21 Haziran 1986

MEVLÂNA'yım ben! 

1 MEYDAN güzeli bilir, gelen-giden ile yorumunu verir, her kulu gerçeğin düzenini görür.

2 "Cümlenize selam olsun, yaprağın her tanesinde kendi ÖZ'ünü bulsun." dedi, YUNUS'um sözü aldı:

3 "Giydiğim fistan dar gelmeyecek, okuduğum destan zor vermeyecek, güzeli bilen çirkini sormayacak, yerden-göğe aldığımız bilgi duman içinde kalmayacak." dedi, YUNUS'um selamladı.

MEVLÂNA'yım!

4 Kement atmadığın atı, kendine maledemezsin; yerini bilmediğin konutu, mal edinemezsin; sevmediğin konuyu, hal edinemezsin; geldiğin yoldan, sevdiğin kuldan ‘Darlığı sileyim.’ desen, yol edinemezsin. Her yolun yolcusu, ayrı-ayrıdır. Yoldan gelene. EYVALLAH. Çevreye çevirdiğin oyada, çiçeğine işlediğin boyada; emeğini ayırmadın, ondan-bundan deyip kayırmadın, seyre gelen ayrıda da olsa darlığı dert edinmedin. Uyumdan-doyumdan DOST KAPISI açılır, YUNUS ile el-ele geçilir.

5 "Koyun kuzu gele-gide yol etti, yolcuya gününü güzel etti, elden-ele dilediği çiçeği attı, gam yükünü kurda-kuşa sattı." dedi, BEHLÜL'üm sözü aldı:

6 "Binek taşı yerindedir, suya baktım derindedir, esen yel ile havalar serindedir. Gücümüz, RABB'imin desteği ile. YAHYA'ya sözümüzü uzatır, yazdığımız her satırı birbirine benzetir. Dost dediysek kulunu, kimden alır yolunu; hancı vermez ise elini, kim tutacak doğru-eğri belini? Geldik-geçdik hamlığı, ‘Dost.’ dedikte bulduk kuldan yanlığı. Taşı-taşa vura-vura yarattığımız kumluğu yeniden taşlayanlar, dayandığı gerçeği inkara başlayanlar; süt alayım derken inekten bilirler, yoğurdu emeğinden sayarlar. Geldik DOST'um o günlerin zorundan, verdik postu bilmeyi mi darından?" dedi, YAHYA ile BEHLÜL'üm kayguyu gönülden silmenizi söyledi.

7 "Varsın-gitsin dar yoldan dilediyse, dünü-günü birbiri ile elediyse, saçını kendinden sayıp beline doladıysa." dedi, RABİA sözü aldı:

8 "Kömür olacak ise, odun toprağa gömülür; MEYDAN toplanılacak ise yeterince açılır. ‘Yerimi peyleyeyim, YAR'imi neyleyeyim?’ diyenden; her günümüzde uzak kaldık, bilgimizi DOST'larımıza böldük. Elbet toplanacak, bir tezgahta katlanacak. İyiyi bellediysek, kötüyü yazımızdan sileceğiz." dedi, RABİA selamladı.

MEVLÂNA'yım!

9 Demde yerinde kalan, gelende köprüye varan; dertlerini silecek, saygısından bulacak. Dört ile dörtte aldığını bilesin, bildiğin hal ile gerçeğe gülesin.

10 "KEVSER ŞARABI'nı içdik, dört duvarın dördünde de varolanı seçdik; ayırmadan-kayırmadan, kırmadan-kırılmadan yerden-göğe alıştık, dilediğimize ulaştık; kandil yandı, aynı handa buluştuk; gelmeyi dileyen ile, ‘Bildim!’ diyenin çevresinde çalıştık." dedi, HAMZA DOST yanan her kandile nefesini verdi.

11 "Güzelden-güzele eğildik geldik, GÜL BAHÇESİ'ne sıvandık durduk, her fidana gereken suyu verdik, ‘DOST eli, DOST dili seninle.’ dedik, her bir fidanı sevgi ile sardık. Gül gülebildiğince, sev dolabildiğince, YUNUS ile beraber olabildiğince." dedi, HAMZA DOST selamladı.

12 "Kapıların açdığı günde, yolunu bilene sorduk; ‘Ayrı bahçede mi, ayrı lehçede mi?’ ‘EYVALLAH!’ dediler, elime sarı çiçek verdiler. Toz yolunda olamaz, ayağı taşa vuramaz." dedi, SARI ANA sarı fistanını giydi de geldi:

13 "Kapak koydum sahana, ağrıya yaydım lahana. Haşlayıp ılık yaysın beline, sevinsin saçının her teline." dedi, SARI ANA selamladı.

14 "Su başına varalım, çatlak destiyi kıralım; yenisini aldık, güzelini görelim." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

15 "Her dalda gönlüm kaldı, kiminin diline, kiminin haline aklım uymadı, kulağım duymadı, gören-bilen gerçeğe saymadı." dedi, PİR SULTAN ABDAL yayılan otlardan kendine mesken tuttu, çiçekleri yaymadı, cümlenizi selamladı.

16 Yerden-göğe selamette her kulu, yaprak-yaprak okunacak her günü.

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH