
“Suyunu yerde bil, sevgini
gönlünde bul.” dedi, SEYYİD SELAMET sözü
aldı: “Soydan
geldim, SEYYİD oldum; o’na uydum, kendimi bildim; suyunu içtim,
tadına şaştım. Danıştım; ‘Yolun kimdendir?
Suyun nerdendir?’ Dedi; ‘HAK’tandır, BİR’dir.
BİRLİK’ini bildim, bildiğim gün buldum.’ Dedi. ‘Bulduğunu veresin, sakın ‘Benim.’
demeyesin. Senin olan gönlündür, Benden gelen cümlenindir. Cümle ile
olan, selameti
bulur. Bulduğu halde görür, görgüde şekil silinir,
her kulda olaylar bölünür. Benden aldığını veresin, kulluğunu
bilesin, kulum olanı sevesin.” Sohbetimiz sürdü-gitti,
cümleyi kuzu misali güttü. Selamet denenin varlığı; yuvasında dirliği,
bildiğinde darlığı görendir, yuvaların selametine yürüyendir, ‘HAK
verdi, HAK gördü, HAK derdi.’ diyendir. SEYYİD
olmuşum, dardan bedenimi değil gönlümü sıyırmışım. Dönüyor her varolan, dönüyor darda kalan. Dönüş,
duruştur. Aynı noktaya geliştir. Yanılmayın!
Duruş, aynı noktaya geliştedir. Gelir, devrini görür, aynı noktada bulur.” dedi, SEYYİD SELAMET
yürüdü.