4 Haziran 1986 Çarşamba 

(Ramazan ayının 26'ıncı gününü 27'inci gününe bağlayan gece.)

(YÜCE ALEM’in bildirdiği Kadir gecesi ile Diyanet İşleri Başkanlığının ilan ettiği Kadir gecesi aynı geceye denk gelmiştir.)

MEVLÂNA’yım ben! 

1 HAK SOFRASI bizimdir, ömrümüzde SÖZÜN’dür; geldik-bulduk güzeli, dedik ‘RABB’im YAZIN’dır’ Selam olsun cümleye.

2 Dağlar eğildi durdu, dostlar sofraya geldi, her gönülde BİRLİK’i kurdu. Duyan-gelene, uyan-bilene selam olsun, yaratılan her zerre birbirinde uyumu görsün. 

3 Gelenden-gidenden sorduk, yıldızlardan bir demet sunduk, yedi rengi birbirine bağladık, değişmeyen gerçeğin güzelliğine ağladık. Gözün yaşı sel olsa, aldığın nefes yel olsa, uçan kuşlar semaya gelse, BİRLİĞİ’nin gürlüğündendir.

4 “Gözden aldık selamı.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

5 “Her zerrem semaya gelmiş, semada olan cümlesine katılmış; her bir nefes aynı anda, aynı zanda BİR’lenmiş. (Kadir gecesinde olay bu mudur?) EYVALLAH.

6 “OL” DEDİĞİ anda, “BİL” DEDİĞİNE yazdırdığı, “GÜL!” DEDİĞİ ile her zerreyi GÜL’lediği o gece; her zerre hücresi ile bağımlılığını düzenler, eksik geleni tamamlar. ‘Her yaratılmış mı?’ denir. EYVALLAH. 

7 RAHMETİ’ne göz ettik, gözlemine söz ettik, o günde bekleyen her zerremiz adına verdiğimiz sözü tuttuk. Sözünü tutandan olunuz, her zerrenizde aldığınız nasibi birbirine katınız!” dedi, YUNUS’um selamladı. (‘Değişmeyen gerçeğin özelliğine ağladık’ sözünü açar mısınız?) Gönülde dolup-taşan, gördüğü güzel ile bendini aşan coşkunluğun eseridir.

8 “KEVSER ŞARABI’nı içtik, Güneş’te aldığımız yedi rengin her bir destede en güzelini seçtik. Güzelden-güzel, andığın kimdir? Güzelden-güzeli bulmak için, sildiğin kindir. Girdiğin her bağda bağcıya sorsan, salkımdan-salkıma verdiği emeği YAZAN’dan bilirse, güldüğü gündür.” dedi, HAMZA DOST sözden-söze yerini aldı:

9 “MEYDAN açıldı, bir-bir geçildi. Geldik günü bilenlere, geldik güzel diyenlere, geldik AŞK’ı ile yananlara. HAY RABB’im! Bizi bize sorarsın, yargıyı hangi teraziye koyarsın? Tezgah ta SEN, tezgahtar SEN; üreten SEN, yürüten SEN, bağladın bizi gönülden. Açtık geldik gönülleri, MEYDAN’daki cümle ERLER’i. Açılan ellerimiz, seçilen yollarımız hep SANA getirdi, hep SEN’de sözünü bitirdi.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

10 HASAN ile HÜSEYİN bir araya durdular, RESULÜ’ne, gelen-gideni sordular: “Düz ovaya konan kuşlar mı emeğini getirir, kayaların zirvesinde duranlar mı?” RESULÜ dedi ki; “Her kuş, kendi gerçeğini uygular.” Bağlayan değil çözenden olunuz ki, her zerrenizde O’nun NEFESİ’ni biliniz.“ dediler, HASAN ile HÜSEYİN “HAY” diye-diye MEYDAN’daki yerlerini aldılar. ( “Her zerrenizde O’nun NEFESİ’ni biliniz.” cümlesinde sözü edilen ‘zerre’, ruhun zerreleri midir EFENDİM?)

MEVLÂNA’yım!

11 Miracın oldurduğu, gerçeği buldurduğu, dünya gününde ayrı-ayrı olan zerreler, SAMANYOLU’na gelenlerde birbiri ile bütünler.

12 Ay’dan-yıldızlardan çok, her kulu aldığı güzelle tok.” dedi, OMAR sözü aldı:

13 “Görgüyü, bilgin ile bütünle; ‘Yeterli!’ demeden, kendi gerçeğini tanımla! Doğru olan, o gün yazılandır; senin için ve cümle için. YAZDIRDIĞI KİTABI, cümleye oldu HİTABI. Dilediğiniz hali YAZDI, -(Dileten de O olmuyor mu?)-, sözünüzü defterinize kazdı. Günde sözünden dönme, gelen günde ‘Neden?’ diye yanma! “DİLEDİĞİNİ YAZDIM, NİYE AHDİNİ BOZDUN?” DERSE YÜCE RABB’imiz, nice olur halimiz?” dedi, OMAR selamladı, MEYDAN’daki yerini aldı.

14 OSMAN’a gizli ilmini sorsan, der ki: “Ömrünün her dilimi birbirine eşit olsa, gelip-geçen mevsime benzersin. Çeşit ile kendine dönersin, çünkü sen yaratılmışın en kutlususun. Her dilimin öbüründen mükemmel haldedir ve o mükemmellik sadece kuldadır. Kulluğun kutluluğunun idraki, seni bir öteye daha-daha öteye götürür.” dedi, OSMAN MEYDAN’daki yerini aldı.

15 EBUBEKİR yol üstüne durdu, dedi ki: “Bağladık nefsimizi, bekledik ÖZ’ümüzü. RABB’im ile sözümüzü BİR’ledik, birlikteyiz; zorladık, gürlükteyiz. Şükürler olsun, her zerremize SELAMI dolsun.” dedi, EBUBEKİR MEYDAN’daki yerini aldı.

16Şahit olduk ALLAH’ım ADI’nı ananlara, gönülden gelen ile AŞK’ına yananlara. Cümle ile BİR’lik olduk, kendimizi semada bulduk, döne-döne BİR’lendik." dedi, ALİ sözü aldı:

17 “Altın kapıyı açalım, altın yolda dilenen hal ile geçelim. Elimizde altın anahtar, kilitsiz kapı olsun; korkuyu sildik bu gün, ahdimiz yerini bulsun. O’nun SÖZÜ, O’ndan YAZI. Ne dün silindi, ne yarın karalanır; NUR’u ile başladık, NUR’u ile NUR’lanır. 

18 Aldığımız öğüdü sizlere sunacağız, altın güğüm alıp ta altın ağaca konacağız. ‘DOST kıldığın her zerren; seni zandan ayırır, seni sonda kayırır’ dediler, benden-bana öylece öğüt verdiler. Ben de, aynı öğüt ile sizleri saracağım.” dedi, ALİ MEYDAN’daki yerini aldı.

19 ‘Doğduğumuz hale geldik, dolduğumuz günü bildik, gerçek güne öyle döndük’ deyiniz, her günün seherinde bağlanan zerrelerde zikrini dinleyiniz! 

20 Aldığım hizmet ile cümlenizi saracağım, bekleyen her yaratılmışa soracağım; “Adı’m ile geldin mi, duyduğun güne güldün mü?” dedi, RESULÜ cümlenizin varlığına Şefaatçi olduğunu bildirdi, AKDEVE’ye ak yükü sardırdı.

21 Yollar yolculara açıktır, kollar her birinize geçittir. BİNBİR ADI’nı biliniz, ahdinizi gönlünüzde bulunuz; saymayı, sevmeyi, övmeyi hal edininiz; saymayı bilmeyen ile, sevmeyi bilmeyenden uzak kalınız! RABB’im, bilmeyene bildirmeye muktedirdir! Kul, sadece kulluğunu bilmeli, boyunda zincir var ise niyaza durmalı! RABB’im, çözmeye muktedirdir! Ne dilerseniz, sadece O’ndan dileyiniz! 

22 MEYDAN YEMEN’de kuruldu, günün gerçeği orada yoruldu, cümle alem muhabbet ile sarıldı. Muhabbetine katılalım, aldığım her nefes ile büyük-küçük demeden DOST sofrasına katılalım!

22 Geldiğim güzel SEN’sin, bildiğim güzel SEN’de; uymayı denediysem, doyduğum güzel SANA RABB’im. Her niyaz, bu gece geçerlidir! ‘Satır-satır olsa da, her harfine bin bir MELEK gelse de, sevabına ortak olsalar’ denilir, ayrısız-gayrısız kaynaşılır. 

24 Selam sana, selam bana, selam cümle CAN’dan-CAN’a; hem o yana, hem bu yana, hem ezele, hem ebede…

25 Gönüllerle kaldık, anda KABE’de döne-döne vardık, döne-döne gördük, her birine sorduk; ‘Bizde mi, sizde mi?’ Denildi ki; ‘Yaratılmış denizde, hem o halde, hem bu halde, aradığımız gönül kulda’

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık. 

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH

(‘Anda KABE’de döne-döne vardık’ sözü üzerine bir can ekler; ‘Biz de KABE’ye gittik’) EYVALLAH.