17 Nisan 1986 Perşembe 

MEVLANA’yım ben!

1 Hazır olduk devrana, güzel söyledik seyrana. Kulluk SEN’den yazıldı, yolluk bilgimiz ile çözüldü, DOST’luk sevgimiz ile kuruldu. ‘Gel!’ denilen her ana, ‘Gör!’ denilen her yana selam verdik, RABB’im ADI’na cümlemiz güldük.

2 “İpi aldık gerelim, yıkadık çamaşır serelim. Yağan yağmur getirdi ise, sözü bilen bitirdi ise; GÜL’den, güzelden geçerlidir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Bağ–bahçeye emekteyiz, ‘Yol!?..’ derlerse gülmekteyiz. Gönül, güzele talip. Değirmenden aldıysak unu, diyelim ‘HAK’tandır konu!’ Bin bir söze bağlayalım, HAK AŞK’ına ağlayalım; saygı duyduk gerçeğe, güzelden-güzele gönül dağlayalım! 

4 AŞK’ın SEN’in benden yana, girdik yoluna handan-hana; aldık düzenden payımızı, dedik ‘Cümlemiz CAN’dan-CAN’a.’ CANAN yerimiz bilir, mevsimde olan sevilir, halktan-halka aynı fistan giyilir, HAK HUZURUNDA öyle durulur.” dedi, YUNUS’um selamladı.

5 “Ayna elinde olsun, gören yüzüne gülsün, bilen sözünde kalsın.” dedi, MERYEM sözü aldı:

6 “Her adımda saydığımız, dağdan-taşa övdüğümüz kainat senin, sözün kimdendir? Hem taştan, hem kumdandır; başak buğday olduysa, değirmendeki undandır. (‘Hem ahir, hem zahir’ den anlamı mı?) EYVALLAH. 

7 Sahipsiz olmayan her zerremde SEN’i bildim ALLAH’ım, verdiğin her nimette SEN’i buldum ALLAH’ım. Görgü-yargı SEN’dendir, gümüş altın SEN’indir ALLAH’ım. Diledik SEN’den, cümlemizi sevindir ALLAH’ım! (Soframızın niyazlarına katılışları mı?) Yoğurt aldık yiyelim, somun ile sevinelim.” dedi, MERYEM sevgiden-sevgiye aldığı ipi gerdi, cümlenizi selamladı.

8 “Ağaçtan-ağaca seslendim, bahar geldi ağaç misali süslendim. Yanakta ben var ise, güzelliğe; dudakta SEN var ise, özelliğe işarettir.” dedi, SARI ANA sözü aldı:

9 “Gel vefalı, gül yüzüme yoldan-yola sen sefalı. DOST KAPISI DOST’a açılır, DOST ile güzel seçilir. HAK sofrası yoldur bize, derman dilersen dön sözüne. ÖZ’ü-sözü BİR’lik bağlar, HAK ADI’na aşık ağlar; gördüğün yüce dağlar, gönlünü günü-gününe eğler.” dedi, SARI ANA selamladı.

10 “Çeyrek geçse demde gün, değirmenden gelir un. Çağır DOST’a gelsin, DOST ile posta gülsün.” dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi:

11 “Dünden bu gün güzeldir, demde yolumuz ezeldir; gönül daldan dala gezinir, açtığımız ocak özeldir. 

12 MEVLANA ile söyleştik, YUNUS ile peyleştik, HACI BAYRAM ile paylaştık, YESEVİ’ye danıştık, soframızda öyle halleştik. Hal ile bağlayalım, uymayan için niye ağlayalım? Dağlar uymayı bilir, yollar aldığını verir; DOST sofrası kuruldu ise, o sofraya bilen gelir. Yanmam ‘Bilmem.’ diyene, yanarım ‘Gelmem.’ diyene. Geldiği yeri bilmeyen, HAKK’a kusur eyleyendir. Bilen-bilmeyen DOST ADI’nı bellesin, dayandığı desteği sırtından çevirsin atsın! Çünkü, dayanılacak tek destek RABB’imdir!” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

13 “Doymayı bilmeyen, hekimden nefes alır; uymayı bilmeyen, hakimden heves alır.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

14 “Çevirdi isek sayfayı, dayandığımız parmaktır, gelen-gidene kaydını sormaktır. Dağılan toplanır, ezilen katlanır, her düzende DOST ADI’na gerçek söylenir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

15 “Çağrıya uydu isek, eğriyi sildi isek; RABB’im yürüyene açar yolunu, verdiği göreve seçer kulunu, hem bilir, hem görür, sever halini. Kimden-kime konu ettik, kinden-kini gönülden attık.” dedi, YESEVİ bin bir düğümden birini çözdü:

16 “Övdük geldik yolunuzu, sevdik gördük halinizi, dayanmaya çalıştık, bağladık tüm sevginizi. Seni-beni silelim, bir satırda her birimizin adını bulalım.” dedi, YESEVİ sözü PİR SULTAN ABDAL’a verdi:

17 “Çeşme başı doludur, gelen-gidenin yoludur. Dar sokakta durmayalım, uymayana vurmayalım, deryaya ipi germeyelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

18 “Aynı sofrada aynı aşı yiyenler, ‘Yolumuz BİR’de!’ diyenler; dar sokağa girerse, her birimiz yardımcı oluruz. Yumuşak yol bilgimizde, derya dersek görgümüzde, hali alsak sergimizde, ayrıya düşersek sorgumuzda.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

19 “Değişen her konu geçen ile yorumlanır, gönülden-gönüle yeşeren sevgide sofrayı kuranlar serinlenir. Bağlar suları aldı, sevgi cümleyi sardı, denizden-dağlara sesimiz yükseldi.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

20 “ERENLER yolu bilir, sevenler O’nu bulur, soranlara konu olur; bakmazsan gerçeğe, sendeki bilginin sonu olur.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı:

21 “Gittiğim kadar güttüm, aldığım kadar sattım, akan suya her gözden baktım, güzelden-güzeli cümleniz ile gördüm.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

22 “İğne attım düşmedi, su kaynattım taşmadı, yola çıktım bitmedi.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

23 “Ak kuzu peşimden geldi, kara kuzu izimi buldu, DOST eli elimde kaldı. Elden-ele olalım, el yüzünde güzeli bulalım, yemeniye toka takalım. Dağlar selam verdi, selamda her birimize güldü.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

24 “AKŞAM; gerçeğin örtüsüdür.
      YATSI; bilincin dürtüsüdür.
      SABAH; aklının tartısıdır.
      ÖĞLE; sevginin tezgahı.
     İKİNDİ; görgünün girizgahı.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

25 “Her biri öbürünü tamamlar, gönül-akıl-mantık düzenini birbirine bağlar. O zaman, akıl-gönül-mantık emin olur. Gayrette hikmet vardır, emekte nimet vardır. Her biri sevgiye götürür, gönüllerdeki kayguyu bitirir. (Çözülen bin bir düğümden biri mi?) EYVALLAH.” HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH