|
1 Mayıs 1986 Perşembe
MEVLANA’yım Ben!
1 Kavak ağacı yolumuzu gözler, selvi ağacı sevgimizi özler,
çınar ağacı halimizi söyler. Cümlenize selam olsun, her ağaç
gölgesine geleni kucaklasın.
2 “Seversem güzeli, düşlerim ezeli. Dayanmayı denersem, darda olanı
sınarsam, benden-senden ayrıdayım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
3 “ ‘Faydası olmayan ağacı keselim, hizmet vermeyene küselim!’
diyene de ki; ‘Ne faydasız yaratılır, ne de hizmet için bekletilir, her kulun
gönlündeki çiçekten birbirine koklatılır.’ ” dedi, YUNUS’um selamladı.
4 “Yumuşak toprakta bostan yeşerir, kumda gideni RABB’im
pişirir.” dedi, HACI BAYRAM VEFA ile söze geldi:
5 “Gözden-göze bilgi aktardık, Sevgili ile soframızda aşı kotardık,
nağmeye katıldı diye BEKTAŞ’ı çağırdık:
6 ‘Gelsen yolun üstüne, dursan yağan karın destine; besteyi
kurardın, desteyi yorardın.’ dedik, sözünü bekledik:
7 Dedi ki: “Yoldan-yola geçenlere, yolda yaprak seçenlere selam verdim,
gününü sordum; değirmenden unu aldım, su ile kardım, ocak başına
vardım. Gelen-gidenden aşınır, her bilen dilediği tezgaha
taşınır.”
8 “ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedik, cümlenizi selamladık.”
MEVLANA’yım!
9 Eline aldı isen tepsiyi dileyene sunacaksın, aldığın her damlaya
kanacaksın. Darlık asla bilenin mesnedi olamaz, bilmeyen dilediğini
bulamaz.
10 “Ağaçların diline, saygı duydum haline.” dedi, MERYEM sözü aldı:
11 “Baktığım her fidan, yaktığım oduna namzettir. Ayağımı
uzatsam, yaprağına el atsam, incir dalını vermez. Der ki; ‘Meyvem
oluşacak, erdiği halde elinde buluşacak. Dalımı incitmeyin, DOST
bağına gecikmeyin!’ erdik bildik sözünü, sevdik çaldık sazını.” dedi
MERYEM selamladı.
12 “Pirincin tanesi sayılmaz, DOST hanesi soyulmaz; yerden-göğe
ahenktedir, cümle alem darılmaz.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:
13 “Aklanmış her konuda kendini bulursun, sevginde dolu-dolu
kalırsın, ‘Nerden, nereye?..’ der de DOST sofrasına konuk gelirsin. Yazmaya
bağladım oyayı, dağlarda gördüm kayayı. Yaban demeden eriştim,
hizmet eri olmaya çalıştım.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
14 “Çarşı-pazar veremez, ayrı kalan göremez; BİR’de bildik, binde
bulduk, ‘Olmaz!’ diyen saramaz. ‘Ayrı olma güzelden, yolu ara tez elden.’
diyene, de ki; ‘O’nun yolu BİR’dendir, O’nun kulu haldendir;
aradım-geldim, bildiğim sırdandır.’ ” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü
aldı:
15 “Ağır taşı alma ele, ağır sözü verme dile; DOST elinde
görürsen, ‘Kimden?..’ diye sorma GÜL’e! Yolu bilen GÜL’dendir, yerden gökten
serdendir. Açma derin kuyuyu, seçme en sert kayayı. Günden Güneş’ten alır,
gün gelir o da olur.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü RABİA’ya verdi:
16 “Bülbülü dinledim seher vaktinde, gülleri seyrettim güneş
doğdukta, suları dinledim akşam oldukta. Her birinde vakitten-vakte
girdim, gönül yapım ile öylece erdim; hem gece, hem gündüzü bile-bile sardım,
başımı RABB’imin HUZURU’nda huşu ile eğdim.” dedi, RABİA
DOST KAPISI’nda DOST’u sorana, yoldan-yolu bulup gelene selamını iletti.
17 “Örtmezsen sahanı aşını ısıtamazsın, ısıttığın halde
elden-ele taşıtamazsın. Her eylemin, bir boylamı vardır; attığın her
adıma yazılan, sevabı-günahı vardır.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:
18 “Hayra attığın adımda; sevabını yazar, günahını örtersin, eldeki
sahanda emeğini tartarsın. Değişen her günün yorumu, senden
değil RABB’indendir .” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.
19 “Kement dilenene atılır, sadece at mı tutulur? Bilgiden-bilgiye görgü
katılır, uymaz denilen bilgi sepete bırakılır.” dedi, VEYSEL’im her tanesine
bir TEVHİT okuduğu tespihini cümlenize hediye etti.
20 “Eksen, daireyi bütünleyendir; KADİR olan, kaderden çevreyi
sarandır, her zerreden aldığına ADI’nı koyandır. Aldık RABB’im SEN’den
arşını, bildik RABB’im SEN’den duyduğumuz kurşunu.
Kurşundan maksat besleyendir, bedende gelişeni süsleyendir. ‘Yeterli
midir?’ diyene sözüm; her satırı tutarlıdır.” dedi, VEYSEL’im selamladı.
21 “Anahtarı al eline, kemerini sar beline, gördüğün her konuda
aldığını sor kendine. Her hücrene de üç öğünlük kurşun vardır,
kumun olduğu yerde kurşun dağınık kalır, buzun olduğu yerde
bölge-bölge toplanır. (Nefisteki
sertlik mi?) Değil! Toplandığı yerde ağrı alır. Güç
olandan ayrıyı nasıl seçeriz, kolay olana nasıl geçeriz; elde midir, dilde
midir? Saymaya geçelim, DOST selamı seçelim.” dedi, SARI ANA sözü aldı, yoldan
gelene halini sordu:
22 “Pirince mi emek verirsin, bulgura mı?.. Minareden aldığın sesten
mi gerçeği bulursun, denizden aldığın seste mi?.. Ayrıda değil
ne o ne de bu, demde bildiğini bir yana ko. Güç gelmez verdiğimiz
bilgiler, kaygu vermez cümlede olan sevgiler. Gel el-ele olalım, ak ile karada
gerçeği bulalım, at ile merkebe hizmette diyelim, halk ile halka olup
BİR’likte DOST’luğu saralım!” dedi, SARI ANA selamladı.
23 “Altın anahtar elindedir, kimden aldığını soralım; altın sahan
sofradadır, kimden bulduğunu soralım; verdiği bilgi ile, her geleni
saralım.” dedi LALELİ sözü aldı:
24 “Açtığım sofrada, geçtiğim her yolun çiçeği vardı. Her
çiçek ile, gönlüm darlığı sildi; lokma-lokma yediğim her somun,
buğday ile bağlandı; sedeften işlenen rahleye KUR’AN konuldu,
dileyene-dileğince sunuldu.” dedi LALELİ selamladı.
25 OMAR der ki: “Üç lokma üç ER ile paylaşılır, her hizmette RABB’im
için çalışılır. Adımını atan, yardımını cümle için satan, bilgisini her
sevene katan; bayramdadır, seyrandadır, zoru siler meramdadır.”
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR
RESULULLAH
|