|
15 Mayıs 1986 Perşembe MEVLÂNA’yım ben! 1 Kor olsa cümle alem, gine de yazar kalem. Yazan-gezen BİRDEN’dir, her güzellik YAR’dandır. Geldik-bulduk DOST elini, serdik-sardık DOST halini, gönülden-gönüle aktardık DOST YOLU’nu. 2 “Kalmaz gönülde duman, silinmez kulda iman.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 3 “Adı ile gezerim, AŞK’ı ile yüzerim, okuduğum her zerreyi kitabıma yazarım.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “Beklediğin kapıda seni bilenler mi var? Gümüş alsan eline, elinde gören mi var?” dedi, men-dilden uzak kalan, dilinde olmayan yalan, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 5 “Balık alayım gölden, nefes bulayım çölden, zorluğu yenmek için umut almam hiç saldan. Dört duvara bakındım, taş gelmesin sakındım; sıcak oldu bunaldım, soğuk suyu dökündüm. Bir-bir anıldı sözüm, her zerrede var gözüm; derde düşmeden geldim, dedim ki ‘Budur yazım.’ ” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü YAHYA’ya verdi: (YAHYA EFENDİ mi?) EYVALLAH. 6 “Aş pişti soframız açık gelin, gelmeyi dileyenle yerinizi alın; HAK sohbeti yerindedir, gönülden-gönüle dalın!” dedi, YAHYA cümlenizi selamladı. 7 “MERKEZ’im yol başında, adı yazılıdır her bir taşında, bilenin düşünde, sevenin aşında, ‘RABB’im!’ diyenin başındadır.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 8 “Ana-ana, doğdu dana; RABB’imin verdiği hem bana, hem de sona.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı, aldığı nağmeyi deryaya saldı: 9 “Gül de gel, geldiğin yolda güzeli gör de bul. BEHLÜL darı toplasın, koyduğu her darıyı ‘Bilmez.’ diye katlasın; olur mu, darı benden akıl alır mı? Koy toprağa, ver yaprağa; suyunu alacaktır, bilgisini tezgaha koyacaktır.” dedi, BEHLÜL’üm cümlenizi selamladı. 10 “Çağrıyı bilen, ağrıyı siler; darlığı gören, gürlüğe güler. Ne deniz yerinden kayar, ne dağlar derinden oyar; her biri, aldığı hizmeti kulu için sayar.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: 11 “Her diktiğim ağacın köküne elim ile su verdim, yaprağını gördüm de kayguyu siliverdim, elimdeki somunu almayana bölüverdim, ağacın gölgesinde huzur ile kalıverdim.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 12 “Gayrete el verdik, hayrete GÜL verdik; gönülden yol bulduk, dumanı sildik attık.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: 13 “Ayaktan-başa, topraktan-taşa bildiğini okursun, sevdiğini dokursun; altın yaprak görünce, bülbül olur şakırsın. Naz O’na, niyaz O’na, gözden aldık hep sana. Altın yaprak, gümüş toprak birbirini tanımlar; ER olan, zoru silen, emeğini tamamlar.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 14 “İyiyi-kötüyü bilgin ile ayırırsın, sevdiğini-sevmediğine kayırırsın; gerçeğe bakıp ta gölgesinden sıyrıldığın an, kendinde olana dönersin.” dedi, MERYEM sözü aldı: 15 “Uyumadan duramazsın, hava ile suyu karamazsın, sofrayı kurmayana
soramazsın. Dile; RABB’im verdiğinden tutsun seni, bilenlere katsın seni,
aydın gelen her gününe niyazın ile bıraksın seni. Barındığımız her duvar
O’nundur-O’ndandır, bu gün aldık niyazımız sondandır.” dedi, MERYEM selamladı. 16 HACI BEKTAŞ; gölden-göle kuş uçurdu, elde olan atı kaçırdı, “ALLAH, EYVALLAH.” dedi de, aklını yoldan-yola düşürdü, HACI BAYRAM’a sordu: “Uçurduğum kuş geldi mi, sohbette seni buldu mu?” “ALLAH, EYVALLAH.” dedi, HACI BAYRAM gelen kuştan bildiğini sordu. 17 “Ağaçların dallarından, yaprakların hallerinden, böceklerin
dillerinden aldım-alasıya, yol diledim sana gelesiye. Güzeldir HAK sohbeti,
güzeldir AŞK hasreti.” dediler, HACI BEKTAŞ ile BAYRAM selamladılar. 18 Düğümü çözeceğiz, el-ele gezeceğiz, kalem olsun elimizde, bildiğimizi yazacağız. Davar olmaz bilenler, değer vermez gülenler. Dünü-günü yaşadık, her anımızı nefes ile okşadık, hayır olan ile dolaştık; cümlemiz dedik, cümlemiz için hayır diledik. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH
19 Nane ile anason kaynat, çay diye iç. (sinir sıkışıklığına karşı,
kireçlenmeye.)
|