
Geçmişin hatasını günde görürsün.
Tövbekar ol ki, muradına eresin.
‘Bilerek-bilmeyerek,
duyarak-yanılarak kendimi hırsa verdim,
CAN’ıma cefa ettim.
Güzel bildim, yanıldım;
doğruyu öğrendim, ayıldım.
AFFIN’a varmak için yüce katını diledim,
acizane yalvardım.
BÜYÜKLÜĞÜN’e güvendim.
Çevirmezsin inandım ALLAH’ım.’ de

Ne olursa olsun, kul ALLAH’ıma dönsün.
Tövbesi onu kurtarır, niyazı kabul olur.
Denmesin ‘Günahım affedilmez.’
YUNUS’um der ki:
“İsyanın getirdiğini, bin tövbe götürmez.
İsyanın akıttığını, şelale aksa temizlemez.”

SAHİB’i,
“SON ANDA AYMAYI BİLEN DAHİ
KABULÜMDÜR”
demiş.
Tövbe;
bilerek işlediğin hatanın, affını dilemektir.
Hatayı işleyip de
tövbe edenin aynı hataya düşmesi,
ALLAH’ımı kendinden uzak tutmasıdır.
Tövbenin edilişinde:
‘ALLAH’ım, bilmediğim hatalarım için
AFFI’na sığınırım, hataya düşürme.
Kumunu elemek bende olsa da,
eleği vermek SEN’dedir.’ dersin.
Gönül ile edilen tövbenin,
gönülde olandan uzak kalışından değil,
ALLAH’ım ile arasına kul almayışındandır.
ALLAH’ımdan elek dilersin, kumunu elersin.
Sonra yine birbirine karıştırırsan,
elediğinin faydası nedir?
Af dilemek aynı.
Affın, tövbeye uyduğu bilinir.
Af dilerken, hatanı bildiğin için dilersen;
aynı hataya düşmek,
ALLAH’ımı uzak bilmektir.
Kum, kulun amelidir;
elek, ayırması.
İyi ile hatayı, mantık ayırır.

O'na sığındığın anda tövbeye girersin,
AŞK helvasını öylece kararsın.