13 Mart 1986 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Hazır olduk her konuya, cümleniz ile geldik haneye. Selam olsun. Kumdan aldığımız yolu, dört yönde her arayan bulsun!

2 “Aday dedik, dayanan her kulunda gerçeği gördük, yumağını el ele sardık.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Doğru-eğri YAZAN bilir, duysak duymasak düzeninde yürür, seyre gelen her kulu güzel olanı görür.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Pay ettik kumdaki izi, sevdik saydık yaratılandaki ÖZ’ü. Değdi-değmedi demeden gayret kuşağını sardık, emeğini veren her kuluna sorduk.” dedi, MERYEM sözü aldı:

5 “Dostluk, kulun gönlündedir; nefsi ise, emrindedir. Yasak olana el atmazsam, dostluğa emeğimi vermiş olurum.” dedi, MERYEM selamladı.

6 “Kuyuya kova saldım, çevreme bakıp daldım. Gözümden kaçan olmaz, selam vermeden geçen bilmez.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, gelenden dostluğunu sordu: ‘Geçici mi, kalıcı mı?’ Dost dedi ki; ‘HAK ADI’na gelen, kalıcıdır!’ Yaprak yerini bilir, olduğu yerde görenden gönlünde olanı verir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

7 “Demde olanlar ile, dostluğu soranlar ile, HAK ADI’na her adımını atanlar ile.” dedi, RABİA giydiği yeşil fistandan yaprağın güzelini verdi:

8 “Sözüm yerden göğe gelişir; dostluğumuz, günden güne erişir. Yağan yağmur ile toprak beslenirse, fidanlar çiçekler ile süslenirse; güzeli bilen, güzel halde olanın sevgisi cümleyi sarar.” dedi, RABİA selamladı.

9 “Attığımız her adım dayandığımıza getirir, günün güzelinde niyaz ile kayguları bitirir.” dedi, YESEVİ sözü aldı:

10 “Destek olduk sözüne, dağılmayan ÖZ’üne. ER’den kuldan geçmedik, seni beni seçmedik, dağdan aldık asla düşmedik. Değirmene gelmeyi deneyen, ‘Gelen bilir mi?’ diye sınayan, elbet hatadadır! Çünkü, bileni bilmeyeni sadece RABB’im görür; kulu, ‘RABB’im.’ diye O’nun yolunda yürür. Yol; ne senin, ne benim, RABB’ime götürür, cümlenin!” dedi, YESEVİ selamladı. 

11 “Her niyaz sadece O’nadır, O’nun ile sonadır, CAN doluysa tenedir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

12 “Ne dün noksan idik, ne bu gün eksik kaldık, her günümüzde RABB’im ile dolduk, kendimizi bildiğimizden beri bu güne geldik. Senden sorarlarsa, ‘Aradığım, kimdedir?’ de ki; ‘Her kulu ile RABB’imdedir!’ Yarattığı O’ndandır, bilir isen O’na.” dedi, HAMZA DOST MEYDAN’da oluşan, niyaz ile buluşan, HAK ADI’na çalışan cümlenizi selamladı.

13 Meydan O’nu bilenlerin mekanıdır. Kim ‘RABB’im.’ derse, bildiği her güzeli birbirine paylarsa; MEYDAN’a gelenlerin, el ele olanların, gönülleri makamıdır. Aydın olalım, NUR’lu kalalım, aldığımız ışığı cümlede görelim, geldiğimiz halde dönmeye çalışalım, her birimiz öbürüne emek vermeğe alışalım! Güzel, öyledir! 

MEVLÂNA’yım!

14 Yazmayı ele aldık, yozmayı gönüllerden sildik; yolumuzda toz kalmasın diye, her daim su verdik; adım-adım gelenden, HAK YOLU’nu bilenden hoşnut olduk; sebep, gönlünde bildik. 

15 Üç günde, üç öğünde, üç yoksul doyurunuz! (Cümlemiz mi?) EYVALLAH. ‘Bulamam.’ dersen; üç öğünlük akçe ver, üç doyumluk. ‘Sebep nedir?’ denilir; görgüde, bilgide, sevgide, önce paylaşma vardır! ‘Akçem az.’ dersen; ekmek zeytin de yeter. Kamer yönünü öylece sana çevirir, karanlığını aydınlatır.

16 MUHİDDİN sözü aldı, sevginizde DOST’luğu gördü: “Derman dilediğim RABB’im, sevgisi ile beni sarar; bende olan sevgi ile, derdim dermanını bulur. Asla yanılma yoktur! Selam ile yoluna durduğun her kul, senden asla selamını çevirmez! ‘Affın yücesi, SEN’dedir RABB’im.’ diyelim, asla küslüğe girmeyelim! Küs kalana diyelim ki; ‘Affı yüce RABB’imden büyük müsün ki, asla affetmem dersin, ALLAH’ım ile yarışa girersin?’ Senin benim ne hatalarımızı affeden RABB’im, DOST’luk ile hoşnut kalan RABB’im; bu günde, bu gecede, her günde, her gecede, affedici olanları sever, yüceltir.” dedi, MUHİDDİN selamladı.

MEVLÂNA’yım! 

17 Sevgide aradığımızı Sevgili’de bulduk, menekşeyi tevazuu ile örnek aldık, açılan kapıda HAK ADI’na kaldık.

18 “Çevreyi dolandım, dallandım budaklandım, rüzgar esti sallandım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

19 “ ‘Yağan yağmur yaprağını yıkar, böceğini döker, öyle ise senin ile tesbih çeker.’ dediler, bana sordular. ‘Kainatta yaratılmış olup, RABB’ini bilmeyen, O’nu zikretmeyen var mıdır?’ dedim. Dediler ki; ‘Taşlar, topraklar.’ Taşlara kulak verdim, toprağı ele aldım, onlardan zikri öğrendim, cümle ile gönlümü arındırdım. Seni beni diye-diye, bal böreği yiye-yiye; gerçeğin güzelliğini unutmuşuz, taşı toprağı bilinçsiz zannetmişiz. ALLAH’ım AFFIN’a sığındık, taşın ile, toprağın ile, ağacın yaprağın ile, güzelin çirkinin ile BİRLİK’e katıldık, sevgide gerçeğe öylece yöneldik.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

20 “Bağladığım ipi ağaçtan çözdüm, gövdesine adımı yazdım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

(Resim verildi: MUHİDDİN-İ ARABİ HAZRETLERİ) 

21 MEYDAN’da buluştuk, MUHİDDİN selamet diledi. “ Elde, dilde KEVSER olsun!” dedi, resmini verdi, selamladı.

22 “Kavak dalı, baktığı yerden; asma dalı, üzümü döktüğü yerden görülür; her biri, vergisi ile sevilir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

23 Resim; bilen içindir, kaygusunu silen içindir.

MEVLÂNA’yım!

24 Yerden göğe alıştık, sevenlerle çalıştık bilenlerle bölüştük. ALLAH’ım; bilenlerden, alanlardan, cümlenizden RAZI olsun. ALLAH’a emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH

(Sözlü Tebliğ)

25 “ Aldım sözü,
       çaldım sazı,
       gördüm kızı,
       sevdim cümlenizi.”

26 “ ‘SARI ANA’ desinler,
       BÜTÜN’de sevgiyi bulsunlar!”