
“Cehaletten gömlek misali sıyrıldılar, şah ile çobandan ayrıldılar, dumansız
gökte yıldızları derdiler.” dedi. “ Gömülü olana dünya gözü ile baktılar. Gönüllerde MOLLA’nın fenerini yaktılar. Şah
ile ÇOBAN’ı soranın, ÇOBAN’a ferman verenin; gün gelende, ‘Gel fistanlarımızı
değiştirelim.’ dediğini bilir misiniz? Şahın
zannı, ÇOBAN’ın fistanında. Gafil bilmez ki, gönlünün
destanındadır. Şah, her akçe ile alınanı alır.
Alınamayan, sadece gönüldür. ALLAH’ım cümleden RAZI
olsun, gelişinize ALLAH’ım tez izin versin.”

“Mor renge
ulaşmışsam, MOLLA ile buluşmuşsam, açan GÜL’den
konuşmuşsam; niyazımın gürlüğündendir. Olumsuza selam vermem,
eğri odunu doğru bahçeye sarmam, bu günümde yarınımı sormam. Güzelden
güzel ile bağlaşırım, DOST KAPISI’nda HAK DOST ile söyleşirim.”
dedi, MOLLA YEMEN’den selamını iletti.

"Dağlar ‘DOST!’ diye-diye
kendinde olanı saklar, ovalar ‘DOST!’ diye-diye gelen her kulunu bekler,
sular ‘DOST!’ diye-diye cümle kulunu paklar." dedi, RABİA,
FENARİ (MOLLA) ile söze geldi: "Bağladık sözü, bekledik sizi,
değirmende sakladık ÖZ'ü. Dünden-güne,
günden-yarına her adımda söyleşiriz, aldığımız çiçekleri birer birer
paylaşırız. Beklediğin sözden alacağın, gerçeğin yapısıdır; her çiçekte can
veren, RABB'imin toprağıdır. Unutulan değil gününde almayan dayanır,
güzelin yerine bilinmeyen boyanır." dediler, RABİA ile FENARİ
selamladılar.