19 Temmuz 1986 Cumartesi

MEVLÂNA'yım ben! 

1 Kervan açık gelene, ‘Devran kimde?’ diyene, suya yaprağı koyanda. Selâm olsun, her rüya hakikat olsun.

2 "Eğri-doğru demeden, acı-tatlı yemeden; güzeli bulamazsın, olduğun gibi kalamazsın, dileneni her anında göremezsin." dedi, YUNUS'um sözü aldı :

3 "Sazlık diye girmedim koruya, dilenen suyu vermedim darıya; yeşili-maviyi sevdim de, değer vermedim sarıya. Her biri öbüründen güzelmiş, dökülen yaprak gazelmiş. Düşündüğüm an buldum, her renginde hengini gördüm, ‘RABB'im!’ dedim AFFI’na sığındım: ‘Saz da SEN'in, SÖZ de SEN'in, ayrıya düşen benim. 'ALLAH! ALLAH!' dediğim her anımda lokmasını yediğim RABB'im; beni-bana buldur da, kaygularımı kaldır da; düzenine uyayım, her günümü kervanında sayayım.’ " dedi, YUNUS'um selamladı.

MEVLÂNA'yım!

4 YEMEN'den gelen söze cümlemiz katıldık, akan suya geldikte, gönül saflarına adım-adım atıldık; seni-beni sildikte, BİRLİK’inden gürlüğünden, sevgimizin varlığından cümlemize niyazımızı sunduk.

5 "İki atı bağladım, iki öğün ağladım, yaprak yüklendi diye, DOST ADI'na sevindim. Ağladıysam AŞK'ıma, SEN'i bildim, düşmem RABB'im şaşkına" dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı :

6 "Dün ile gün, din ile iman, san ile zan birbiri ile anılır, dilendiğince yorulur, öylece tezgah kurulur. Her kişi tezgahında kendi bildiğini sergiler, ‘Bilmem!?’ diyeni sorgular. RABB'im, sorgudan uzak tutsun." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

7 "Seymen sözü diledi, yoğurdu üfledi de yedi. Yumuşak gelse sözüm, yanar içimde ÖZ'üm. Kendime söz veremem, VAROLAN'a yokluğu yakıştıramam." dedi, LOKMAN sözü aldı :

8 "Dinmeyen kandan, kimin sorgusu olur; durmayan suçlamadan, meydan kime kalır? Üzüm alsam elime, dileyene veririm; ayrı-ayrı görsem de, bir BÜTÜN'de eririm. Niyazında damarına üflesin, elde olan yaprağı gönüllerde saklasın, ‘Gelen-giden alır mı, dilediğini bulur mu?’ demeden, olanı-olduğu halde beklesin!" dedi, LOKMAN selamladı

9 "Dağlar yolum açacak, güller gününü seçecek, bileyen-dileyen ile dar geçitten geçecek. ‘EYVALLAH’ diyelim! Demde yumuşak yer diyen, değirmenden-değirmene su taşıyan." dedi, MERKEZ'im sözü aldı :

10 "Haktır HAK ile gelen, haktır HAKK'ın verdiğini bilen, haktır ‘RABB'im SEN'in ile.’ diyen, aldığı her lokmayı cümle ile yiyen." dediler, MERKEZ'im ile VEYSEL'im her öğünde buluştular.

11 "Dar gelmesin yollarımız, zor gelmesin dillerimiz, soğuk-sıcak günlerimiz." dediler, MERKEZ'im ile VEYSEL'im selamladılar.

12 "Attığımız adımları, bir-bir sayanlar bilir; getirdiğim gülleri, sevenler hep görür; DOST kapını açar da, sohbetine hep gelir." dedi, HAMZA DOST sözü aldı :

13 "Girmezsem bağına çıkamam dağına, düştüm AŞK ağına, selam dedim düğüne. SEN'siz kalmadım RABB'im, SEN'siz gülmedim RABB'im, SEN'siz olan hiçbir kulunu görmedim RABB'im." dedi, HAMZA DOST selamladı.

14 " ‘Dinlemeden sözümü, açma sakın yüzünü, budaktan sakın gözünü!’ dediler, bana akıl verdiler. ‘ALLAH'ım!’ dedim, HUZURU'nda dizimi büktüm. ‘Yerler-gökler SEN'indir, bilenden-bulandan eyle beni; yorulmayı dilemem, hatadan kolla beni!’ Gönlüm sesini verdi, cümle sesleri dürdü, genişlik sergim oldu, "RABİA SULTAN" adım kaldı." dedi RABİA sözü MERYEM'e verdi:

15 "Aydan-yıldızdan daldım, güneşin ışığında kaldım; aynayı ele aldım, güzelden-güzeli buldum. Bahçesine girdim gülleri açmış, açılan her gülünde seven güzeli seçmiş. ‘Seçen mi, seçilen mi güzel?’ dedim, kendi-kendime sordum. Seçen, bilendir; seçilen, sevilendir. Dumanlarımı sildim, her damlayı bir-bir okudum." dedi, MERYEM; " Her damlaya üç artı göz açtı; yerden aldığı, çimende gördüğü, birbirine eşit geldi. " dedi selamladı.

16 "Akan çeşmeye, nasipli gelmez; akan çeşmede, bilen çok durmaz; destisini doldurur, sırasını gelene bırakır. " dedi, BEHLÜL'üm sözü aldı:

17 "Adım atmazsan, merdivenden çıkamazsın; suyunu doldurmazsan, çiçeğine dökemezsin. Her olayın bir dolayı vardır; bilene kainat sonsuz, bilmeyene dardır. Gel el-ele olalım, akan suyu bulalım, elden taşı salalım, AŞK'ı ile kalalım.” dedi, BEHLÜL'üm oğulcuk ile gönülden-gönüle selamlaştı. " İlk adım, sonuna götürür; her adımda, geçeni bildirir; aynaya baktığın gibi, seni gösterir." dedi, selamladı.

MEVLÂNA'yım!

18 Eyersiz ata oturamam, bu gün gördüğümü yarına tutturamam, aldı isem gümüşü altın diye sattıramam, yediğim her lokmayı sevgi ile överim, yanlış adım attıramam. Gönül senle dostluğa girdik, senin ile en güzeli gördük, her anımızda RABB'imizi sardık, yaratılmış cümle ile DOST'luğu kurduk. Dileyelim dağılmasın, AŞK'ından başkasına eğilmesin.

MEVLÂNA'yım!

19 Geldik söze, bin-bir öğüt ile geldik size. Demde-hemde günün gecesi anılır, dilenen DOST sofrasında dileyene çağrı yapılır. İndiği basamaklardan adım-adım geri dönsün; ne sıcaktan-ne soğuktan şikayetçi olmasın, eline aldığı dalı asla kırmasın, ‘Dağılanı toplayım.’ derse, kendinde olanı görsün; DOST sözü bilenedir, hataya eğilmesin; ÖZ'ünü atıp, sözünü satmasın; aldığına, acı biber katmasın; elden-eli çekip te, kalın ipi tutmasın! Ağır gelir, sorgusu yarıda kalır. Ne dünü-ne günü, dağılandan olmasın; yaprağı bildi ise, kaderine ağlamasın!

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH