22 Mayıs 1986 Perşembe

MEVLANA’yım ben! 

1 Karar veren hükümdedir, derman veren yakındadır, dost ararsan kapındadır. Gülmeyi huy edinelim, yakamıza en güzel GÜL’ü takalım; değirmene getirdiğimiz buğday ise, taş almasın diye sakınalım.

2 “Dayanmayı bilenler, DOST ADI’na gelenler, aydın günde ADI’nı bulanlar, gerçek gönülde ise çevreyi dolayanlar.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Daldığım uykuda deryayı gördüm, bilgim ile her olayda gerçeği sardım, kement attığım atı yerden-göğe derya içinde buldum. Gelen-giden sordu, adımı dilediğince yordu. Dedim ki; ‘Sabah Güneş doğacak, çiçekler meyve olacak; demde YUNUS’a söz diyen, kendinden kendine gülecek.’ 

4 Açmadığın kapıyı göremezsin, toplamadığın üzümü seremezsin, almadığın bilgiyi veremezsin, ‘Kulu oldum!’ diyenlerden kendine pay çıkaramazsın! Gel dostum HAK bağına, gir dostum balıkçı ağına, çık dostum HAK YOLU’na. Dağlar yol verecekler, kayalar seni de görecekler.” dedi, YUNUS’um selamladı.

5 “Eğmezsen başını, sert demezsin taşını; sevdi isen yazını, bellemelisin kışını.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

6 “Yavru verdi sürümüz, akıl aldı serimiz, döndü-durdu gönlümüz. Gelsin-gelenler, bilsin-gülenler, sarsın-sevenler, adını DOST KAPISI’na yazanlar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

7 “ ‘Ah!’ dedim, ‘Vah!’ ettim, gördüğüm her zerreye selamet diledim. ‘Aldığın senin olsa, verdiğim benim olsa, RABB’imin yargısından her kulu uzak kalsa.’ demeden, aldığım destiyi doldurdum, han kapısında omuzuma kaldırdım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

8 “Hancı! Yolumda durma, aldığım destiyi kırma, ‘Nerden geldin, nereye varacaksın?’ diye sorma! Ne geldiğimi, ne varacağımı ben bilemem; her güne açık olmalıyım, olduğum gibi kalamam.” dedi, BEHLÜL’üm sözü MERYEM’e verdi:

9 “Gün-güneş, her var edilene yeterlidir! Almayı dileyen, kapıda bekleyen; her damladan bulur, kendinden-kendine noktaya gelir. Seyreden, sadece gördüğünü anlatır; yaşayan, bildiği ile hamleye katılır.” dedi, MERYEM selamladı.

10 “Gide-gele saraylara, katıldım halaylara, kap-kacağı verdim kalaylara. Demedim mi; ‘Yol-yolcunun gelecek, geldiği günden aldığına gülecek, seher vakti doyduğuna selam diyecek. RABİA ile aldığı nefeste gönlündeki şenliği bulacak.’ ‘Uyudu!’ diyenin sözüne bakma, ayağına batan dikenden umudu kesme! Bir hamle yeter, seven el tutar.” dedi, RABİA selamladı. 

11 SEYYAH ÇELEBİ sözün-özüne girdi, bin bir soruda cümle aleme güldü: “Ayna olalım size, gündüz bakalım yüze, gelen-gidende söze.” dedi, SEYYAH ÇELEBİ selamladı.

12 “HAY DOST, geldiğimiz hal bizim; HAY DOST, güldüğümüz hal bizim; HAY DOST, bulduğumuz gün bizim.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

13 “Ne dün, ne gün, bilgimizden eksilmez; aldı isek emaneti, asla haram katılmaz; yapmadığın heybe, pazarda satılmaz! Emek verdik aleme, SÖZ’ün verdik kaleme; derman dedik dileyene, yaprağın altında kumunu eleyene. Destan yazmaya değil gönüllere fistan dikmeye geliriz. Doğuştan bulduğumuz, DOST ağını ördüğümüz, aynı ağacı aynı günde gördüğümüz, gerçek vakıadır.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

14 “Bilenle-bilmeyene, bahçeye girip bilgisini vermeyene; KAYGUSUZ sözü bilmez, ‘Gel!’ diyenle yolu almaz, üç öğünde ördüğünü öbür günden ayırmaz; MESTAN yoluna dursa, kaybettiği sürüyü sorsa, KAYGUSUZ kalender kalmaz. Söyleşir de yol alır, MESTAN ile kaybolan sürüyü bulur.” dedi, KAYGUSUZ yol ile halini bağlayana selamını iletti.

15 “Semer vurmazsan ata, gelenden-gidenden vereni kim tuta; aldığı elmayı, saydığı hurmayı dileyene sata.” dedi, EYYÜB’üm sözü aldı:

16 “ ‘Ayağımda dermanım olsa, elimde ferman olsa.’ diyenin yanındayız, VEREN’in HÜKMÜ’nde. Satır-satır okuyalım, şifa deyip dokuyalım, her pirinç tanesinden şifasını bekleyelim. Yaprak olsun dökülmez, elde olan satılmaz, halat desen bükülmez. Dön gerçeğe! Dağılanın kemiğinde işi yok, bükülenin kastında yeri çok. Eriyen, pirinç ile beslenir; inandığın ile kainat süslenir.” dedi, EYYÜB’üm selamladı.

17 Yoğurt yersem yeterlidir, attığım adım tutarlıdır, güzel dersem bilgimden kotarlıdır. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH