
“Gelenin gülenin, yardımım bilenin; elinde, kalemindeyim.” Söz SİNAN’dan
geldi. (MİMAR SİNAN) (a’ya)

Sözün yapısına SİNAN geldi.
MİMAR." Yapıya AŞK'ımı kattım, gelişten bu güne adımı
kainata attım. Sevgi, kainatın imzasıdır. Unutma, her seven, silinmeyen imza
atar. Yoruma öyle gir. Yaprak dediğimiz, sepet ile getirdiğimiz odur.
Hayır, yazacağını verdik. Hayır, yazılacak. Derman dilediğin,
kapısına girişte durduğun değişse; senden
aldığındandır. Gömülü diye bildiğini silsin. Deneyde kendini ayıran,
ayırdım diye derdine düşenin, elbet gelişimi bilinir. Bildiğin
günde, böldüğüne uyamayan görülür. Elbet değişenden olur. Alanı
bilir. Katıya verdiği, gedik diye durduğu yol açılır; gemide olanın,
adından sorulanın yapısında, konuğun sevgisi görülür. Aymayı bilenden olalım,
ağacın yapısından kökünü bulalım, fikirde uymayana, 'Dönüşü yasak.'
demiyelim. Ağaçtan gelenin, sergiye konulanın verdiği; dilenendir.
ALLAH'ıma emanet olunuz, sergiye koyandan sorunuz. ALLAH'a ısmarladık."

“SİNAN ile söyleşsek,
dağda sümbül toplasak; gerçek bilgi dediğimde, gördüğümüzü
katlasak, boy-boy bohça dolardı, gedik bize gülerdi.
Dağılandan
eğilme ki, topladığına sevinesin.” dedi, SİNAN selamladı.

(ER
kişi, kimdir?) “Dağdan taştan dem vuran, yolun başında duran,
komşu ile söyleşen, konuk ile paylaşan her kulu, ERLİK’tir
yolu. Mimar temel bilirse, duvarı öyle bulursa, çatısına bayrağı eli ile
koyar.” dedi, SİNAN sözü aldı. (MİMAR SİNAN mı?) EYVALLAH. “Saçımın her telini kendim taradım, toprağın rengini kainatta
aradım. ‘Dur.’ deseler durmazdım, bilmeyene sormazdım, gülmeyenden yormazdım.
Güzele baktım, çubuğu öyle yaktım, betonu temele döktüm. Çocuk ile bir
oldum, büyük ile hep doldum, ‘Bilmem.’
diyenin yanında kaldım; ‘Yan duvar eğri.’ dese, yıkıp yeniden
ördüm. İnanç, imanımı bütünledi; iman, emeğimi tanımladı; gölgesiz
adıma RAHMETİ’ni verdi, cümle alem adımı gönlüne sardı. El ele olalım,
DOST halinde kalalım.” dedi, SİNAN günde gelene selamını iletti.