
O gün geldikte, orman yandıkta;
tümü kül olur.
O gün geldikte, tümü kül oldukta;
üfürülenden sorulur.
Oluş, ölüş; mesnetsiz kalmaz.
‘Kalan yok mu?’ denir.
Elbet yok.

‘Geldik nerdeyiz,
bugünleri sevdik kimdeyiz?’ dersen,
olduğun günü sormuş olursun.
‘Üflenen nedir?’ dedikte,
BEZM-İ EZEL’e dönmüş olursun.
O’nun üflediğine dönelim.
Ocağa koyduğun tasın içindeki su buharlaşır.
Ne var ki, ateşi fazla geldikte nasıl yanarsa,
kul da öyledir.

RUH'un var ettiği MELEK'tir.
O'nun üflediği RUH.

VEYSEL’im sözü aldı:
“ ‘Hani SENİ bana bulduran,
hani SENİN ile beni olduran,
hani gönlümü AŞKIN ile dolduran nerde?’
dedim de, nefsimi
NEFESİN ile binbir zerreye böldüm.
(Buradaki NEFES’ten murad ne?)
Sana ÜFLEDİĞİ!...”

Mevcut olan AŞK’ı,
SEN’den sana üfleyen O’dur,
mevcut eden de O

HAMZA dost sözü aldı:
(Cümle mi EFENDİM?)
“MAYA’nın varlığına inanan her kuluna…
MAYA; O’nun sana ÜFLEDİĞİ’dir.
Öyle ise her kulu O’nu bilecek,
O’na döndürülecektir...”