|
8 Mayıs 1986 Perşembe
MEVLÂNA'yım ben!
1 Kuşak ile bekledik, bağlı söze ekledik; gelen güne, dünden
kalanı sakladık. Cümlenize selam olsun, her gününüzde geçenden niyaz kalsın.
2 “Saydım-geldim otağı, sordum gün tutağı. Dediler;
‘Bulacaksın, AŞK’ı ile dolacaksın’ ” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
3 “Bez bağlayan budağa, vermez suyu dudağa. Gölgesiz
ağaç olmaz, aranmazsa bulunmaz. Her damlayı sayacağız,
düştüğü yerde sesini duyacağız, dileyenin sofrasına suyunu
koyacağız.” dedi, YUNUS’um; her elden, her dilden, hudutsuz sevgiden,
özgür bilgiden gelen muhabbet ile cümlenizi selamladı.
4 “Erdi asmada üzüm, kaldı DOST hanesinde gözüm, bilen-bilmeyen aldı
sözüm.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:
5 “Dinlemeden sesini, bilemem nefesini; bildi isen kafesini, sepete koyar
hevesini. Dalga-dalga gelişir, tarladaki ekinler yağan yağmur
ile gelişir. Dökümler; akan su demektir.” dedi, KAYGUSUZ sözü SARI ANA’ya
verdi:
6 SARI ANA gördüğü her sevgiliye sordu: “ ‘Emeğinde sevginin
payı mı var, görgünde sevenin huyu mu var?’ gelen-giden söyleşir,
seven-sayan paylaşır; gerçekten kim uzaklaşır?” dedi SARI ANA
selamladı.
7 “ ‘Doydum RABB’im!.’ diyene; duyduğunu verelim, attığı her
adıma AKDEVE’yi sürelim. Belgeye gerek olmaz, bilen yolundan kalmaz.” dedi,
EYYÜB’üm söze geldi:
8 “Manaya özlem duyduk, gönlümüze SEVGİLİ’yi koyduk; aklımızı
yozdan soyduk ta, öyle gerçeğe dayandık.” dedi, EYYÜB’üm; yoldan-yola,
koldan-kuluna selamını iletti.
MEVLÂNA’yım!
9 Eşit olmaz çeşittir, yolu silmez taşıttır, her düzende
olaylar birbirine karşıttır. Güneşe delil sorarsan, der ki:
‘Verdiğim, sönmeyen ışıktır’
10 “Pay ettik lokmamızı, HAY ile bulduk sayfamızı.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL sözü aldı:
11 “ ‘Merdiven yeterli değil!.’ diyene, de ki; ‘Çıkmasını bilirsen,
bakmaya yönelirsen, gönülden-gönüle sevgi ile katılırsan; ölçüyü RABB’im verir,
her kulunu KENDİ gözüyle görür’ Ağacın meyvesini dileyenle
paylaşırsan, gölgesinde huzur ile oturursun; deryada gemine gereksiz yük
alırsan, bilesin ki taşırırsın. DOSTLUK’a dostluk ile katıl; DOST ne
dediyse, şüphesiz-kaygusuz yoluna atıl!” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü;
kement ile dolaşan, çölden-çölleri aşan VEYSEL’ime verdi:
12 “Bir yudum suya talip olduğum günde elime destiyi verdiler,
arkamdan gelenleri sordular. Dedim ki; ‘Ak koyun-kara koyun, olmaz bende asla
oyun!’ Dediler; ‘Kimdendir suyun?.’ Az yedim, az dedim, az uyudum; çok gezdim,
çok sezdim, çok yüzdüm. Dediler ki; ‘Soydan-soylu, dağlardan geleni bilen
huylu. Gerçekte adın yazılıdır, DOST KAPISI’nda sevgin kazılıdır’
Gelene-gülene selam diyelim, gelen günün aşını yiyelim,
başından-sonuna sağlığa gülelim, elde olan dilde kalan men dili
salalım, gönüllerden-gönüllere köprü kuralım! Diyelim ki; ‘SEN’den geldik
RABB’im, EMRİ’ne uyduk RABB’im, kinden uzak kaldık RABB’im, EMRİ’ne
niyetlendik, GÜCÜN’e sığındık RABB’im. Elden, dilden, gönülden, halden,
SEN’den geleni bildik, RESULÜ’nü örnek bulduk ALLAH’ım. Biliyoruz
BİR’liğine katılanlar aklanırmış, BİR’liği kuranlar
paklanırmış. Hatalardan uzak kalalım, SEN’in ile SEN’de bulalım ALLAH’ım!’
” dedi; cümleniz ile niyaza oruca VEYSEL’im niyet kurdu, selamladı.
13 “Güçlüğü yeneceğiz, dayanmayı bileceğiz, her nefeste
sadece O’nu bulacağız.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, açılan sofrada
gerçeğe uyanı buldu:
14 “Bilgide asla noksan kalmaz, beklemeyi bilirsen; kapalı kapı,
bekleyeni duymaz; YUNUS’un attığı adımı, yürümeyen sormaz. ADEM ile
gelişen, RESULÜ ile buluşan her zerre kayıtsız-şartsız birbirine
bağlıdır; konuk değil hiç biri, mesafesi gönüldedir; manayı buldu
isen, maddeyi çözümdedir. Namert olan söylemez, soylu gelen dinlemez,
baktığın her kapıda giden geleni beklemez; çünkü düzende nizam vardır, -(Denge mi?) EYVALLAH-
nizamı kimse dileğince bozamaz.” dedi, HAMZA DOST her konuda şüpheden
uzak kalmanızı diledi selamladı.
15 “Her açılan mesafede bir neslin emeği görülür, öylece duvar bilgi
üstüne kurulur, bu hizmette her kulunun emeğini RABB’im mükafatlandırır.”
dedi, HACI BAYRAM söze geldi:
16 “Salih olan kullarına, çiçek dolan yollarına; sevenleri gönderir,
bilenler yön verir. Kucak-kucak çiçekleri topladık, satır-satır bilgileri
katladık, ‘Aldım, geldim, bildim, oldum’ diyenleri kutladık. Sevenin
halindendir, bilenin yolundan.” dedi, HACI BAYRAM sözü BEKTAŞ’a verdi:
17 “Ne yazdan, ne de kıştan, ne yozdan, ne de taştan yolumuz
kesilmedi, sözümüz kısılmadı. VAREDEN’in VARLIĞI’na, ‘Zor!.’ diyenin
gürlüğüne; doğduğumuz gibi katıldık, mesafeyi bilmeden
gerçeğe atıldık. Kayguyu silelim, emeği bilgimiz ile bölelim.” dedi,
BEKTAŞ selamladı.
18 “Kopmayan daldan desteği biliriz, gövdesi kalın ağaca
salıncağı kurarız; oymayı dilediysek, kütüğü alırız.” dedi, BEHLÜL’üm
söze geldi:
19 “Hazmetmeyeceğin aşı yeme, yerde olan taşa vurma, kapın
var ise girecek camını kırma, yağan yağmurun altında durma,
gelen-gidene ‘RABB’imin RAHMETİ nedir?’ diye sorma! RAHMETİ tane-tane
sayılmaz, elma misali soyulmaz. Bak-gör, sev-bul, gönüllerden-gönüllere
dol-dol…” dedi; BEHLÜL’üm MERYEM ile aynı sofrada buluştu, verdiği
bilgiyi çözmeye çalıştı.
20 “ ‘Komşuyu bilmek, kendini bulmak mıdır?’ sorusuna, ‘Kendini
bulan, komşuyu bilir’ diye cevapladı, MERYEM her birinize tek-tek sordu:
‘Güvenmeyi mi, güvenilir olmayı mı yeğlersiniz?.’ Her bilen; sadece kendi
ile olur, kendi ile kalır. Güvenilir olmak, en büyük mükafattır.
Dağarcığımız bizden-bize hükümlüdür, doldu ise vermek ile yükümlüdür.
Sadece, yüzde yüz inandığın bilgiyi vermelisin! Gelişigüzel verilen
bilgide vebalini yüklenemezsin, yükünü asla kaldıramazsın. Yaprağın
bilgisi sadece yapraktadır, toprağın bilgisi de sadece toprakta. Öyle ise,
yaprağın bilgisini toprağa verirsen, dağlardan daha yükümlü
olursun.” dedi, MERYEM; “Her verdiğin bilgide, ALLAH’ımın ADI ile
başlamanı.” söyledi. “Değirmene ne koyarsan onu öğütür,
değirmenci öğüttüğünü dağıtır, bilgine bağlı olarak zincir
bozulur. Elbet düzendeki değil, bilgideki zincir. Yolun güçleşir,
emeğin geçleşir.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.
21 “VEFA ile sözün darlığı olmaz, kapıda yoz olan kalmaz, bilen
bildiğini silmez, sen-ben diye alıştığını bölmez. Güneşten-gölgeye
gelir, ağaç altında bildiğini düşünür. Dağılandan tasayı
siler de, günün güzelliğini över.” dedi VEFA selamladı.
22 “Akan damı aktardık, gümüş ile altını tarttırdık. Ölçü birbirine
eşit te, değer çeşitte.” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi:
23 “Doğruda kaldık güzel, geçici olan gazel. Kayıt bilenin
elindedir, SEYYİT sevenin dilinde. Dün aldım, bu gün verdim, yarının
gelişinde güzel olana güldüm, SEN’den geleni sordum, her niyazda ADI’nı
buldum. ALLAH’ım RAZI olsun, bilen-bildiği halde bulsun.” dedi, YAHYA
selamladı.
24 “Düğme diktim fistana, sordum yazılan destana; ‘Adımız kaydında
mı?’ ‘Satır-satır okusana, bilgin ile dokusana!’ dediler, LALELİ’yi açık
yolda buldular. Anda hanede, anda meyhanede, anda KABE’de döne-döne dolandım,
sevgim ile hallendim.” dedi, LALELİ; saygı ile bütünlenen, sevgi ile tanımlanan
cümlenizi selamladı.
25 “Adım-adım gideceğiz, maksuduna ereceğiz, beni-seni
birbirimizde göreceğiz, yarattığın her taneyi ‘SEN’den!.’ diye
saracağız. Bildiğimiz sendendir, bulduğumuz SEN ile.” dedi,
ÇELEBİ SEYYAH (EVLİYA
ÇELEBİ) sözden-söze adını yazdı:
26 “BİR’den geldik, zorda kaldık, ‘SEN’sin ALLAH’ım!’ dedik
birbirimize sarıldık; aynı sofrada, aynı kazanda karıldık; çamaşır
yıkadık, güneşinde kuruttuk; topraktan-çamura battık, gine güneşine
baktık; her zoru, SEN’den gelen ile yendik.” dedi, ÇELEBİ SEYYAH
selamladı.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR
RESULULLAH
|