; soframız kurulmuştur, cümlenizin
nasibi kaşıkta.” dedi, ALİ söze geldi:
19 “Ayağında yemeni yoksa, dert değil; ‘Bilmem!?’ diyen, mert
değil; dağlar taşlar şahit ise, ele alan kurt değil.
Doğru eğri gelişene masaldır, yürüyecek vergimiz güne kadar
gelen misaldir. Ağlayan, HAK KAPISI’nda güler; DOST bağına gelen, gülleri
derer; HAK EMRİ’ne geleni, sanmayın RABB’im yorar. AŞK’ı ile olalım
hemhal, DOST’luğuna girelim behemehal!” dedi, ALİ sözü FATMA’ya
verdi:
20 “Latif adımıza uyalım, sevgiye cümle ile doyalım; zengin isek, kendimizi
fakir yerine koyalım! Diyelim ki; ‘Tok ile tok olmayı bildiğimiz kadar,
açı da doyurmaya yönelelim!’ Biz el ele verirsek, biz sevgiyi RABB’imizden
bilirsek; olumsuzluk asla yolumuzda olamaz, sorunumuz bilgimizde kalamaz.”
dedi, FATMA cümlenize selamet diledi, HAK olan, hayır olan her yerde
olduğunu söyledi, selamladı.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
21 Gelen güne kadar her biriniz, BİNBİR TEVHİT okuyup öyle
geliniz!
LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR
RESULULLAH
|