
“Saymaya yönelin! Dayandığını bilsin, adadığına
sevinsin, ödediği ile övünsün. RABİA ile söyleştik, her
öğünde buluştuk, YUVA’nın havasına şükür kavuştuk. Övülen
YUVA’da, öğütülen kor vardır. Soğuktan sıcaktan DOST havası
oluştu, yaprak olan her kulu dostlar diye buluştu. ‘Nerde?’ denilir. (SEYYİT AHMET) Hudutta
adımız bilinir. Yoğun gelişin olduğu yerde, YEMEN hududu. Tabak
çanak yapıya gelir, dileyen kulu kapıda bulur. AŞK ile oluşan halde,
kulu kendini bilir.” SEYYİT AHMET, RABİA ile söyleşti. Dediler
ki: “ Her sofrayı bildik, her gönülde bulduk. Dilenen her yuvaya
geleceğiz, selam diyeceğiz. Alacak, bileceksiniz. Cuma günü selâda
geldiğimizi daha önce söyledik. Söz, verilenindir; ÖZ, bilinenindir; her
niyaz, gönülden iletilendir. Alınır, bilgi nakledilir. Dağlara sordum,
geleni gideni bilir misin? Yollara sordum, gitmeyi dileyeni iletir misin?
Dağlar alışır, yollar bilişir. Alan aldığı ile, bilen
verdiği ile önemini bulur.” dediler, cümlenizi selamladılar. “ALLAH’ım onlardan razı olsun, her niyazları yollarına
dursun. Kavak misali yücelsinler, çınar misali genişlesinler,
sarmaşık misali sarsınlar. YUNUS’um misali sorsunlar, KAYGUSUZ’a uysunlar,
BEKTAŞ misali dursunlar, duvara ayak koysunlar. BAYRAM misali doysunlar,
YAHYA misali dağıtsın, MERKEZ’im misali eğitsin, NUMAN misali
öğütsün!” dediler, her varolanın niyazını cümlenize bağladılar.