Hac
27
Müstesna gecedeyiz,
ALLAH’ım için sohbetteyiz.
Sohbetimiz bol olsun,
yediğimiz bal olsun,
giydiğimiz şal olsun.
Bilir misiniz ne dedim?
Hac elbisesini söyledim.

20-2
Medine, gitmeyi dilediğiniz.
Doğuşu-oluşu-göçü
umduğumuza erdirse ALLAH’ım,
elbet seviniriz.
Ne var ki, dilersek, gönülle de varırız.
ALLAH’ım gönülle varışı nasip etsin,
kulunu layık görsün.
Mertebe;
gitme ile değil,
varma ile alınır.

28
YUNUS’um der ki:
“KABE olsa, tavaf etsen;
gönülü bir kenara koydu isen,
aradığında bulamazsın.”
Beden bedeni tavaf etti ise,
bedende yol arama.
Müstesna kul,
bedeni bırakıp,
gönül ile tavaf edendir.
Gönül ile tavaf nedir?
Haccını varmadan bulan,
ölmeden ölen, görmeden seven,
duymadan ilmine varandır.
‘Varmak, yumuşak kula vergidir’ denir.
Gönül al da gör,
kulunu beklemeden sev de gör,
almadan ver de gör;
ne KABE’ler ziyareti yapmış olursun!
Verdiğini demeden, sevdiğini bilmeden,
gözünü sakınmadan, verdiğinden yakınmadan,
yamayı şikâyetsiz karşıla da gör.
‘Verdim görmedim, karşılığını almadım’ dersen,
yamayı atmış olursun.

21
Maddeyi her kul kendince  yorumlar;
manayı ALLAH’ım dilediğince kurar.
(Hacca gitmek bile parayla değil mi efendim?)
Parayı, kul yorumlar.
(Bir can ekler: ‘Hakikatte hacılık gönül hacılığıdır,
orada paraya ihtiyaç yoktur’)
EYVALLAH!
‘Farz oldu’ diyelim,
NASİBİ’ne sığınalım.

14-1
“Ham elmayı toplamam,
yıkanmamış çamaşır katlamam;
sevgiliye verdiğini sunmazsam,
güzel günü asla beklemem.”
dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:
“İnce aldım bezini,
beyaz dedim tacını;
saydığım anda buldum,
gönlümdeki haccımı.”
dedi, BEHLÜL’üm selamladı.