5 Eylül 1986 Cuma

MEVLÂNA'yım ben!

1 Gökkuşağı renklerindir, yerden alır, sudan verir; meyveyi ağaçta gören, kökünden gerçeği bulur. Ne dün ayrıda kaldık, ne günde DOST'luğu sildik; ‘Destan yazalım, fistan dikelim.’ diyenlerle YUNUS'u buluşturduk, dünü-günü konuşturduk.

2 "Ayrıda söz açılmaz, açılmayan kapıdan geçilmez; yerini bulmadı ise kulu seçilmez." dedi, YUNUS'um her adımda aldığını yudum-yudum cümlenize sundu:

3 "Sözümüz-sazımızı YUVA'mızda veririz, DOST olan her kulunu
birbirinde görürüz, bilinen kapıya el-ele yürürüz." dedi, selamladı.

4 "Öğünlerde buluşmak, düğünlere kavuşmak, cümlenizin dileğidir; kendi bilginiz, görgünüz, tavrınızın eleğidir. Niyazımız her nefeste, beden olduğunca ruhun kafeste. Gölgeyi silelim, aydın güne gelelim, sözümüzü gayrı dilden verelim. Dayanmayı bilmeliyiz, gönülden-gönüle uyanmayı duymalıyız, açılan kapıda hep beraber uyanmalıyız. ("Gayrı" dan murad; ‘yabancı dil’ değil, ‘Bundan sonra dilden verilecek’ demek galiba?) EYVALLAH. Uyanmayı dilediysen, yalandan uzak kal; yalandan maksat, kendi gerçeğine yönel." dedi ALİ sözü aldı:

5 "Her satırı yazdık-çizdik, her gönülde gezdik-gezdik, olumsuzu ezdik-ezdik, dileyenden düğümünü çözdük-çözdük, ağır gelen her taşı kuma çevirdik, günü güne devirdik, ‘İnanmam!..’ diyenden uzakta
durduk. Değişen; uymayana-duymayana gönül koymayanlardır, doğruyu gönülden kovmayanlardır.

6 Dağda bağda aradık, KİTAB verdi okuduk, KUR'AN'ını dokuduk,
‘DOKSANDOKUZU BANA, BİRİ SANA.’ denileni gelişte çözdük. Biri
maddeye, doksandokuzu sende olan ÖZ'e. Gölgeyi silelim, O'nun KİTABI'nda sadece O'nun okuduğu vardır bilelim! OKUDUĞUNU-DOKUDUĞUNU ruhaniyetimizde duyarız da, dağlar misali değişmeyiz. Çünkü asla O'nun bilgisine erişmeyiz. BİRİ’nde doymayı bilemediysek, göklerden-toprağa inemediysek; ‘YA ALLAH!..’ diyelim, sayfayı yeniden çevirelim.

7 Sözümüz dilden olacak, gönüller her nefeste AŞK'ı ile dolacak; suyun aktığı gibi, vardığı her yerde ağaçlar yıkanacak." dedi, ALİ selamladı. (Bizim vergimiz mi anlatıldı?) Kalemden, dile geçilecek. (Bir can ekler: "Sabahat Abla'ya söyledi.) EYVALLAH.

8 Seyreden her zerreye sorsan, ‘Nereye?..’ ; diyecek ki, ‘ÇAĞIRAN'a.’ Doğruyu bildiğim an, demde düşümdeki zan. YEMEN'den çağrılıdır. Kement atmadan gideceğin, ASLI'na an be an varacağın yerdir. Kayalar dahi durur, ağaçlar daldan-dala verir, kayıtta olana her bir varlık katılır. İşte senin KİTAB'ın, O'ndaki KİTAB'ın senin olan parçasıdır.

MEVLÂNA'yım!

9 KİTAB BİR'dir, BİR'lenmeyi bekler.

MEVLÂNA'yım!

10 HİTAB BİR'dir, gürlenmeyi bekler. Kaybı olan; kendinde arasın, koyduğu kayıtta kendini bulsun.

MEVLÂNA'yım!

11 Benden-ben sorumluyum, sana lokma versem de, başına taş ile vursam da.

MEVLÂNA'yım!

12 ‘Neden gelip verirsin, kimde neyi görürsün?’ denilir. Gelip vermem HAK EMRİ'dir, gönüller GÜLİZAR'ın GÜL'leridir, DOST bağının bülbülleridir. Biz nağmeye katılırız, sevinç ile MEYDAN'a atılırız, ‘Gel DOST!..’ deyip çağırırız. Gelmeyi dileyen, ‘GELSİN!..’ diye çağrılandır.

13 Arayana verdin RABB'im, aramayanı gördün RABB’im. Seni-senden ayırmayan, beni-bende kayırmayan YÜCE RABB’im! Açtığın bağlar bizedir, açan güller gözedir, her bir nağme sözedir; güzelden-güzeli verirsin de, aldığın bir gülen yüzedir.

14 Demde yüzen balıklar suyun rengini bilmez, derinden gelse bile ‘Nerdeyim?..’ diye sormaz; denizden, havadan, nerden alırsan-al, kimse bu yolda kalmaz.

15 Bir ince ipi aldım, ağaç dallarına sardım; ‘Yormadan büyüsünler, yerden aldıklarını yerde olana versinler.’ dedim de, ipin gün gelip kopacağını düşünmedim. İp, benim yapım; ağaç, RABB'imin. Yumuşak olsam dalına gelsem, ‘Benim de emeğim var.’ desem; öğünmem mi olurdu? YÜCE RABB'im KENDİ yaratır, kuluna övünme payı verir. YÜCE'nin var ettiği DOST'luğu kuralım, dayanmayı bilen ellere DOST selamı verelim!

16 ALLAH'ıma emanet olunuz, her bir isimden HAK KELÂMI'nı alınız! YUNUS, MEVLÂNA, BAYRAM, VEYSEL, sadece dünya ismidir. (Bir CAN ekler: ‘Hepsi bir BÜTÜN, fark yok.’) EYVALLAH.

17 DOST'luk; bilgide, görgüde, yargıda, sorgudadır. Gönülden-gönüle DOST'luk; yargıyı, sorguyu siler. Ruhaniyette ne yargı vardır, ne sorgu; muhabbet, muhabbet, daimi muhabbet vardır ve daimi kalacaktır, kul muhabbeti ile her kapıya varacaktır.

ALLAH'a ısmarladık.

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH