15 Temmuz 1986 İstanbul

MEVLÂNA'yım ben!

1 HAK AŞK'ına geldiğimiz, GÜL dalından bildiğimiz, ney ile nefesi bulduğumuz; yerden-göğe yakışandır.

2 "YUNUS olduğumu bilenler, yol üstünde fistanımı görenler, dumansız MEYDAN'da yaprağımı okuyanlar; elbet dağlardan geleni duyacaklar, RABB'im ne dediyse uyacaklar. Yeminden uzak kaldık, sevenler gerçeği görecekler. " dedi, YUNUS'um sözü MERKEZ'ime verdi :

3 "Köküne su verdim, dallanıp-budaklandı; eline hizmet verdim, gönlümde kundaklandı. Sebepler; YARATAN'ın EMRİ'dir, sevenlerin kavlidir. Yağ ile biberi karasın, ağrıyan yerlere süresin. Zeytinyağı, karabiber. Çekirdek alasın, kendin öğütesin; her sabah, her akşam birer kaşık zeytinyağı içesin. EYVALLAH, akşam yatarken. Onbir gün üç damla tentürdiyot, çay bardağına su koyup karıştırasın-içesin, gelecek şifaya gülesin." dedi, MERKEZ'im selamladı.

4 "Dost bağına girelim, dost bezini dürelim, HAK ADI'na sohbetini kuralım." dedi, KAYGUSUZ sözü aldı :

5 "Ekşi-tatlı yemezsem, ‘Ne güzelmiş!’ demezsem; aldığım-verdiğim yerini bulmaz, elden-ele nasib kalmaz. Senden-bana söz verseler, her günümde hizmete koysalar; elden geleni esirgemezdim, ne deseler yadırgamazdım. Sahipsiz değiliz, gerçek yoldayız; sebepsiz kalmayız, güzel haldeyiz; RESULÜ'ne uyduk, seven koldayız." dedi, KAYGUSUZ selamladı.

6 "Yanan ateş geçerlidir, odunu topladıysan; niyazın geçerlidir, gününü HAK ADI'na katladıysan, nerde olursa-olsun ER kulunu kutladıysan." dedi, YESEVİ sözü aldı :

7 "Baktım gelen kuluna, nasib verdim yoluna, gelir-gider salına-salına. Dol YAHYA'nın testisine, dol YUNUS'un güftesine, dol HACI BAYRAM'ın sofrasına, dol gönüllerin katresine. Gayrette sema vardır, seyirde nema vardır. Güller açar sevgisine, CAN’lar geçer yargısına, her kulunun sorgusuna; yerden-göğe cevap alır, bilen-bildiği kadar bulur." dedi, YESEVİ cümlenizi selamladı.

8 "AŞKI ile yanalım, "DOST!.." diye-diye dönelim, seni-beni BİZ'de sanalım, KEVSER'ine kanalım-kanalım." dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı :

9 " ‘HAY!’ dedik te geldik size, siz ile girdik söze; ipekler oldu koza, hay o kıza bu kıza. Gelin olsa salınacak, AŞK'a düşse dolanacak, gönüller yaprak olsa, kalanlar tükenecek." dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

10 "Gel yerden nefsini silen, gel her nefeste çirkini bölen, kendi ile kendinde kalan." dedi, HAMZA DOST sözü aldı :

11 "HÜNKÂR EMRİ verdiyse, kulluk yerini bulduysa; son da senin, gün de senin." dedi, HAMZA DOST selamladı.

12 "Atı gördüm nalladım, yemeniyi pulladım; selam verdim güzele, PİR SULTAN'ın sofrasına yolladım. ‘Çevrem, güzele açık.’ dedi de, her gelenden selam aldı, MEVLÂNA ile gelen selama güldü. Ağ ördük, sultana yakışsın diye, seven-sevgili ile bakışsın diye, "DOST" diyenler bilmeyenle takışsın diye, fikirler birbirine çakışsın diye. ‘HAY!’ dedik BİR'liğinde gerçeğe erdik, yerde olanı göklere sorduk." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü BEHLÜL'e verdi :

13 "Elim-ayağım, birbirine eş değil; yüreğime baktım, yerde olan taş değil; gönüllerle buluştum, hiç birisi boş değil; GÜZEL'den GÜZEL RABB'im, SEN'den uzak olmak hoş değil; seni-beni ayırdı ise, bu bendeki baş değil. Gün güzel, güller güzel. Yaprağı yeşilden, gölgesi başından." dedi, BEHLÜL'üm dünden-günden yarını selamladı.

MEVLÂNA'yım!

14 Çiçekleri gezmelisin, ballarını süzmelisin; nefes alıp-verdikçe, gerçeği sezmelisin. Niyazımız; BİR ile BİR'lenmek, cümle için gürlenmektir; nimetine sevinmek, hikmetlerine erişmek. DOST KAPISI'nı çalalım, deryadan balığı alalım, DURGUT ile seyrana gelelim, dört kapının dördüne de soralım.

15 "Birinden ipek aldık, birinde köpük gördük, birinde sevgiliyi sardık, birinde meyveyi bulduk; gölgesiz erişen günlere öylece erdik, ummayı asla usumuzdan çıkarmadık ve umut kapısında hiç dönmedik; AŞK ateşi her daim yandı, sönmedik. RABB'im AŞK'ımızı bilendir, RABB'im pasımızı silendir; hatalar bizden gelir, O sadece gülendir. " dedi, DURGUT selamladı.

16 "Mendil koyayım cebe, komşuda kim oldu gebe? Yolumuz açık olur, MERYEM sofraya gelir. Elden-ele getirdiği, DOST KAPISI'nda bitirdiği kaygular, gönüllerden uzaktır; dumanı koydu isen gönlüne, bil ki ömrüne tuzaktır. Bağımsız olan gönlüne kement vurma, usun ile kaygu kurma, çıktığın yol gerçektir durma!." dedi, MERYEM selamladı.

17 "Sabah-akşam yediğin, meyhaneye değil semahaneye getirir." dedi, VELED'im sözü aldı :

18 " ‘Mey ile hallediğin, ney ile bellediğin, AŞKI ile küllediğin gönlüne eğil de bak, dileyen her gönülde çerağı yak!’ dediler, beni meydana saldılar, acemi halime güldüler, yoğun gelen kaygumu sildiler; ‘Ehline selam veresin, ehil elde GÜLİZAR'ı bulasın; AŞK bağına girdi isen, aklını dilediğine salasın!" dediler, adım gibi beni yuğdular. Cümlenize dedim ki; ‘Gelin hey! El açalım RABB'ime, diyelim HAY.’ HAK'tan deva oldu, yerden-göğe nasibiniz."

MEVLÂNA'yım!

19 Gel göresin, sev bulasın, YUNUS misali dolasın. ALLAH'ıma emanet olunuz, her adımda sadece niyaza durunuz; hayır ile her sözünüzü açınız, şer olandan aman olsun kaçınız! Uymayı bilmek, ‘YA ALLAH!’ demek, VARLIĞI'nda kayguyu silmek.

ALLAH'a ısmarladık.

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH