|
22 Nisan 1986 Salı MEVLANA’YIM Ben! 1 Kuşaktan-kuşağa sözümüz geçer, her kuşakta bilen ÖZ’ünden açar, gönülden aldıkça bilgisi taşar; DOST KAPISI’na, DOST eli, DOST’una açar. ‘Gel!’ dediysek yoluna, güldük cümle kuluna, dedik ‘Uysun haline!’ Yerden göğe selam verdik, gelen-giden ile muradımıza erdik. 2 “DOST olalım, DOST kalalım, DOST ile DOST’a gelelim!” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 3 “Bin bir öğüt aldım kaleden, her rengi gördüm haleden. Zulmün
olduğu yerden aştım, güzeli gördüğüm güne şaştım, akan
suya baktım de hayrete düştüm. Senden-benden sormazlar, açılan kapıyı
görmezler. ‘Gelsem!?..’ diyene ‘Gel!’ diyen, pişen aşı DOST ile
yiyendir. Yol bizim, han bizim, hancıda cümle sözün; ‘Aldım-verdim…’ dediysen,
elbet çalacak sazın.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “Ağır taş yerden kalkmaz, eteğine kum alan oturduğu yere dökmez. Açalım yolu, seçelim hali.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: 5 “Ak fistan giyeceğim, ak üzüm yiyeceğim, açan GÜL’ün beyazını seçeceğim; ‘Gel!’ diyene selam verip, gülen ile aldığını öreceğim.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 6 “Duvar aksa, dam çökse, kulu ocağı yaksa; bir yudum su, bir lokma somun elinde kalır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 7 “Daldan-dala bağlayalım, dizden-dize ekleyelim, oturup RABB’imden gelecek RAHMET’i bekleyelim! Güzelden-güzele erişiriz, DOST hanesinde buluşuruz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 8 “Her birimiz söz alırız, gelen-giden selamladıkça, gönülden-gönüle bildiğimizi aktarırız. ‘Her biri ayrı mı gelir?’ denilir; her bir yıldız ışığını verir, göğe bakan görür. Bağlanan değil, çözülendir verdiğimiz. Bilgi çözüldükçe, adımız anılır. Her bir yaratılmışta, mevcut bilginin açıklandığı elbet vaki değildir! Vukuu; dağılan değil, açıklanandır. 9 Üç öğünden, üç düğüm çözülür; olası, bağışlarsan, her öğün yüz düğüm çözülür.” dedi, YESEVİ. “BAĞIŞLAYAN ALLAH’ımın bağışlayıcı kulu olmalısın, gördüğün hataya perde koymalısın, nerden gelirse gelsin her sesi duymalısın! Öyle olmayı dileyen her kulu; niyete girmiştir, RAHMET’i almıştır.” MEVLANA’YIM !.. 10 Gerdiğimiz her ipte bir oyun geçer, çizdiğimiz çizgide satırların gerçeği açar. Dört duvar örülürken, damını örtmeden, ‘Bitirdim.’ diyemezsin; tabanına destek koymazsan, ‘Oturdu.’ diyemezsin! 11 “Altın aldım satayım, gönülde gerçeği tutayım, aldığım bilgiye vereceğimi katayım. GÜL dalı elde kalsın, elden-ele cümle bulsun, RESULÜ’ne seven uysun!” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: 12 “Dinledim aldığım nefesi, bekledim geçer diye hevesi. Geldim güldüm, gönülden-gönüle müjdeler dedim. GÜLİZAR’a dalalım, bir kaynakta kalalım, döne-döne soralım. 13 “Gönül-akıl-mantık sende de, bende de var; ne var ki, kiminde sınırsız, kiminde dar… Açıp-geçelim, bin bir çiçekten aldığımız ile dileyene taç örelim; DOST olalım, DOST kalalım, önce gönlümüz ile barışıklığı kuralım!” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 14 “Her bir isim yad edilir, adı ile gelirse de DOST hanesinde buluşulur, sanılmasın çağrıya gelinir. Uyan; kendinde olan ile, gönlüne dolanın adını bulur.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı, çevrede gördüğüne daldı: 15 “Gel nazlı gel niyaza, deme ‘Kaldık ayaza.’ DOST bağı verimlidir,
dalları sürümlüdür. Yaprak-yaprak oluşacak, salkımlar dallara
doluşacak, saygıyı bilenler çalışacak. 16 Gönül senden aldığım, ömür sana verdiğim… Kimden aldım, kimden buldum; SEN’i bilmesem, ne ile doldum? Darlıkta ‘RABB’im!’ dedim, bollukta şükrüne vardım. ‘Sen de, darlık-bolluk bildin mi?’ denilir. Ben de cümle ile yaşadım, cümle ile ağladım, cümle ile güldüm. Ekin eken tarlasına adımı yazdı, her başakta ‘ALLAH!’ dedi AŞK’ını okudu. Yarattığın kadar yaşarsın, gönülden aldığına şaşarsın.” dedi, HACI BAYRAM yoldan gelenin yolunu bağışladı. 17 Elden-ele, dilden-dile, DOST ile hale gelelim, selamımızı yolda olana iletelim! ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR
RESULULLAH
|