YUNUS EMRE der ki:
“Mideyi denemedim, aç kalırsam demedim.”
‘Name gelsin yol bilsin, yolu bilen elin versin’
dedim, gelene uydum.
Yanıldığın; gelenin kimden geldiğini bilmemektir,
gelende O’nu bulmamaktır.
O’nu bulduğum an, kendimi de buldum,
kendimde O’nu bildim.
HAK, arayanındır.
Elbette bulur, yanında kaydını yaptırır.
(Dünyaya gelirken, yazılı olan kaderimizdeki olayları; dualarımızla önceye veya sonraya aktarmak
bizim elimizde mi?)
YUNUS’um yazdı çizdi, dünyada iken çözdü.
Yolunu uzatırsın veya anda bulursun.
Uzatmak veya anda bulmak sendendir.
Sen ben değil biz olalım;
olgunlukta O’nu bulalım.
Doğru beni aldırdı, kör kuyudan kaldırdı.
Hem güldürdü hem buldurdu.
‘ALLAH’ıma şükürler’ dedirdi.
BEHLÜL
HAK SOFRASI açılır,
yolumuz dilenen yerden geçilir.
Katıldığım her sofrada O’nun ADINA gelenleri gördüm.
Her kulunun görevi sofraya oturmakla beraber,
her sofrada RESULÜ’nün edep ve erkanını görmek, uygulamak, sürdürmekle yükümlü kalır.
Emek verilen her hizmet, eldeki eşyaya değer kazandırır. Her sofra, kulunun ÖZ’ünü ÖZ’üne tanıtır.
ÖZ’ün ÖZ’e nasıl tanınacağı soruldu.
Her yaratılan, kendinde olan ÖZ’ü bulur
ve kendini bulduğu halde, sende bende olan ÖZ’ü bilir. Kendini bilmeyen beni seni de bilmez.
Günlerin en güzeli,
kulunun kendini bulduğu gündür;
yolların en güzeli,
kulunun uyduğu gündür.
Çiçeği gördüm
Böceği aradım
Dediler ki;
Çiçek dokuduğunuz
İşlediğini sergileriz
Birbirinize sorgularız
Bilenden mi bulandan mı alırlar?
(Bilen kim? bulan kim?)
Bilen her zerre
Bulan, zerreleri birleyen
|