
“Aldım-verdim,
şafakta yaprak
saydım.” dedi,
AYRAN VEREN söze girdi: “Demde kement atmadı,
sütü
sağıp satmadı,
dört aydan öte gitmedi.”
EYVALLAH.
(Benim düşündüğüme mi? diye sormuştum)
Uzak değil yakındır yattığı yer.
Vakit sorulur.
Yaşadığı
vakit
dört yüz yıl önce.
EYVALLAH.
(“1600 yıllarında” şeklindeki konuşmalara)
(AYRAN VEREN.
Resim
verilir) Doktorun yolunun üstünde,
kapalı
mezarlıkta
(Selçuk,
İzmir’in kazası yolu üzerinde mi DEDE’ciğim? )
EYVALLAH.
Demde
sözünü verir,
kozada görülür.
Dikime gidenlere,
“Ayran
versem, ‘DOST.’ denileni öyle görsem” dediğinde,
her gidenden niyaz
aldığı bilinir. Elden ele nasip iletilir. ‘Nasıl?’ dendi. Ekiciye
yardımcıdır, toplayıcıya olduğu kadar.
(Bize mi söylüyor acaba?) EYVALLAH.
(İsmi sadece AYRANCI
mı? Başka ismi yok mu DEDE’ciğim?)
Elbet
var.
AYRAN VEREN MUSTAFA.
Kapalı denilen, erken örtülen,
günü
geceyi bir bulan her yolcuya niyazdadır. “Kaşık verelim, DOST’u görelim.”
dedi AYRAN VEREN, sözü söz ile birleştirdi.
(Resim de AYRANCI MUSTAFA’nın mı DEDE’ciğim?)
EVET.

"AYRAN VEREN anılsa, gelen geçen
yanılsa; yolu veren kimdendir, gönderilen nerdendir? Açılan gözde değil,
seçilen sözde eğil. Dar gelirse fistanın, söz verirse destanın,
alacağını bağışla." dedi, AYRAN VEREN yolda kalanlara
yardımcı oldu.
"Ayran alalım dileyene sunalım."
dedi, AYRAN VEREN, yolun düzüne durdu: "Söz veren dize gelsin. Sazı aldı sözü
sildi, kayıtta olana değil, şahitte aradı." dedi, selamladı
yürüdü.