
“
İç içten ayrılırsa, iç dıştan sıyrılırsa; ÖZ VARLIĞI’nı duyar.
Donuk suyun, sevilmediği olur mu? Yeniye dedik, eskiye kattık; dünyada,
dıştan içi açmayı öğrendik. ‘Dıştan içi nasıl ayrılır,
ayrıldıkta nasıl açılır?’ denir. (Zahirden batını bulmak mı?) EYVALLAH. Olmayana yanmazsan,
duymayana kanmazsan; dıştan içe açılırsın, içten dışa yerini
bulursun. Meyhane sarhoşun, nayhane berduşun köşkü müdür,
arayanın meşki midir? Saraylar bizlerin değil sizlerindir. KÂBELER cümle
ile bizlerindir. Uygun olmıyan, sana uymayandır.
Görgünü açasın, az pişmişe, çok kaynamışa söz etmeyesin! Olanın
yeri, yumuşak yoldan söz bilir; ‘Dönük...’ deme, gün gelir yolunu bulur. Çizmeyi giyer misin,
danışılanı dünyaya serer misin; yazıyı diledin, elinde buldukta her
verilene uyar mısın? Yokluk çokluğun yargısıdır,
çokluk ‘Yandım.’ diyenin kaygusudur. El ele verelim, cümle kayguları silelim. ‘YARDIMCI’m kim?’ der.
Yazdığım sözden yerimi gönülden alsa da, ‘Çerağım orda kaldı.’ dese
de, elini bırakmadım. Yeniyi dedim. Yeniyi ‘Olumsuz!..’ demeyin! Dönüşe
yol açan, yerini cümle ile paylaşandır. SAHİB DUĞAN.” (Resim
verildi: SAHİB DUĞAN) SAHİB DUĞAN dediler,
Şam’da gönül yuğdular, eli ele verdiler.