
“Selam sizlere. Elde gül, gönülde nehir; akın bizlere.” dedi, AHMED’im
geldi. HAZRETİ AHMED EL RUFAİ der ki: “MEVLÂNA ile geldik. Manayı
gönül ile, maddeyi düzen ile bulduk. AŞK ile uyduk, ‘SAMANYOLU’nda
buluşalım.’ dedik buluştuk. Ne mutlu bizlere; suyumuz akar, gönülleri
paklar. Ne mutlu bize; kahır çekmeyiz, ‘Neden?’ demeyiz. Ne mutlu bize; yudum
SEN’dendir, HİMMET SEN’dendir, alan gönüldendir. Ne mutlu bize; biz de SEN’deniz,
SEN de bizdensin. Ne mutlu bize; ‘Dünyada söze, perdede göze, ahirette ÖZ’e
getir bizi.’ dedik, duacı olduk. Ne mutlu bize; hepimiz buradayız, YOLUN’un
NURU’ndayız. Ne mutlu bize; gelenin mutluluğu, bizden değil
gönüldendir. Bizleri sevdi iseniz, ‘Yardımcı ol.’ dedi iseniz; ne mutlu bize, selam
olsun sizlere.”

“Kucak dolusu selam ile geldim, kamayı yolumdan çektim. Kunduz kamaya
söz etmesin, ‘Vazifem dalları yığmaktır.’ demesin, derecede eşitlik
görülmesin. HAZRETİ AHMED RUFAİ: “Umduğun gibi geldim, adımda ALLAH’ımın
AŞKI’na mühür bastım. Tekrar-tekrar sorulur, ‘Adın nedir?’ denilir. AHMED
olmasam, gönlüne vermesem, kucak dolusu sevgimle gelmesem; neyde neyi, açar
mıydın? Kainatın sırrı; neyde ney, odur. Sır neyde de değil, neyzende de. Ondan
gelen zandadır, onu çözen zamandadır. ‘Ney alsam, neyzen versem.’ der. Dumansız
beden, neye benzer. Neyi üfleyen, varsın sedasını vermesin. Neyde kayıp olur
mu, kula hata verir mi? Üflemek hoş. Seda vermedi ise neden yerinsin?
‘ALLAH’ım.’ desin, O’ndan beklesin. Nefeste keramet aramasın, heveste bulsun. Nefes,
heves ile güç bulur. Gelişim gönüldendir, verişim YÜCE’dendir. Adım
AHMED. Kayıttan verilir, kaygudan silinir, geçitte dürülür, el ele verilir. Kuşun
sesinde sonsuzluk aranır. Adım AHMED dedim ya. Selam ile geldim, sevgimi
söyledim. Adım ile geldim, resmimi verdim. Meşrebimi bilenden, adımda
sevgiyi bulana verdim. ‘YA ALLAH.’ dedik, selameti cümlenize diledik.”