
Yokluk, varlığı içine almaz

Yoktan var, vardan yok olmaz.

“Ateş oldum yandım, alevine kandım.
Kömür oldum dondum.
Kıvılcım aldım, yanmayı öyle bildim.
İçin için yandım, kor oldum, küle döndüm.
Kül oldum rüzgarla savruldum.
Her tozuma ad koydular,
adıma YUNUS dediler.
Okudular, bildiler.
Uyanlar, eridiler.
Saf saf olup geldiler geldiler.
Ne buldular?
Bulduğumuz HAK’tır bizim.
Yaktığımız, yokluğun çubuğu.
‘YA ALLAH!’ dedikte,
AŞK ile yola girdikte;
yokluk yoldaşımız, varlık haldeşimiz olur.
(Varlık HAK mıdır?)
O’nun SIFATLARI.
Ayyaş, döner dolaşır, şarap ile halleşir.
Miyarı bağdır onun.
Aşık, yanar tutuşur,
miyarı dağdır onun.
Bülbül yaylada, sülün ovada,
martı deryada yoldaş bulur.
Ne martı dağda kalır,
ne bülbül deryaya uzanır.
Aşkları ayrı mıdır?”

Yokluk varlığın özüdür.
Varlık yokluğun gözüdür.
Gören çözer, duyan çizer.

'Yokluk nedir?' diyene:
Değişeni bilmeyen,
bedenin aldığını RUH’una mal etmeyen,
yokluktan bahseder.